BİR SEMAVERLİK MUHABBET

                                                          Hasan AKAR

 

 

 

“Bir semaverlik muhabbet ömür dediğin,

Ve göz ufkunda bir kağnıdır göçer gider,

Palandöken yaylasında bir türküdür zaman

Ötesi karlı bir düş,uçar gider.”

 

Şair,yazar TÜRKSAV(Türk Dünyası Yazarlar ve Sanatçılar Vakfı) Başkanı Yahya AKENGİN Ağabeyin ” Bir Semaverlik Saltanat “adlı hatıra,mektup türündeki son eseri Bilgeoğuz Yayınları tarafından İstanbul’da yayınlandı.10-13 Haziran 2010   tarihleri arasında Tokat Şairler ve Yazarlar Derneği ve Kümbet Dergisi olarak davet edildiğimiz 18. Elazığ Hazar  Şiir  Akşamları’nda  imzalayarak hediye ettiği eserinde sağ olsun hocamız  şahsımızı da konu etmiş.Ben buradan değerli hocama gösterdiği vefadan dolayı teşekkürlerimi sunuyorum.

Eser ve AKENGİN’le  ilgili Milliyet Gazetesi’nde Hasan PULUR,Hürriyet Gazetesi’nde Yalçın BAYER,Yeniçağ Gazetesi’nde Mevlüt Uluğtekin YILMAZ,Sebahattin ÖNKİBAR,Radikal Gazetesi’nde Namık Kemal ZEYBEK  tanıtım yazısı yayınladılar.

Sayın AKENGİN’i  kültür ve sanat dünyamızda tanımayanımız yoktur.Yakın bir döneme kadar liselerdeki edebiyat kitaplarında MEB Talim ve Terbiye Kurulunun 1992 yılında hazırlamış olduğu ders programları gereğince  bazı eserleri de-tiyatroları- yer alıyordu.Ancak  1996 yılından itibaren  Pamukların daha ağır bastığı , el üstünde tutularak itibar gördüğü günümüzde değerli hocamın metinlerini saf dışı bıraktılar.Bu durumu eserinde şöyle anlatacaktır.

“2006 yılında programın yenilenmesi sırasında  kitaplardan çıkarıldım.Yeni proğramların komisyon başkanlığını Prof.Dr.Şerif AKTAŞ  üstlenmişti.Kendisi otuz yıllık arkadaşımdı.Kendisine,neden böyle olduğunu sorduğumda hiçbir tatmin edici cevap alamadım.Evet biliyordum ki Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik’in siyasi görüşüyle bağdaşmıyordum.Onun  etnikçi tavır ve uygulamalarını her fırsatta eleştiriyordum.Ve yine biliyordum ki onun müsteşarı Necat BİRİNCİ de bakanının kayıtsız şartsız bağlısı idi.Prof.Dr.Şerif AKTAŞ bu durumun bakan ve müsteşarından kaynaklandığını söylese yine de kendisini hoş görecektim.Ama o öyle yapmıyor dolambaçlı, kaçamak açıklamalar yolunu seçiyordu.Ayrıca Orhan PAMUK’u ders kitaplarına almış olduklarını açık yürekle söylemekten kaçınıyorlardı.

Antalya’da yapılan “Türk Devlet ve Toplulukları Kurultayı’nda Sevgi KAFALI,Necati BİRİNCİ’ye “Necat,Orhan PAMUK’u ders kitaplarına almışsınız öyle mi?” Diye sorduğunda ise  Müsteşar BİRİNCİ,”Hayır Abla,yok öyle bir şey…”diyerek doğruyu söyleme cesaretini gösteremiyordu.Çünkü bu dostlarımız kendilerine yapılan dayatmalara da “hayır” deme cesaretine sahip değillerdi.Onlar için konumlarını muhafaza edebilmek önemliydi.Yıllar yılı bizlerle aynı düşünceler etrafında görünerek kariyer yapmışlardı.Şimdi ise gelenin keyfi için geçmişlerinin üzerine şal örtebiliyorlardı.Ya geçmişlerinde samimi değillerdi, ya şimdi,ya  da ikisi birden.Bense doğru bildiğim çizgide yalnız kalabilmeyi içime sindirmiştim.”

