Fetih ve Fatih

“İstanbul elbet fethedilecektir. O’nu fetheden ne güzel kumandandır, O’nun askerleri ne güzel askerlerdir.”

            Bu haftanın bütün ülkede “Fetih Haftası” olarak görkemli bir şekilde kutlanacağı günleri bilmem ne zaman göreceğiz.

            Şu fani dünyada, âlemlere rahmet olarak gönderilen Resulullah Efendimizden (S.A.V.) övgü almaktan daha güzel ne olabilir?

Elbette ki hiçbir şey…

            Millet olarak Fethin ve Fatih’in bütün vasıflarını tanımaktan ziyade anlamak; gönül hanemize fethin manasını nakşetmek, yeni fetihlerin müjdesini almakla eş değerdir.

            Hiç şüphesiz Fetih ve Fatih’i anlamanın yolu, Osmanlı’nın gaza meydanlarında yola çıkışının sebebine bilmekle mümkün olur.

            Osmanlı bütün tarihi boyunca “İlâ Kelimetullah”ı, yani Allah’ın ismini “Kızıl Elmaya” götürmekten başka hiçbir şey düşünmedi.  En sıkıntılı devirlerinde bile Kuran’a ve Kur’an yoluna en büyük hizmeti götürmek için büyük gayret sarf etti. Hicaz Demir yolu yapıldığında, Medine’ye giden trenin raylarına çuha döşeyecek kadar inceliğin sahibi bir milletin; Allah’tan ve O’nun yolunda fetihler yapmaktan başka ne amacı olabilir?

            Elbette Fatih’in ve çevresindeki güzel insanların İslam’a bağlığı, Osmanlıyı bir ilim ve irfan memleketi haline dönüştürme çabaları boşa çıkmamıştır. Yalnız ülkeler değil, gönülleri de fethetmenin yolunu arayan bir millet olduğumuzu asla unutmayalım.

Fetihle alakalı bunca tarihi birikimi olan bir milletin ferdi olarak, Fetih kelimesini manasını incelemek için biraz daha derinlere indiğimizde, Rabbi-Zülcelâlimizin “El-Fettah” ismi şeriflerinin inceliklerini görmekten kendimizi alamıyoruz.

            “El-Fettah” (C.C)”: “Kullarına rahmet kandını açan ve her türlü müşkülleri kolaylaştıran.” Manasıyla yalnız kapalı olan her şeyi açması anlamıyla değil; insana zafer yollarını ve cennet yollarını da açmayı kuşatan bir mana ihata etmektedir.

İsterseniz bu güzel ismin biraz daha detayına inelim.

            Dünyada hiçbir şey olduğu gibi kalmaz. Mutlaka zaman içinde inişli çıkışlı bir değişim vardır. Gün olur insan gam seline gark olur. Gün olur zindanlara düşer. Hazreti Yusuf gibi... Gün olur öyle bir aşka düşler ki, onun gönlünü o sevdadan koparıp almak mümkün olmaz. Her türlü sıkıntını, her türlü derdin, kasavetin ve acının huzura çıkan kapısını aralayacak olan, geceyi gündüze çevirecek olan, anneye nur topu gibi bir çocuğu kucağına alıp koklamayı nasip edecek olan hiç şüphesiz Allah’tır. (C.C.).

            Bugüne kadar O dilemedikçe hiç kimseye zafer kapıları açılmamıştır.

İnsanı hicran gecesinin sabahına çıkaracak Allah’tır. (C.C)

            Bütün hayır ve bereketin, bütün, ilim ve hikmetin miftahı yüce yaratıcımızın elindedir.  O dilemedikçe kimse manevi surların değil, maddi surların kapısını dahi açamaz.

            Kul isteyecek, O’na teslim olacak. Çalışacak, didinecek, O’na şirk koşmayacak. O’nun yolunun yolcusu olacak. Eğer böyle bir teslimiyet olmazsa fetihten ve Fatih’ten bahsetmenin lüzumu yoktur. 

Fatih, öncelikle gönül dünyasında “Mutlak Teslimiyet” vasfını tamamlamış bir şahsiyettir. Hocası Molla Gürani ile birlikte Hazreti Eyüp’ün kayıp kabrini gönül diliyle bulmaları bu sebeptendir.

            Evet,  “Mutlak teslimiyet” olmadan asla fetih kapıları açılmaz.

            Fatih’i anarken, fethi yaşarken, Fetih Haftasını kutlarken, sadece öndeki resmi görmek yetmez. Arkada o resmi yapan ressamın yaratıcını ve O’na teslimiyetin ruh dünyasını anlamak icap eder.

            Allah bu millete yeniden “ Mutlak Teslimiyeti” ve yeni fetihleri nasip etsin!...

            Selam ve saygılarımla…

           

 

Mehmet Emin ULU