Tokat Öğretmen Okulu Mezunları İle Almus Gezisi

Yolda rastladığım sevgili öğrencilerimden Kadim Durmaz, bu yıl geleneksel Tokat öğretmen okulu mezunları için yapılacak törenleri ballandıra ballandıra anlatıyordu:

- Keşke ben de buranın mezunu olsaydım.

            -Kolayı var öğretmenim. Siz de katılın. Nasıl olsa katılımcıların çoğu sizin öğrencilerinizdendir. Kadim’in sözlerini bir çeşit davet saydım. Bu sene elverişsiz hava koşulları yüzünden ailecek hiçbir yere çıkamamıştık. Hava almak ve bir iki eş dost görmek için bundan iyi fırsat mı olur?

 Program şöyle belirlenmiş:

 Birinci gün, Almus gezisi ve akşam Ballıca Otelinde hoş geldiniz yemeği,

İkinci gün Niksar Çamiçi Yayla gezisi. Akşam Seyran Tepe’de mezuniyette elli yılını dolduranlara plâket (Onurluk) verilmesi ve veda yemeği.

Saat onda eski öğretmen okulu, şimdi tıp fakültesinin önünde otobüslere doluştuk. Kentimizin seçkin firmalarından Topçam turizm ve Tokat Seyahat’ın tahsis ettiği otobüslerle Almus istikametinde yola koyulduk. Giderken düşünüyorum: Orman Evlerini saymazsak Almus’da iki otobüs dolusu insanı barındıracak bir alan hatırlamıyorum. Hatırladıklarımın birisi Tufan Tepe, diğeri de irili ufaklı balıkçı kulübeleri. Her ikisi de böyle bir kalabalığa az gelir, küçük kalırlar. Yalnız, Kadim’in belediye parkı gibi bir şeyler dediği kalmış kulağımda.

Yol dersen heyelanlı ve bol virajlı. Bu yollarda kırk yıllık sürücü olarak yumruk kadar korsa ile neler çektiğimi bir ben bilirim. Bu açıdan bakınca kaptanların yerinde olmayı kesinlikle istemezdim doğrusu…

Neyse canım, yolu kaptanlara, eğlence yerini organizatörlere bırakıp yolculuğun tadını çıkarmaya bakalım. Otobüsle yolculuk korsa yolculuğuyla kıyas bile yapılamaz. Bir kere otobüste görüş alanımız genişledikçe genişliyor. Tarlalara, bahçelere kuş bakışı bakıyoruz. Yola yakın yerde Gümenek civarındaki tarihi kalıntıyı yeni görmüş gibi şaşıyorum. 

Otobüs seyir halindeyken organizatörlerden Şerare Kıvrak, Gülten Latifoğlu, Şerife Işık hanımlar yolculuğun neşeli geçmesi için ellerinden geleni yapıyorlar. Kıvrak havalar eşliğinde oyun mu oynasınlar, fıkra mı anlatsınlar, yolcuları konu alan takılmalar eşliğinde espriler mi patlatsınlar… Örneğin Gülten Hanım, öğretmenine şöyle takılıyor: “Faruk hocama gitsek ot - çöpten başka bir şey ikram etmez.”  Fıkralara zaman zaman katılımcılar da katkı sunmaktan kendilerini alamıyorlar. Sanki hısım akrabayız da, düğüne gidiyor gibiyiz. Öğretmen, dostluk, gençlik şarkılarını hep bir ağızdan söyledik. Unutanlar için Dostluk şarkısının bir dörtlüğü:  liste
DOSTLUK

Dostluğun biz sevgisiyle

Toplandık her an burda

Bu sevgi bağı kopmaz hiç

Dağılsak bir gün yurda

Böyle böyle az gittik uz gittik, dere tepe düz gittik. Bir parka indik ki, ben deyim birkaç dönüm, siz deyin Haydar Bey’in çiftliği kadar. Bizim köyde davulcular, güreş derecelerinin ödüllerini açıklarken:  “Başa bi havluuu… Haydar Bey’in çütlüğü gader! Ortaya bi galıp sabuuun, kerpüç galıbı gader!…” diye bağırırlardı. Belediye parkının beklediğimden büyüklüğünü görünce aklıma çocukluğum, köyümüz, güreşler ve davulcular geldi… 

Parktaki belediye tesisinin gölgesine saçlar kurulmuş. Emekçi hanımlar, habire katmer ve çökelikli açıyor, pişiriyorlar. Onlar temmuz sıcağında terlerken biz gurup gurup gölgeliklerde uzaktan gelen dostlarla hasret gideriyoruz.

Bir yanda belediye müzikçilerinin kıvrak nameleri dalga dalga yayılırken organizatör bayanlar düğün sahibi edasıyla insanları birer birer oyun oynamaya davet ediyorlar. Sanırsın ki düğün ediyorlar da  bu hanımlar, damat ya da gelinin annesi, teyze ya da halaları. Ya da düğünü şenlendirmeye çalışan komşu veya akrabaları. O derece içten, o derece yakın yani.     

Plastik masa ve koltuklar taşındı, gölgeliklere. Masalara naylon örtüler serildi. Masalara davet edilen katılımcılara içinde katmer, çökelikli, meyve ve salatadan oluşan köpük tabaklar sunuldu.  İkram sırasında baylı bayanlı organizasyon ekibinin, belediye çalışanları kadar koşuşturmaları da dikkatlerden kaçmadı. Yemekten sonra masalar temizlenip herkes geri çekilince duayen, saygı değer ve çevreci büyüğümüz sayın Faruk Sükan’ın sırtından hiç çıkarmadığı sloganları, elinde poşeti, peşinde Salim Çelimli ile çevre temizliğine girişmeleri takdir ve saygıyla izlendi.                                                                          

Sonradan Salim’in, “Burada da kurtulamadım hocamın elinden” sözüne çok güldük.

Neşe içinde yenilen yemekten sonra herkes sohbete koyulmuşken bir kenarda büyük semaverler kaynıyor, öte yanda Kadim Durmaz, büyük bir tepsiye doldurduğu yiyeceklerle takviye için dolaşıyordu. Halis Çelik, getir götürle meşgulken fırsat buldukça oyun ve halaylara eşlik ediyor. En sevimsiz iş, Şinasi Işık’a düşmüş. Elinde bir deste para, dosya kâğıtları ve kalemle para topluyor. Mutlu yüzlere, temiz çevreye bakıp; temiz hava ile güzel hayallere dalmışken para istemenin sırası mı yani))      

Güldük, eğelendik yedik içtik. Yorgun düştük. Gayri eve dönmenin vaktidir. Devamı dileğiyle. Organizasyon ekibinden Kadim Durmaz, Şerare Kıvrak, Şinasi Işık, Gülten Latifoğlu, Halis Çelik ve Şerife Işık’a içten teşekkür eder hepsine sağlık ve mutluluklar dilerim.

 

Ellerine sağlık, HEPSİNİN DE…