İLK DAMLA…

 

         Her mevsimin farklı güzelliklerini keşf edip, özüne ve sözüne en uygun olanıyla birlikte olmanın tadı ve lezzetiyle yoluna devam ediyor.

            Gülen mevsimler, ağlayan mevsimler, üşüyen ve hasat toplayan mevsimler yıllar yılı bizimle birlikte dünya hayatımıza ortak ve sevdalı dönüp duruyoruz.

            Aklımıza gelen ve gelmeyen bütün duyguların saniyelere, saatlere ve dahi günleri aylara karıp uzun ince ömrün geriye bıraktıkları ile vakti ve mekânı bilinmez bir sona selam gönderiyor, hazırlık yapıyoruz.

            Önden gönderdiklerimiz, halen yaşadıklarımız ve yarına havale ettiklerimizle neyimiz varsa paylaşmak için çalışıyoruz.

            Eserler bırakmak, geriye gülümsemek, ölmemek, dünya hayatında avuçlarımızda ne varsa yazmak, yazılanları sanatlaştırıp insanların seveceği halde bilinmez yarınlara ses vermek için vaktin akıntısıyla bütün birikimleri toplayıp hal ile hece hece işleyip, mısra mısra dörtlüklere ulaşıp, güftelerle şarkılaşmak için bulutca toprakla buluşmak.

            Ankara günlerimin kadim dostu, “Annem aklımdan hiç çıkmıyorsun, Babamdan üç nasihat, Ben en çok baharı seviyorum, Bensu kız” şiirlerinde hayatın içinde ne varsa beyin jimnastiğinde canlı ve diri olmanın rahatlığıyla şarkılaşan notalara devam diyen yüreğe ulaşıyorsunuz. 

            Ramazan Özyurt şiirlerin ara sokaklarında şarkılara ulaşan, güftekar ve bestekârdır. Sözleri bana ait “Firuzan, Kaç bahar geçti, Vuslat, Türkiyem, Delitay” başta olmak üzere birçok şiirimi besteleyen sanatcı, yaklaşık ikiyüz şarkıya imza atmış, eserleri TRT’den de geçmeye başlamıştır.

            Çok önemli bir ayrıntı varki, yakından tanıdığım birçok şairin ilk bestenmiş şiirleri Özyurt ile gerçekleşmiştir. İlk olan onlarca çalışmaya imza atmış, unutulmaz mutluluklara vesile olmuş, yeni çalışmalara çok ciddi de katkı sağlamıştır.

            Anadolunun en ücra köşesinde yaşıyor, onlarca şiiriniz var ve hayalinizdeki, hedeflere bir türlü ulaşmıyorsunuz. Bir gün ani bir telefonla bestelenen şiirinizin haberini alıyor ve uçuyorsunuz.

            Genel yayın yönetmenliğini yaptığım dergilerde bestekâr ve şairlerin buluşmasında katkılarım olduğunu söyleyebilirim. Son sayılarda mutlaka bir bestekârla röportaj yapıyor, özellikle şiir ve güfte, güfte ve beste konularında yapılan açıklamaların şairlerin ilgisini çektiğini ve dönüşlerindeki güzel cümlelerin içeriğinden anlıyordum.

            Doğduğu ve ailesinin yaşadığı memleketini de unutmayan Özyurt, Hasan Dağı şiirinde;

 

            “Mor sümbüllü yaylasıyla,

            Cıvıldaşan kuşlarıyla,

            Meleşen koyun, kuzusuyla,

            Hasan Dağı, Hasan Dağı.”

 

            Hüseyni makamında da bestelenen şiir sade, temiz ve tatlı bir akıntının yansıması olarak şiirleşmiştir.

            İnsanın, doğduğu, çamurlu sokaklarında oynadığı, düştüğü, ağladığı ve dahi mutlulukların en güzelini yaşadığı köye gülümseyen dağlar vardır. Tatlı anılara konu olan ve untulmaz güzellikleri de beraber sohbete akıtan ayrıntılardır. Hasan dağı da şaire ait geçmişle barışık, unutulmaz bir zenginliğin adıdır.

            Sözün ve sesin hücrelerini şarkılara ulaştıran sanatcıları alkışlamak, yolun başına ve sonuna aldırmak günün her anında var olanla gün batımına doğru yol almak, sanatın ve sanatcının güzelliğidir.

            Annesine yazdığı ve hüzzam makamında bestelediği şiirinde;

 

            “Aklımdan hiç çıkmıyorsun. Sanki her an yanımdasın.

            Kokuna, sevgine, doyamadan, göçtün de gittin.

            Mahzun bakışını, yavrum deyişini, çok özledim; Anne.

            Kokuna, sevgine, doyamadan, göçtün de gittin.”

 

         Anne ve baba için yazılan ve söylenenlere ilave edilecek hiçbir kelimenin olmadığını düşününenlerdenim. Kişiye özel sevda ve duygu ifadeleri sadece okunur ve dinlenir. Şairin babası içinde şiirleri olduğunu da belirtmeliyim.

            Yine Raks makamında bestelediği “Yalnızlık” şiirinde;

 

            “Ufuk ta güneş kıpkızıl, sessizce derinlere batıyor.

            Rüzgâr kulaklarıma seni fısıldıyor, içim ürperiyor.

            Yalnızlıktan çok korkuyorum, nerelerdesin sevgilim.

            Rüzgâr kulaklarıma seni fısıldıyor, içim ürperiyor.” 

 

            Issız gecelerde yıldızları seyre dalmak, tutnacak dalı olan ve olmayanları anlayıp, dua vaktinde gönül çeşmesinde ne varsa dualarla huzura ulaşmak, ötelere, daha ötelere geliyorum diyebilmektir. 

            Şimdi sanatçı bir yüreğin mısralaşan duygularında olgunlaşan dizeler, dörtlükler okuyuclarına ulaşıyor. Tıpkı; Hüzzam, Hicaz, Hüzeyini, Nihavent makamında şarkıların ses ve söz verişi gibi. İLK DAMLA geliyor, zevkle okuyacak, şanatcı bir yüreğin gülümseyişinde mutlu olacağız.

            Şiir yolculuğunda, yolun sonu ve başı yüreğindir. Yolun açık olsun.

 

21.06.2015 /Ankara