Haklılık, haksızlık

Haklı ve haksızlık kelimeleri ne kadar zıttır birbirine. Ne yaparsanız yapın haksız bir şekilde galip gelmektedir. Haklı olduğu yerde dik ve ayakta dursa da nadiren hakları verilmekte. Hz. Ali (Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır) demiştir. Haksızlığı, yolsuzluğu, hırsızlığı günümüz hızlı iletişim çağında duyan, işiten yok mu acaba?

            Ekonomik gücü olan, bilgisi, yeteneği, cesareti olan, bir de arkasında siyasi gücü ve avukatı varsa her yerde, her zaman haklıdır. Bir mahalleye, bir köye hizmet gidecekse siyasetten seçilen milletvekili veya bakana derdini anlatınca ilk soracağı soru ‘Bize ne kadar oy çıktı’ veya ‘Benim menfaatim ne olacak, partimin çıkarı ne olacak?’ bu kelimeleri duyan vatandaş kendini ayrılmış, itilmiş, ezilmiş hisseder. Sonra eleştirir, kin nefret ve ayrışma, küskünlükler.

            Cumhuriyeti kurarken ‘sen, ben’ demedik. Savaşırken yukarıdakilerden hiç bahsetmeden seve seve şehit, gazi olduk. Paylaşım ve üretimde siz, biz olduk. Haklı haksız olduk.

            Bir ülkenin yöneticileri tüm vatandaşlarına adil ve eşit davranmadıkça, o ülkenin vatandaşları hak ve hukuklarını tam bilip eksiksiz yerine getirmedikçe kalkınma zor olur. Kalkınma ve gelişme olsa da iki adım ileri bir adım geri mantığıyla kalkınma olmaz.

            Bir ülkenin dili gelişmiş olmalı, vatandaşları da o dili eksiksiz kullanmalı ki bilim ve sanatta hızlı gelişme sağlansın. Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk dine önem verdiğinden Elmalılı Hamdi’ye Kur’an-ı Kerim’i Türkçe tercime ettirmiş ki insanlar dinini daha iyi öğrensin, Allah’a yakarışlarda ve yaptığı ibadetin manasını bilsin. Bazı hurafeler sen ben davası olsun, dini bizden öğrensin ve benim söylediğim gibi olsun derse bugünkü tarikatların sayısına yenileri eklenir de eklenir.

            Bu gök kubbe altında, dünya kara parçasında yaşayacaksak birlik ve beraberlik içinde olmalıyız. Toplumun ve ülkenin çıkar ve menfaati her şeyin üstünde olmalı. Kendi nefsine çalışan kınanmalı, hırsızlık yapanlar ağır cezalara çarptırılmalıdır. Bu dünyadan giden insanlar o tarafa bir şey götürmüyor. En büyük miras olarak onur şeref, bilgili eğitimli bir nesil bırakmalıyız.

            Makamlar, şan şöhret, servet hepsi gelip geçicidir. Asıl olan insanlıktır, insanlık haklıya hakkını vermeli. Sırtımızı hakka ve haklıya dayamalıyız. Ayrımcılığın ve bölücülüğün de bir hırsızlık olduğunu bilmeliyiz.

            Bireyin yaşam kalitesini yükseltmek için yasalar çıkarılmalıdır. Siyaset toplumun huzurunu sağlayacak projeler üretilmelidir. Mecliste bir ülkenin insanlarının huzurlu yaşayacak şekilde yasalar çıkarılmalıdır. Halk siyasetçisini seçecektir. Siyasetçi toplum için yaşayacaktır. Siyasetçi yalan söylemez, hırsızlık yapmaz, halkından hiçbir şey saklamaz. Tembel halk yoktur, sorumsuz halk yoktur. Yanlış sistem vardır. Siyasetçi genç, yaşlı, ihtiyar, çocuk, kadın gözüyle bakmaz, birey gözüyle bakar. Özgür bir toplumda duygu ve düşüncelerini açıklayabilmelidir. Düşünceleri bir yerlere veya topluma zarar vermemelidir. Demokraside halkın ayrımı yapılmamalıdır. Siyasetçi tüm insanlara ayrımsız hizmet yaptığı gibi seçilen milletvekili de önce bölgenin sorunlarını daha sonra da ülkenin sorunlarını dile getirip anlatmalı, projeleriyle çözüm önermeli ve çözebilmelidir. Siyasette aklın yolu ülkemizin kalkınmışlığı olmalı. Kendi çıkarı veya bir grubun çıkar ve menfaatini savunmamalıdır.

            Bu ülkede yaşayanlar sadece bir zaman dilimi içinde ömürlerini yaşarlar. Daha yaşanacak nice ömür dilimlerinin var olduğu bilincinde bulunmalıyız.

            Bu vatanı bizden öncekiler bize miras bıraktılar. Bizler de geliştirerek bir sonrakine miras bırakmalıyız. Bu dünyada sadece ayak izlerimiz ve eserlerimizle bir sonrakiler bizi anar. Yoksa bir hizmetin, unutulur gidersiniz…

 

Süleyman Erkan 12.08.2015