O,Tokat Şairler ve  Yazarlar Derneği’nin ve Tokatlıların,Niksarlıların,Zilelilerin fahri hemşerisi konumunda .Sanırım  bu yıl içerisinde Niksar Belediyesi; Türk Kültürüne ,Niksar Kültür ve Sanatına Katkılarından dolayı değerli hocamıza birkaç yazar,şair ve sanatçı dostumuzla birlikte  “Hemşerilik Beratı” verecek.AKENGİN, Zile Belediyesi ve Tokat Şairler ve Yazarlar Derneği’nce üç yıldır düzenlenen Mustafa Necati SEPETÇİOĞLU Uluslar arası Roman ve Hikaye Yarışmalarının jüri üyeliğinde de bulundu.Bu yıl Zile’de düzenlenen Ödül Törenine katılmayı çok arzu ediyordu.Bunları Zile Belediyesi’ne bildirmemize rağmen nedense bu yılki ödül töreni  Mustafa Necati SEPETÇİOĞLU’nun hatırasına yakışmayacak bir şekilde Kiraz Festivalinin içinde adeta geçiştirildi.Yarışmada dereceye giren eser sahipleri de ister istemez bu durum karşısında doğrusu Zile’den pek memnun ayrılmadılar.Türk kültür ve sanatının yaşatılması için büyük çabalar içinde olduğuna inandığımız Belediye Başkanı Sayın Lütfi VİDİNEL’den dileğimiz  gelecek yıl bu eksiklerin telafi edilerek daha düzenli etkinliklerle Merhumun değerlendirilmesidir..

AKENGİN,Niksar Kaymakamlığı,Niksar Belediyesi ve Tokat Şairler ve Yazarlar Derneği’nce”I.Cahit KÜLEBİ,Memleketimize Bakış Şiir Yarışması” adıyla açılan şiir yarışmasında da jüri olarak görev almıştı.Dolayısıyla 25 Haziran 2010’da Niksar’da yapılan Cahit KÜLEBİ etkinliklerine davet edilmişti.TÜRKSAV adına Cahit KÜLEBİ’nin mezarı başında anlamlı bir konuşma yaptı.

Biz ne zaman Sayın AKENGİN’i Tokat Şairler ve Yazarlar Derneği,Kümbet Dergisi olarak  kültür ve sanat etkinlikleri için buralara çağırsak  yoldan da gelse ayağının tozuyla koşarak asla “hayır” demedi.Biz de bu yüzden hocamıza şükran borçluyuz.

Kısaca da olsa ülkesini seven ve bu değerler için mücadeleyi kendisine şiar edinen dik duruşlu AKENGİN’in hayatına değinelim.

1946 yılında Bayburt’ta doğdu.Memleketinin bozkırlarında ,dağlarında  oraların hür havasını teneffüs ederek büyüdü.Akşamları elektriğin olmadığı,aydınlanmanın idare-gaz- lambalarıyla isli  ocak başlarında ,köy odalarında  büyüklerinin,İstiklal Savaşı ve  Ermeni zulmünü anlattığı hikayeleri dinledi.Eminim ki sayısız sahnelenen” Eski Çarıklar” adlı tiyatro eseri tarihi bilgi ve belgelerin ışığında bu dinlediklerinin mahsulü bir tiyatro idi.

Azmi ve başarısı onu önce yatılı olarak Erzurum Yavuz Selim İlköğretmen Okulu’na oradan da   Erzurum Eğitim Enstitüsü Edebiyat Bölümüne sürükledi.1967’de  henüz yirmi bir yaşında başladığı Edebiyat öğretmenliğini Gazi Eğitim Enstitüsü ve ODTÜ’de devam ettirdi.

İlk görev yeri   kurada kendi eliyle çektiği  Afyon Sultandağı Ortaokulu, Türkçe Öğretmenliğidir.Eserinde oraya gidişini anlattığı bölümler Faruk Nafiz Çamlıbel’in” Han Duvarları” şiirini hatırlatıyor.Birinin durumu iyidir.Ailesi ona zamanına göre konforlu bir yaylı tutmuştur .Yahya Hoca da  indiği Sultandağı Tren istasyonunda bir tatar arabasını beklemek zorunda kalmıştır.Elektriği bile olmayan bir kasaba yolunda  tahta bir bavul ve bir kat yatak yorgan ilerlemektedir.

Hepimiz bu yollardan geçtik nice köylere  ışık götürmek için çaba sarf ettik.Hangimizin hayali değildi rahat bir merkezde öğrencileri aydınlatmayı düşünmek.Bu örnekleri biz de yaşadık .1979 yılında ilk görev yerim olan Erzurum Tortum İlçesi Yukarı Katıklı Ortaokulu Türkçe Öğretmenliğine atanmıştım.Ortaokul,ilkokulun binasında biraz da siyasilerin baskısıyla  yeni öğretime açılmıştı.Elektrik yok,ev yok.Ama biz idealist yetiştirilmiştik.Ülkede kardeş kavgalarının çoğaldığı bir dönemde bunlara katlanmalıydık.Memleket  bizim,yavrular bizimdi.Bunları –bir tipide ölümden dönme dahil-kabullenmemiz gerekiyordu.Şimdi taşımalı eğitim denilen bir sistemle öğretmenler görev yerlerinde bile kalmıyorlar.İlk  görev yaptığımız yerlerin yolu şimdilerde  asfalt,elektrik problemi yok üstelik belediye bile olmuşlar.

