KAPUZBAŞI ŞELALELERİ

Teleferik yolculuğundan sonra birisini bulsak da Kayseri’nin gezilip görülecek yerlerini öğrensek diye düşünürken Hasan Emre cep telefonuyla uğraşıyordu. Şimdiki çocuklar akıllı canım, ama internet onlardan da akıllı galiba:))) Onun verdiği bilgilerden sonra danışman aramaya hacet kalmadı. Kayseri’nin tarihi ve turistik yerlerinin hepsinin adı ve adresi yazılıymış internette.

            Emre’nin baştan aşağı okuduğu listeden bir yeri beğendim, Kapuz Başı Şelalesi…

Öncelikle orayı görmeyi kararlaştırdık. Şelaleye ulaşmak için Develi ve Yahyalı’yı geçtikten sonra bir hayli yol daha gidecekmişiz. Yol da yol olsa bari… Onarımlar, inişli çıkışlı virajlar… Özellikle Yahyalı’dan sonra karşılaşan iki aracın birbirine yol vermekte zorlanacağı darlıktaki yol, tenha mı tenha. Yol soracak canlıya da rastlamıyoruz. Yön gösteren levhalar yetersiz. Hele de yol ayrımlarında daha çok ihtiyaç. Düşünce yol çatallaşınca başlarmış. Yol uzadıkça yolculardan yakınmalar: Geri mi dönsek acaba?

            Develi ve Yahyalı ilçelerinin tarlaları tipik karasal iklim özelliğindeydi. Tahıllar hasat edilmiş, anızları kalmış. İnşallah, onları yakmazlar. Anızın küllerinin gübre olduğu sanılıyor. Oysa anızla beraber börtü böcek, toprağı toprak yapan çeşitli canlılar da yanıyor. Ayrıca orman yangınına sebep olma olasılığı da cabası.

            Bu civarda bana göre kavun, eşime göre kabak yetiştirmek sektör olmuş. Kavunun beşi on liraya satıldığına göre gördüğümüz ürünlerin kavun olma ihtimali daha fazla gibi… Tarlalar boyu yeşil deveklerin altında sarı sarı yatıyorlar.

            Nüfusu daha kalabalık olan Develi’yi çevre yolundan dolandık ama Yahyalı ilçesinin içinden geçtik. Yahyalı’yı daha çok sevdim. Çünkü ilçe gerçekten yeşildi. Türk insanı yeşili çok seviyor olmalı ki önüne gelen herkes, yaşadığı yerin adını yeşil sıfatıyla tamamlamış. Yeşil Düzce, yeşil Bolu, yeşil Bursa gibi… Bana göre bunların hiç birine yeşil sıfatı Yahyalı’ya yakıştığı kadar yakışmamıştır.

 

''Yeşil hem de!

 

Ben bu rengi taşırım her zaman can köşemde.

 

Yeşilde ne arar da bulamaz insanoğlu?

 

 Yeşil bu... Varlık dolu, gök dolu, umman dolu.

 

 Bir ucu gözlerinde, bir ucu engindedir.

 

 Meyve veren ağaçlar bu çini rengindedir.

 

Bu çini rengindedir bahar, deniz, kır, orman

 

Bana tanrım gözükür yeşil dediğim zaman.''

 

Faruk Nafiz Çamlıbel

 

Kaynak: http://www.estanbul.com/yesil-hem-de-347733.html#.VchA-ED87IU

           

            Küçük bir ilçe olan Yahyalı’nın ana caddesini boydan boya geçtik. Caddeyi ortadan ayıran bölüme baştanbaşa gül dikilmiş. caddeyi gören balkonlar, saksı çiçekleriyle, duvarlar, sarmaşıklarla, birinci katların balkon altları gülhatmilerle süslenmiş. Şehir, insanın yüzüne yeşil yeşil gülüyor sanki.

            Çileli yol bundan sonra başlıyor. Haritada bile görünmeyen yol, ine çıka, döne dolana uzadıkça uzuyor. Daracık vadiler, yol kenarlarında heyelanla kayan, yamaçlarda ha yuvarlandı ha yuvarlanacak gibi tehditkâr bekleyen devasa kayalar… Yeryüzü oluşalı bir avuç toprağa dönüşememiş kayalık bir arazide ilerliyoruz. Sağ ilerde dar ve derin korkunç vadiler, Yanda göklere doğru uzanan safi bir kaya kütlesi, aklıma dağcıları getirdi. Buraları görmediler mi acaba?  Tırmanmak için…

            Şelaleye ulaşınca bu civarın en akılsızı olmadığımız ortaya çıktı. Zira şelale; otomobiller, tur otobüsleri, her yaş ve her ırktan insanlarla mahşer yeri gibiydi. Piknik yapanları mı, dökülen suyun buharlaşmasıyla ıslanarak serinleyenleri mi, alanı düzenleme çalışması yapan emekçileri mi ararsın? Daha neler, neler…

            Şelaleyle ilgili bilgiyi yetkili kalemlerden sunmak isterim. Şelalenin resimlerini merak edenlerin internetten izlemelerini öneririm.

            “Kapuzbaşı şelaleleri 500 m2’lik bir alan içerisinde 7 adet şelaleden ibaret doğa çatlağından, kayalar arasından fışkıran, 30-76 m. yüksekliklerden çok büyük su debisi ile dökülen, ayrıca yaz ve kış aylarında devamlı surette akan kaynak şelaleleridir(17). Yahyalı’ya 76 km. mesafede Kapuzbaşı köyü sınırları içerisinde yer almaktadır. Ensenin tepe adlı blok kayadan çıkan şelalelerin beşi tepenin doğusunda, ikisi güneyinde yer almaktadır. 30-76 m. Arasında değişen şelalelerin suları, Aladağ-Aksu suları ile birleşerek Zamantı Irmağına, oradan da Seyhan Nehri’ne karışırlar. Çepeçevre bir orman içinden (V) şeklinde dar bir vadiye akan, debisi son derece büyük olan sular gürültü ve ses ile birlikte dehşetli bir manzara arz ederler. Aladağ zirvelerinde bulunan kar ve buzulların erimesiyle beslenen, yaz-kış suları hiç kesilmeyen şelalelerden doğudaki 3 şelale Takım şelale adını alırlar ve yükseklikleriyle tanınırlar.(Bkz.Ftğ.2)Elif şelalesi ile yayvan ve dağınık olup çevresi mesire yeridir(Bkz.Ftğ.3)(18). Çıkış ve bir arada bulunma özellikleri itibariyle toplam debisi yaz aylarında saniyede 27500 litreye ulaşan ve deniz seviyesinden 700 m. Yükseklikte olan Kapuzbaşı takım şelaleleri, çağlayan sularının sesi ve sütbeyaz rengi ile vahşi doğanın en görkemli görüntüsünü ve karşı koyulmaz gücünü ortaya koymaktadır. Şelale sularının boşaldığı vadi tabanında, ancak çok temiz sularda yaşayan kırmızı fosfor benekli şelalelere özgü alabalıkları yaşamaktadır.”

 

            Bir günde birkaç işi başarmanın tatlı yorgunluğuyla evimize dönmek güzeldi…