Çimentomuz Mu Çürük, Ahlâkımız Mı?

İl Halk kütüphanesinin ihata duvarlarının üzerindeki demirler paslanmış. Hatta bazıları da guruplar halinde sökülmüş. Belki de çalınmıştır. Pazarcılar, çadır iplerini ihata demirlerine bağlamakta zorlanıyorlar. Hangi demire el atsalar sallanıyor.

Binaya ısı yalıtım sistemi uygulandığından beri sökülüp takılan yağmur suyunu indirme boruları bir türlü düzen alamadı. Sular kâh en tepeden, kâh ortalardan dışarıya taşıyor. Borulara bir türlü girmiyorlar.

-Yönetim neden ilgilenmez acaba?

-Çevre düzenlemesi için ödenek gelmiş de bina çürük çıkmış. “Yıkılacak olursa düzenlemeye harcanan paraya yazık olur.” Diyorlarmış.

-Haydaaa! Bina yapılalı on beş sene ya oldu, ya olmadı. Körfez depreminden sonra başlamıştı inşaat. İyice hatırlıyorum. Bundan böyle depreme dayanıklı binalar yapılmasını sağlamak için özel yasa çıkmıştı. Yasayı yetkililer titizlikle uyguluyor, müteahhitlere göz açtırmıyorlardı. Kütüphane binasına gelince inşaatı, balkonumun önünde yapıldığı için yakından biliyorum. Dönemin bayındırlık müdürü inşaat mühendisi Asım Meç’i her gün değilse bile gün aşırı inşaat alanında görüyordum.

Derin kazılan temele önce beton döküldü. Sonra demir çiviler çakıldı. Malzemeden en küçük kısıntı yapıldığını sanmıyorum. Kamyonlarca demirler, çimentolar getirildi. Bol bolamat harcandı.

Özenle yapılan bu bina on beş on altı senede çürüyorsa kentsel dönüşüm için yıkılacak sağlam evlerimizin yerine yapacakları yeni evlere nasıl güveneceğiz?

Oturmakta olduğum ev, kooperatif evidir. Evimizin inşaatını üyeler kendileri yaptırmış. Üç katlı ve yığma tuğla yöntemiyle yapılan evlerimize tadilat yapmak için gelen esnaf bin pişman oluyor. Çünkü duvarları delmek fermana mahsus. Ferman verecek makam da yok. Birkaç matkap ucu kırmadan duvarın bir yanından öte yanına boru geçiremiyorlar. Kontrole gelse yetkililer, bu evlere bile çürük diyeceklerine tahmin ediyorum.

İl kütüphane binasının bu kadar kısa zamanda çürüdüğüne inanmıyorum. Acaba diyorum bulvardaki demirlerin sökülüp yeniden demirlendiği gibi binayı da yıkıp yeniden yapmak için kimi müteahhitlere iş mi çıkarmak istiyorlar? Çünkü asırlar önce yapılan Ayasofya, Selimiye gibi eserler hem de rutubetli ortamlarda çürümüyor da kurak iklimdeki binanın bu denli kısa zamanda çürümesinin nedenini bir türlü anlayamıyorum.

 

Anlayabileceğim şekilde açıklayacak bir bilim veya fen adamı çıkar mı acaba?