AKENGİN Hocamız azimli ve başarılıdır.Görev yaptığı ilk yılın sonunda Milli Eğitim Bakanlığı’na  yapmış olduğu başvuru kabul edilmiş,”Folklor Araştırma Semineri”ne çağrılmıştır. Bu seminer onun Edebiyat dünyasına hızlı geçişinin bir adımı olmuştur.Burada Adnan ÖTÜKEN,Cahit ÖZTELLİ,Muammer SUN,Şerif BAYKURT,Mehmet ÖNDER,Vedat Nedim TÖR’ün derslerine girmiştir.Ankara’da  Hisar Dergisi’nden İlhan GEÇER,Mehmet ÇINARLI,Munis Faik OZANSOY,Gültekin  SAMANOĞLU  ile tanışma imkanı bulur. İlk şiirleri Hisar Dergisi’nin Eylül Sayısında yayınlanır.

Onun asıl şiire başlaması Erzurum Yavuz Selim İlköğretmen Okulu orta üçüncü sınıfında ikendir.Açılan bir yarışmada “Çal Çoban Çal” adlı şiiriyle üçüncü olup fazlaca alkışlanması onun geleceğini bu yöne kaydırmasına sebep olur.

 

 “Erzurum garında bir tren

Sırtına sonbaharı yükleniyor

Dalından düşmüş yaprak gibi yolcular,

Rüzgarlara boyun eğmiş,biri de ben…

Mısraları onun Erzurum’daki yatılı öğrencilik yıllarını adeta özetlemektedir.

1979 yılı onun için farklı bir yıl oldu.Kültür Bakanlığı Baş müşavirliğine atandı.Bunu 1985’te TRT Ankara Radyosu Tiyatro ve Eğlence Yayınları Müdürlüğü,TRT Televizyon Daire Başkanlığı görevleri takip etti.

Türkiye’nin ,alanındaki en büyük meslek kuruluşu olan İLESAM’ın  (Türkiye İlim ve Sanat Eserleri Sahipleri Meslek Birliği) kuruculuğunu yapan AKENGİN, hâlen TÜRKSAV Başkanlığını yürütüyor.İLESAM ‘da iken “Türk Dünyası Edebiyatı Hizmet Ödülü”ihdas edilerek Cengiz AYMATOV,Bahtiyar  VAHAPZADE,Nebi HAZRİ,Cengiz DAĞCI  gibi değerler Türkiye’ye davet edilerek ödülleri verilmiştir.AKENGİN,”Benim Türk dünyasına olan ilgimin temelinde şu inanç vardır.Tarihte Türklüğün yükseliş çizgisine paralel olarak İslam dünyası da yükselişte olmuştur.O halde Türk dünyasına hizmet aynı zamanda İslam dünyasına hizmettir.”

Onun asıl yazı hayatı ise 1968 yılında başlar.Hisar,Türk Edebiyatı Dergilerinde filizlenen edebiyat dünyası  başarıları ve ortaya koyduğu eserleriyle  bugünkü zirvesine taşınır.Yurt içinde ve dışında aldığı ödüllerin,katıldığı uluslararası  festival,panel,sempozyum ve şiir şölenlerinin  sayısını burada aktarmak zor.Birkaçından bahsedersek; 1979 yılında Milli Kültür Vakfınca  Çağ Sürgünü eseri vesilesiyle özel jüri ödülü almış.1992 yılında Atatürk Dil ve Tarih Yüksek Kurumu yazmış olduğu Oğuz Dede Romanından dolayı sanat ödülüne layık görmüş.2004 yılında da 9.Uluslararası Balkanlar Türk Kültürü Büyük Hizmet Ödülü verilmiş.Azerbaycan Asya Üniversitesi Fahri Doktora unvanı vermiş ama o bazıları gibi bu unvanı isminin başına getirerek  kullanmamış. 

 

Şimdi gelelim yazımında ve yayınlanmasında büyük emek sarf ettiği belli olan  eserine.”Bir Semaverlik Muhabbet” adının altında “Birazda siz beni dinleyin hatıralar” demiş.Belli ki biz sizi çok dinledik artık yıllar geçti yaşadıklarımız ,hatıralarımız dağarcığına sığmaz oldu taştı sıra bize geldi demek istiyor.

