EVET-HAYIR

Evet – hayır ikilisinin yaptığı çağrışım kişiden kişiye göre değişir. Çünkü çağrışım denen iç duygu, kişinin yaşantısı ile doğru orantılıdır. Mesela, “akşam” kelimesini ele alalım. Akşam dendiğinde insanlar üzerinde ortaya çıkacak çağrışımlar şöyle sıralanabilir; karnı aç olan için akşam yemeği, namaz vaktini bekleyen için ezan vakti, çalışan biri için mesai bitimi, şişenin dibini bulmak isteyen için balkonda bir tek atacağı akşamsefası gibi vaziyetler sıralanabilir. Çağrışım eşittir kişinin dünyaya bakışı denebilir.

Evet-hayır ikilisinin çağrışımları bu günlerde referanduma kilitlense de elbette başka çağrışımları da vardır. Mesela, TRT’nin tek hakim olduğu dönemde evvvvet hayııııır diye havaya zıplayan Erkan Yolaç’ın meşhur yarışması akla gelebilir. Hayatı testlerle, sorularla çevrelenenler için iki şıklı bir sınav olabilir. 12 Eylül darbesinin sonunda Kenan Evren’in yaptırdığı Evet-Hayırlı kara bir leke olan referandum da hatırlanabilir. O kadar uzağa gitmeden Cumhurbaşkanlığı seçimleri için sandık başına gidip evet hayır diyenler de sonucu belli referandumu hatırlayacaklardır.

Referandum yaklaştıkça memleket gündemi hareketlenecek. Liderler şehir şehir gezerek kendi renklerinin tercih edilmesi için meydanlara seslenecekler. Ramazan geldi. İftarlar, sahurlar kuru gürültüye kurban edilecek gibi görünüyor. Kenan Evren, cumhurbaşkanı sıfatı ile il il dolaşırdı. Bu geziler eğer ramazana denk gelmişse, “Seferiyim.” deyip yer, içer gezilerini aksatmazdı. Bakalım seferilik şimdi hangi liderlere sirayet edecek?

Yaz sıcağında kimler gidip de miting alanlarında vakit geçirir bilinmez. Bizde işler hep kurulu bir düzene göre işlediğinden ne kadar miting yapılsa, ne kadar sözler havalara savrulsa da herkes bildiğini okuyacak. Şu gerçek ki; iktidar kim olursa olsun yaptığı şeyin mahiyetine bakılmazsızın muhalefet karşı gelecektir. Bizde gelenek böyle.

Tokat’ta yerel bir televizyon, meydanda vatandaşlara oylarının rengini ve sebebini soruyordu. Hayır diyenlerin neredeyse hiçbiri anayasanın değişen maddelerinden bî haber görüldü. Sebepse açık ve net; “Biz parti olarak hayır diyeceğiz.” Yani maddelerle, değişimle ilgilen yok, onlar için önemli olan iktidara karşı muhalif olmak.

Referandum değil aslında benim sıkıntım. Geçen haftalarda doktorların tam gün yasası yine durduruldu, iptal edildi, muhalefetin marifetiyle halkın önüne yine setler çekildi. Doktorlar muayenehanelerini kapatıp tam gün hastanede çalışacaklardı. Bundan güzel ne olabilir. Bu uygulama zaten başlamıştı. Doktorlar tam gün hastanede idi ve son zamanlarda yığılma, gürültü, patırtı olmadan herkes işlerini gördürebiliyordu. Hastalar istedikleri her yere rahatlıkla sevk ediliyordu. Eskiden böyle miydi? Doktorun muayenehanesine uğramadan, yani doktoru görmeden (!) bir başka hastaneye sevk olmak -hele de başka ilde bir hastaneye- mümkün değildi.

Muhalefet demek ki halkı değil de doktorları daha çok düşünüyor olmalı ki iptal için hemen geleneğini bozmadan mahkemenin yolunu tuttu. Hastaları yine muayenehane kapılarına mecbur etmek için soluğu mahkemede aldı. Mahkemeler de zaten geleni geri çevirmek olmaz deyip ya yürütmeyi durduruyor ya da iptal ediyor. Meclisin aldığı kararı mahkeme iptal ediyorsa “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir.” sözü boşlukta kalmış olmuyor mu?

Muhalefet demek kayıtsız şartsız iktidarın yaptığını eleştirmek olduğu müddetçe daha çok mahkemeler aşındırılır, daha çok referanduma gideriz. Meclisten daha çok mahkeme kapısında vakit geçiren partilere şahitlik ederiz.

Evet- hayır konusunda yorum yapmak bana düşmez. Çünkü bu referandum öyle bir hale geldi ki yeni anayasa değil de sanki hükümet oylanacak gibi bir hava oluşturuldu. Muhalefetin telaşı da bundan olsa gerek. Anayasa kimin umurunda? Önemli olan iktidarın dediği olmasın da gerisi boş. Muhalefetin fikri aynen bu yönde.

Evet-hayır meselesi derin mevzu. Ben devlet memuru kalbimle yorum yapamam. Aslında oylanan anayasa olduğu için gönül rahatlığı içinde oyumun rengini söylemeliydim ama mevzu iktidar muhalefet seviyesine çekildi. Artık olmaz. Ben oğlumun referandumunu bilirim. Onun oyu açık. Kesinlikle “hayır” kelimesini sevmiyor. Ne isterse “evet” dememden yana. Yoksa kıyameti koparıyor. Bana düşen de oğlumun gönlünü yapmak. Elbette onun da bir bildiği vardır. Kim bilir?