Yine Gümenek

Yıllar önceydi. İlkokul öğretmenim sevgili İsmail Şahin liderliğinde bir minibüs dolusu öğretmen, Almus Barajını görmek için Çorum’dan Tokat’a gezi düzenlemişler. Tokat’ta buluştuk. Öğle yemeği için öneri istediler. 

            -Uygun nevale alıp Gümenek’e gidelim. Yemek yerken piknik de yaparsınız. Güzel mesire yeridir.

-Gümenek mi, Gomenek mi? Öyle yerler bizi ilgilendirmez. Biz uygarlık meraklısıyız. Irmağın, insanoğlunun emrine nasıl alındığını, elektriğin nasıl üretildiğini, kısaca Almus barajını görmeye geldik gibi gerekçelerle önerim beğenilmedi. Öğle yemeğini Cimcim lokantasında yediler.

Almus’a gittik. Bir yetkilinin rehberliğinde barajı gezdik. Dönüşte ısrarım üzerine lütfen Gümenek’e uğradık. Uğradık uğramasına ya Gümenek’e girince baylı bayanlı koca koca öğretmenler çocuklaştı. Parktaki oyuncakları paylaşamıyorlar. Cennet gibi doğada hayli eğlendiler. Israrımın haklılığını teslim ettiler.

Dönüşlerinde bir bahçe sahibinin ikram ettiği elma öykülerini çok dinledim. Demek ki mevsim son baharmış… 

***************************************************

Sevgili Duran Güner’in teşvikiyle ilkbaharın son günlerinde üç arkadaş, eşlerimizle birlikte piknik kararı aldık. Nereye gidelim sorusu üzerine hiç düşünmeden Gümenek dedim. Daha önce gittiğimiz Topçam pikniğinin tadı damaklarımızdaydı. Ne var ki havalar henüz ısınmamış ve yağmur ihtimali vardı. Topçam yaylasında barınak yoktu. Arkadaşlarım, Gümenek’in yeni durumunu görmediklerinden yıllar önceki el değmemiş, yağmurdan korunaksız halinin değişmediğini düşünerek öneriye sıcak bakmadılar. Piknik için dostumuz Duran Coşkun’un bahçesini uygun görmüşler. Gece yarısı beni arayan Mehmet Tapar, kararlarını tebliğ etti. Yağmur yağarsa bağ evine sığınabileceğimizi bildirdi. Hem pikniğe Duran Coşkun da katılmak istiyormuş.

Ben, dilimin döndüğü kadar yeni Gümenek’i anlattım. Kerhen razı oldular.

Yeni Gümenek’i görünce ısrarımın haklılığını onlar da kabul etti. Aynen öğretmenim ve gurubu gibi…

Duran Güner’in başarılı organizesiyle unutulmaz bir gün yaşadık.

Kameriyeler, tuvaletler, ocaklar, en önemlisi de minnetsiz ve sınırsız bir özgürlük ortamında pikniğin tadını çıkardık. Mayısın gümrah yeşiliyle süslenmiş çevremizdeki diğer piknikçiler az ama hepsi de seçkindi: Öğretmenler, üniversite öğrencileri. Vb. Gençleri izlerken gençliğimize dönüyor. Cahit Sıtkı’nın çocuklarla beraber çember çevirmesi, göklerin maviliğini kuşların kanadında okşaması gibi biz de top oynuyor, türkü söyler gibi oluyoruz, onlarla.

Bulutların ipek gölgesi börtü böcek, Yeşil Irmak’ın coşkun suyu, canlı cansız hepimizin yüzümüzde hışırdıyor.

Duran Güner’in esprileri, Mehmet Tapar’ın ona takılmaları, Duran Coşkun’un gün yüzüne çıkmamış kısa öyküleriyle günün nasıl geçtiğini anlayamadık.

Sıcak ve samimi dostluk, şaka - şamata ile yaptığımız dörtlü tavla turnuvasında en acemimiz sevgili Duran Coşkun’la baş edemedik. Tokat’ın en usta tavlacısı Mehmet Tapar bile… Zar gelmezse ustalık para etmiyor diyor.

 

Oyun zorla değil, zarla kazanılırmış...