AKENGİN,şair kimliği ile ön plana çıkmış,edebiyatımızın diğer sahalarında da çok kıymetli eserler vermiş bir şahsiyet.Daha önce yayınlamış olduğu Siyasetname adlı eserinde de belli dönemi ve olayları içeren hatıralarını yazmıştı.Ancak bu eserinde hemen hemen kırk yıl öncesine dönerek unutamadıklarını bize aktarıyor.Onun bize göre önemli bir özelliği var.Doğru bildiklerinden asla ödün vermemek İşte hatıralarının bazı bölümlerinde bunları rahatlıkla görebilirsiniz.O değişik zamanlarda önemli mevkilere  getirilmiştir ama asla makamını muhafaza edebilmek için hak bildiklerinden tavize yanaşmamıştır.Bu yüzden çoğu  mevkilerini kaybetmiştir ama şahsiyetini  zedeletmemiştir.Biz bu yüzden olsa gerek ilminin,bilgisinin,beyefendiliğinin yanında  Yahya AKENGİN Hocamızı bu yönüyle de çok seviyoruz.Onunla sık sık bir araya gelebildiğimiz programlarda bolca sohbet imkanlarımız oldu.Bizlerin düşüncelerine onun kültür ve sanata olan katkılarının,ölçülü davranışlarının  etkisinin olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim.

Askerlik dönüşü Gazi Eğitim Enstitüsü’nde göreve başlar.1978 yılında değişen hükümet ilk sürgünleri arasına Yahya AKENGİN’i de alır.Gazi Eğitim’deki görevinden alınarak bir yıl önce mezun ettikleri bir öğrencisinin müdürlüğünü yaptığı  Keçiören Osman Bey Ortaokulu’na verilir.Ülkenin büyük bir buhrana sürüklendiği yıllardır.Önü kesilir,tehdit edilir ama Hoca aldırmaz.Zamanının çoğunu Hisar Dergisi’nde sessizce geçirmeye çalışır.Ankara’da ailesinin açtığı ticarethane bombalanır.

1979’da tekrar hükümet değişmiştir.Gazi Eğitim’deki görevine dönebileceği söylenir ama o yazıya ağırlık vereceği gerekçesiyle  yanaşmaz.Hisar Dergisi’nde şiirleri yayınlanan eski Milli Eğitim Bakanlarından Ali Nail ERDEM’i ziyaret ederek Kültür Bakanlığına geçme düşüncesini bildirir.Kültür Bakanı Tevfik KORALTAN’ın bazı sıkıntılar yaratmasına rağmen Başmüşavir olarak Bakanlıkta göreve başlar.

 

Hocamızın oldukça fazla hatıraları arasından bir kaçını toplumumuzdaki her dönemin adamlarını gösteren  örnekler açısından buraya aktarmak istiyorum.

1981 yılında Atatürk’ün doğumunun 100. yılında bakanlık bir yıl önceden harekete geçer.Özel olarak 100 Yıl Bürosu kurularak başkanlığına Yavuz Bülent BAKİLER,yardımcılığına da Yahya AKENGİN getirilir.

1980 yılında hicretin 1400.yılıdır.Bir gün AKENGİN,Müsteşar Prof.Dr.Emin BİLGİÇ’in odasında otururken içeri Güzel Sanatlar Genel Müdürü girer.Koltuğunda okkalı bir dosya vardır.Hicretin 1400 yılı ile ilgili albüm çalışması yaptığını söyler.Birlikte bakarlar Müsteşarın da hoşuna gider.

-Aman ,bunu bir an önce bastıralım. Der.

Genel Müdür etekleri ziller çalarak,yüzünde güller açarak makamdan ayrılır.Zira o günlerde genel müdürün makamdan alınması söz konusudur.Tabii  bu çalışma ile tehlikeyi atlatıp paçayı kurtarır.

Aradan aylar geçer albüm bir türlü basılmaz.Müsteşarın sorularına teknik bir problem oldu diye oyalayıcı cevaplar verilir. Derken 12 Eylül askeri müdahalesi olur.Cihat BABAN Kültür Bakanlığına getirilir.Müsteşar Prof.Dr.Emin BİLGİÇ  görevinden alınarak yerine Kemal GÖKÇE Paşa atanır.Bu kez aynı genel müdür göz alıcı 100 Yıl  Albümü ile  huzura çıkar.Hicret Albümü sır olur adı bile sorulmaz.Genel Müdür  bu kadar işgüzarlıktan sonra elbette yerinde kalır.

