DANIŞMAN

-Bayram günü nöbetçi eczaneden alsam, reçete isterler. Ben de ne yaptım? Kendi eczacımı aradım, ondan aldım.

            -Yasak değil mi? Tespit edilse ceza alır eczacı. Buna gönlün razı olur mu?

            -Neden yasak olsun? Adamın kendi dükkânına girip çıkması ne zamandan beri suç oldu? Orada ilaç satmıyor ki. Cebine koyup getiriyor. Ben evde bekliyorum. İlaçları, oğlumun bu gün kullanması şarttır. İlacı kullanmazsa çocuğun kanı kolay kolay durmuyor. 

            -Size bi şey deyim mi? Eskiden bize eczaneden ilaç almak yasaktı. İlacı SSK hastanesinin eczanesinden verirlerdi. Eczanenin önünde paralel iki demir bulunur. İlaç alacaklar demirlerin arasına sıralanarak uzun bir kuyruk oluştururduk. Sivas’tayız. Baktım kuyruk uzun. Bu gün Tokat’a dönmem gerekiyor. Yuvarlak camlı eczanenin içindeki görevlilerden birisini gözüme kestirdim. Sora sora adının Hikmet Yıldırım olduğunu öğrendim. Kapıyı çalıp Hikmet Yıldırım’ın kim olduğunu sordum. Gözüme kestirdiğim adamı gösterdiler. Hatta kendisi kalkıp “Hikmet Yıldırım benim. Nasıl yardımcı olabilirim” diye yanına çağırdı.

            -Niksar’dan geliyorum. Erdoğan Çelik gönderdi. Hikmet’i bul. Selamımı söyle sana yardımcı olur dedi.

            Hikmet düşündü taşındı. Anımsayamadı.

            -Belki de okul arkadaşımdır. Nasıl yardımcı olabilirim?

            -Önemli değil canım. Üstümde kalmasın hem Erdoğan Bey’in selamını ileteyim hem de reçetemi yaptırayım diye uğramıştım.  O kolay dedi, karşı masadaki arkadaşını çağırdı. Ona “Bak, bu ağabey yakınımdır. İşini ben varsam ben yaparım. Yoksam sen yapacaksın. Dedi bir de küfür savurdu. “Ağabeye dikkatli bak onu sakın unutma adamcağız ta Niksar’dan geliyor. Geç kalmasın” deyip ilacımı verdiler.           

            Arabamda ufak tefek bi şeyler vardı. Onları Hikmet Bey’e verdim. Afiyetle yediler. Ondan sonra ne zaman ihtiyacım olsa kapıyı çalıp Hikmet Bey’in karşısındaki sandalyeye kuruluyorum. Önce çay kahvemi söylüyor, sonra işimi yapıyorlar. Ayrılırken her seferinde de Erdoğan Bey’e selam salmayı unutmuyorlar. 

            -Pekii, Niksar’daki Erdoğan Bey necidir, ne iş yapar? Hikmet Bey, onu tanımadı. O, Hikmet Bey’i tanıyor mu?

            - Ne tanıması ağabey, Erdoğan diye kimse yok ki. Onu ben uydurdum.

            -Senden korkulur Mehmet. Bu aklın ve girişimciliğinle neden buralarda kaldın? Anlaşılır gibi değil.

 

            -Belli mi olur ağabey son seçimde köyümüzden bir milletvekili çıkardık. Bakarsın ona danışman olurum. Zaten babası sınıf arkadaşımdı…