Var Mı Bunun İzah Tarzı?

Dün sabah “Son dakika” haberini duyduğumda, acı acı tebessüm ederek geçmişe doğru yarım asırlık bir yolculuk yaptım.

Evet, yarım asır önceye, yani 1966 yılında Süleyman Demirel’le ilk karşılaştığım günlere yolculuk yaptım. Almus Barajının açılışı bu yılda olmuştu.

O gün Sevgili Başbakanımız Almus’un girişinde bayraklarla karşılamıştık. Orta birinci sınıftaydım. Üzerimde başkalarının yardım olarak verdiği elbiseler vardı. Aynı gün koşa koşa barajın açılışına gittim. Dolu savak üzerinden açılışı büyük bir mutluluk ve heyecanla takip etmiştim.   Yıllar sonra pek çok yerde Onu “Barajlar Kıralı “ olarak tanıdık ve öylece kaldı.

Saygıdeğer Süleyman Demirel daha sonraki yıllarda hayatıma pek çok kez girdi. Onu ikinci Menderes gibi görenlerin sayısı hiç de az değildi. Gençliğimin ilk yıllarında ben de öyle görüyordum.

Gıjgıj’da çökelikli ve bulgur pilavı yiyen başbakan diye gönüllerimize yer etti.

Sonrası… Sonrası malum.. İhtilallerin, muhtıraların başbakanı ve cumhurbaşkanı… “Baba” lakabıyla halkın gönlüne taht kurmuş bir beniâdem… 

Altı defa gidip yedi defa gelen, şapkasını kaptırmayan bir siyasetçi…

Süleyman Demirel daha sonraki yıllarda farklı şekilde hayatıma girdi. Hatta bir ara son derece özel hatıralarını yakın bir arkadaşıyla yazmam gündeme geldi. O arkadaşı hepinizin yakından tanıdığı Ali Tepe’dir. Neden sonra Ali Tepe beyefendi bu fikrinden vazgeçti… “Ancak Süleyman Demirel Vefat etmeli, bu hatıraları yayımlamak için...” diye konuştu… Vazgeçtik… 

Üniversite hayatımın en can alıcı noktalarından birinde de Sayın Süleyman Demirel hayatıma girdi. Öyle bir girdi ki; beni, üniversiteden bile etti…

Şimdi bir atasözü gibi dillere pelesenk edilen, bundan sonra da edilecek olan “Yollar yürümekle aşınmaz” tabirini bir gazete yazımda kullandığım için, 28 Şubat şakşakçıları tarafından “Cumhurbaşkanına Hakaretten” hakkımda şikâyet gündeme geldi. Kulakları çınlasın, bir gazeteci ağabeyimiz de bu şikâyetin başaktörüydü.

Hakkımda üniversite disiplin kurulu meslekten atma cezası verecekken “Maaş kesim” cezasıyla kurtuldum. Fakat ikinci bir kararla beni üniversiteden atmak için yeni bir kovuşturma daha açılmıştı. Emekli olarak bu beladan kurtuldum. Sonradan Bölge İdare mahkemesinde davayı kazandım. Suçlu olmadığım, aslında Sevgili Süleyman Demirel’i övdüğüm ortaya çıktı. Fakat kendi isteğimle emekli olduğum için üniversiteye geri dönemedim… Çok sevdiğim hocalık mesleği böyle hitama erdi. Hâlâ bu olay içimde bir ukdedir.

Öyle değil mi Gazeteci ağabeyim? Yine de söyleyeyim: “Yollar yürümekle aşınmaz”. İnsanın ömrü aşınıyor ve sonunda hakka teslim oluyor…

Haydi, Allah için söyleyelim bakalım, bu gerçekten kim kaçabilir? Yarın huzuru mahşerde kimin hakkı kimde kalacak?

Asla kimsenin hakkı kimsede kalmayacak. Boynuzsuz koyun, boynuzlu koyundan hakkını alacak… Öyle değil mi?

Öyleyse söyleyin bakalım: “Va mı bunun izah tarzı?”

Ne diyelim, Allah rahmet eylesin!…

gBatmantaş grup yolu yapılıyorYak’tan taviz vermeyen öncülere bin selam olsun!” diyoruz.