           12 Eylül 1980  Müdahalesi öncesi Kültür Bakanlığı’nda” Kültür devrimcilerindir“sloganı ile yemekhane basan direniş sergileyen,terör estiren memurlar ihtilal sonrası yakalarına Atatürk rozeti takarak asker yöneticilerin kapılarında uzun kuyruklara girerler.Ve böylelikle hemen hepsi makamlarını korurlar.Bazıları da daha üst makamlara atanırlar.

Eserinin bir bölümünde de Cumhurbaşkanımız Abdullah GÜL’ü ziyaretini anlatmaktadır.”Abdullah GÜL Cumhurbaşkanı olduktan sonra TÜRKSAV Yönetim Kurulu olarak ziyarette bulunduk.GÜL’ün dayısı şair ve yazar Abdullah SATOĞLU da vakfın yayın kurulu başkanı sıfatıyla heyetimizde yer alıyordu.Bize ayrılan görüşme süresi yirmi dakikaydı ama görüşme sıcak geçti,kırk dakikayı buldu.

Vaktiyle Ahmet Necdet SEZER’e götürdüğümüz teklifimizi Cumhurbaşkanı Sayın  GÜL’e de ilettik.Şair Abdullah SATOĞLU da destekleyici sözler söyledi.Cumhurbaşkanı Sayın GÜL,Türk Dünyası konusunun önemi üzerine güzel sözler söylüyordu.Yine heyetimizde bulunan Umay TÜRKEŞ’e dönerek,”Bizler bunları rahmetli babanızdan öğrendik.Rusya Devlet Başkanı Putin Türkmenistan’a altı kere gidiyorsa ben daha fazla gitmeliyim.”dedi.

Erzurumlu Naim GÖLLEROĞLU(1925-1999) Hoca ile de hiç dostluğunu koparmayan ,bazı etkinliklere birlikte giden bir kişidir AKENGİN.Onun Fuzuli’nin bütün  şiirlerini ezbere bildiğini söyler ve Erzurum’daki Teravih gecelerine  dönerek  şöyle tanıtmaya çalışır.

“Bayburt’ta ve Erzurum’da kulak misafiri olduğumuz din iman sohbetlerinde bütün konuşmalar ,bütün nasihatler sadece Cehenneme işaret ediliyordu.Ne yana dönsem,ne tarafa baksam cehennem çıkıyordu karşıma.Yaşantımın önemli bölümlerini dolduran başka ortamlarda ise ne cennet  ne de cehennem kaygısı vardı.İkisi arasında sıkışıp kalmıştım.İşte böylesine bunalım diyebileceğim bir ruh hali yaşarken Naim Hoca’nın teravih namazı öncesi bir vaazını dinliyorduk…”Müslüman,sakın günahkar oldum diyerek Allah’tan umudu kesmeyesen…Allah’ın rahmeti sonsuzdur…Bir denize düşün,uçsuz bucaksız bir deniz..O denizin ortasında bir kuş düşün..Kuşun gagasında  da bir dane olsun…O dane o denize düşse ne olur ki…İşte senin günahında odur.Uçsuz bucaksız denizde nedir ki.İşte Allah’ın affı rahmeti o deniz gibidir.Yeter ki sen tövbe et…Aman dikkat et Müslüman ha,böyle diye de ipin ucunu kaçırmayasın ha…”

İşte o günden sonra Naim Hoca’yı hiç unutmamıştım.Artık tasavvuf ufuklarında dolaşmak için ilk işaret fişeğini keşfetmiştim.

 

Onun eserinin son bölümlerinde özellikle vurguladığı bir de haklı serzenişi vardır.”Fikri olarak hep solla mücadele içinde bulundum ama darbeleri hep sağdan yedim.”

 

Biz  yiğit duruşlu Sayın AKENGİN’e Tokat Şairler ve Yazarlar Derneği-Kümbet Dergisi adına  Türk Edebiyatına katkılarından dolayı şükranlarımızı sunar,ailesiyle birlikte ömür boyu sıhhatler dileriz.

Yazımızı onun “Temmuz Dağlarına Yağmur Bekliyorum” şiirinden bir bölümle bitirelim.

 

“Birazda siz beni dinleyin hatıralar

Temmuz dağlarına yağmur bekliyorum şimdi…

Aynalar çağıracak bir gün sizi,

Bir gün tutacak geçitleri kar,

Tutacağım biraz pişman,biraz yorgun ellerinizi

…. “

*Bütün okuyucularımızın Mübarek Ramazan-ı Şeriflerini tebrik ediyor,ülkemize esenlikler getirmesini diliyorum.