Mal-Mülk Hırsı ve Güç Zehirlenmesi

İsrafın haram olduğunu çocuk da biliyor, büyükler de biliyor. Bunu Müslümanların daha iyi bilmesi gerekirken neden onlar bu kurala uymuyorlar? Dillerinden Hz. Ömer ve Hz. Ebubekir’in adaletini düşürmezler ve kendilerinin yaptıkları israfları ve yanlışlıkları görmezler.

            Ordu-Giresun arasında Deniz’in doldurularak yapılan havaalanın açılışını yapmak için Cumhurbaşkanı Recep T. Erdoğan ve Başbakan Ahmet Davutoğlu ayrı ayrı uçaklarla Giresun’a geldiler. Peşlerinde devletin yüzlerce resmi plakalı araçları, binlerce devletin koruma Polisleri ve Belediyelerinin sonsuz imkânları, taşınan binlerce insanlar, harcanan milyonlarca yakıtlar ve daha neler neler, seferber edilmiş! Halka tasarrufu teşvik ederler ve kendileri saltanat sürerler. İkisi de tek bir uçakta gelselerdi ya! Bu kadar şatafata ve israfa ne gerek vardı. Yazık değil mi bu fakir ülkeye?

Gelinen nokta ortada… Bir tarafta mal-mülk hırsı ve güç zehirlenmesi, şöhret körlüğü öbür tarafta ihlâslı cami cemaatinin hayal kırıklığı…

            Bunlar dava adamı ya! Dava adına kurulan bütün kuruluşların, sermayelerinin ilk nüvesini cami önünde toplamış oldukları görülür. Allah daha çok versin, damlaya damlaya göl olurmuş, söz konusu kuruluşların zamanla gazeteleri, televizyonları, holdingleri, bankaları ve partileri oldu. Hatta bazıları iktidara bile geldi.

            Mesela Türkiye’de olduğu gibi Tokat’ta YİMPAŞ mağazalarına fakir vatandaşları hissedar edip yıllarca emek verip biriktirdikleri alın teri paralarına yüksek kâr katarak değerlendireceklerini söylediler. Kârını bırakın bu fakir-fukara anaparasını alamadı ve hepsi mağdur edildi. Buralara bu vatandaşları üye yapanların hepsi inançlı insanlardı. Sözde cami-cemaati idi.

            O gün bunu yapanlar şimdi de şehirlerin en güzel, değerli arazilerini kapatıp sonra AVM yapmak, soruları çalıp yandaşlara dağıtmak, rakip görülen masum insanları hapishanelerde çürütmek, doğruları söylemeyerek dilsiz şeytan olmak… Hepsi ama hepsi inanç uğruna…

Baş Vezir AYAZ’IN hikâyesi:

            Rivayet ederler ki Gazneli Mahmut’un, köylerde dolaşırken “Ayaz” adlı bir çocuk dikkatini çeker. Saraya getirip giydirir kuşatır. Bu dürüst ve kabiliyetli genç kısa bir sürede devlet yönetimine geçer. Üçüncü vezir, ikinci vezir derken baş vezir olur. Onu kıskananlar onun açığını bulabilmek için işe koyulurlar. Bakarlar ki Ayaz her sabah sarayın bir köşesinde bulunan küçük bir kulübeye girip çıkıyor. Padişaha gidip, baş vezir Ayaz’ın hazineyi karınca misali kendi kulübesine taşıdığını söylerler.

            Gazneli Mahmut yetkililere kulübeyi açıp içindekileri tespit etmelerini emreder. Kulübeyi açarlar, bir de bakarlar ki içeride sadece bir aba ve bir çift çarık var… Meğerse Gazneli Mahmut’un veziri Ayaz aslını, geldiği yeri unutmamak için her sabah, saraya geldiği zaman üzerinde bulunan çarık ve abayı ziyaret ediyormuş… Kıssa bu, hisseyi siz çıkarın...

            Kendini inanç gurubunun önderi-lideri görenler, para-pul, makam-mevki, şan-şöhretle karşılaşınca asıllarını, geldikleri yeri unutarak amacı araç ve aracı amaç olarak görmeye başlıyorlar. Bir kaç yıl içinde dolar milyarderi olup, ondan sonra da halka hak ve hukuktan bahsedip malı götürüyorlar.

            Allah’ın ayetleriyle “Bakara-makara “ deyip dalga geçen ve 17-25 Aralıkta dolarla haşır-neşir olan bakanı kendine baş danışman yapan, halkının anasına ve avradına söven iş adamını koruyan birisi çıkıp halka halâ ahlak dersi verebiliyor.

            Kimler geldi, kimler geçti bu dünyadan…

            Mal da yalan mülk de yalan, gel biraz da sen oyalan…

            Demişler ki:

            —Geçmişin de Allah’a perdeder geleceğin de!

            —Hürmet eden hürmet görür!

            —Tatlı yaşayan acı ölür!