KAYSERİ GEZİSİ

Yola çıkmadan önce, işimiz erken biterse Kayseri’nin görülecek yerlerini gezmeyi koymuştuk aklımıza. İşimiz de çabucak bitiverdi.

            Hemen yola koyulduk. Kameriyelerle bezenmiş piknik yerlerini geçince büyük binaların hizasında durduk. Orada yaşlı bir çifte Erciyes’i sorduk. Meğer tam da Erciyes’deymişiz. Erciyes, Ilgaz Dağı gibi sipsivri yükseliyor ama üzerinde dikili bir ağacı bile yok. Aynen Turgut Özal’ın çocukları gibiJ))  bir görevli, araçlarla girilmesini istemediği alanda çim ekili olduğunu söylüyordu.  Hal bu ki görünürde ne çim ne de başka bir yeşillik vardı. Erciyes yapısına göre Ilgaz’a benziyor ama Erciyes’in çıplaklığına karşın Ilgaz, bitki örtüsüyle zümrüt gibiydi. Deniz iklimiyle karasal ikliminin farkı bu olsa gerek.

            Erciyes’e şöyle bir bakıldığında pürüzsüz, uçurumsuz düz bir yüzey görünüyor. Üzerinde biraz çim olsa sen sanırsın Perşembe ya da Erzurum Yaylaları. Dümdüz görünen yüzeyde dikine doğru bir kaç adım at, hele de benim gibi kalp hastasıysan nefesin kesilir kalırsın.

            İlerde teleferik kabinleri dönüyor.

            Karşı düzlükte kümelenen çadırlar kalabalığı, Tekir Yaylası imiş. Tekir Yaylası, ülkücülerin her yıl toplantı düzenleyip deşarj oldukları mevki olarak ünlenmiştir.

            Belediye Erciyes’te dükkânlar yaptırmış fakat çoğu kapalıydı. Kayak mevsiminde mi açılıyor, ne. Yalnız, restoran bölümleri açıktı. Orada da köfte ekmek, sucuk ekmek, isteyene tavukla ilgili yiyecekler de hazırlanabiliyormuş. Belediye hizmeti olduğu için ücretleri sudan ucuz. Söz gelişi önceki gidişimizde dört kişi bir lokantada 90 liraya şöyle böyle doyarken Erciyes’de altı kişi kırk altı liraya tıka basa doyduk. Hem de çay, su, ayran gibi bol bolamat ayrıntısıyla...

            Kamu hizmeti başka oluyor canım…

            Teleferik ücreti öğrenciye iki, büyüklere dört liraydı. Teleferik yoluna şöyle bakınca çıplak arazi, düzlük gibi görünüyor. Onun gittiği yere geze geze giderim gibi geliyor. Fakat son duraktan başlangıç noktasına bakınca insanlar ve tesisler küçücük görünüyor. Demek ki gerçek, göründüğü gibi değilmiş. Hayli çıkmışız.

            Durmadan gidiş geliş yapan teleferik kabinleri, sekiz kişilikti. Kabinler, yolcuların inişi ve binişi sırasında gayet yavaş hareket ediyor. Herkes binince kapısı kendiliğinden kapanıyor. Karşılıklı iki kanepeye kurulduktan sonra kabin yükselmeye başlıyor. Baktım arkadaşlarımın beşi bir kanepeye yerleşmiş. Ben karşı kanepede yalnızım. Sonradan anladım ki gidiş yönüne sırtımı dönmüşüm. Gerçi görülecek ilginç hiçbir şey yok. Manzara, bildiğin çıplak bozkır. Nasıl oturursan otur…

            Zirvedeki kar kümelerini teleferiğe binmeden önce de görmüştük.

 

            Son durakta indik biraz dağ havası alırken gençler yaya olarak tırmanışa geçtiler. Hedefe ilk ulaşan okula bu yıl başlayacak olan ADA idi.