“DOĞRU OKUYANLAR” DOSTLUĞU

Sevgili  Dostum,

Dostlukta , dostluğun pekişmesi için doğru ve dürüst olmak vardı. Yaşadığım olaylar bunlara “ Doğru okuyanlar” dostluğunu da eklemek düştü bana.

Sevgili dostum,

“Doğru okuyan dostluk” da nedir diyecek olursan, bende bunu açıklamak için sana bu mektubu yazmaktayım.

Sevgili dostum,

Okuyanlar vardır ama okuduklarını anlamazlar. Okuyanlar vardır okuduklarından mana çıkararak , okuduklarından çıkardıkları manaları başkalarına yalan yanlış anlatarak onların da olayları yanlış anlamalarına, belki de  anlatılanların tam zıddını anlamalarına sebep olurlar. O yüzden okumak değil, anlayarak ve anladığını da başkalarına doğru okutmak lazım.

Canım dostum,

Sana bir hikaye anlatayım.

Adamın birisi vaaz dinlemeyi sever ama vaazları dikkatli dinlemez, çercesine de anladığı gibi anlatırmış. Bir gün dinlediği  hikayeyi şöyle anlatmış arkadaşına “  bir hatun evliyaya Allah kızını kurban etmesini istemiş, evliya kadın kızını kurban edecekken Allah  ona bir köpek yollayarak kurban etmesini söylemiş.” Dinleyen  hoca o adama demiş ki” Kardeşim  sen hikayeyi nasıl dinlemektesin ki , burada evliya kadın değil, erkek, üstelik evliya değil peygamber, kızını değil oğlunu kurban etmesini istemiş, gönderilen kurban köpek değil koç”

Can dostum,

İşte  doğru okuyamayan insanlar, doğru dinlemeyen insanlar hikayeleri ona buna yanlış anlatarak onlarında yanlış anlamalarına sebep olarak sıkıntı yaşamalarına sebep olurlar.Bazen belki de dostluklar yanlış anlamalar, yanlış okumalar, yanlış anlatımlar yüzünden biter de insanlar farkına vardıkları zaman hatalarını düzeltemezler.

Can dostum,

Bizim dostluğumuzun sağlam olmasının sebeplerinden birisi de duyduklarımızı birbirimize doğru anlatmamız ve doğru anladığımızı da test etmemiz.Eğer yanlış anlaşılan şeyler anlatsak ve doğruluğunu teyit etmeden  birbirimize olayları anlatsak belki de  bazı insanların bize düşman olduğunu, aleyhimize konuştuklarını zannederek , onları da kaybederiz ya da küstürürüz. Bize ise duyduklarımızı iyice tetkik etmeden birbirimize anlatmadığımız ve okuduklarımızı da  iyi anlamadan  başkalarına anlatmadığımız için  dostluğumuz pekişmekte.

Canım dostum,

Her insan bir kitabı okur ama  mesela ayrı anlamlar verebilir. Diyelim ki  insanın eşini aldatması üzerine bir roman okuyan insan , eğer sağlam ahlaki yapıya sahip değilse belki de roman karakterinden etkilenerek o da aldatmaya çalışacaktır eşini. Ama belki de yazar insanlar eşlerini aldatsın diye yazmamış, tersine aldatmanın ne kadar kötü şey olduğunu  anlatmaya çalışmıştır.  Kitabı okuyan başkası da  belki de başkasına aşık iken kitaptan etkilenerek aldatmanın ne kadar kötü olduğunu o kitaptan  okuduklarıyla pekiştirerek  aldatma düşüncesinden vazgeçecektir.Aslında kitap aynıdır , yazar aynıdır ama okur farklı olduğundan okuduklarına farklı anlamlar vermiştir. Belki de romanı yazan insanı tanıyan başkası kendisini anlattığını düşünerek romanı yazana da kin besleyebilir. İşte doğru okumak ve anlamak bu  kadar önemli. İnsanlar bir şeyi iyi anlamadan , doğru okumadan da  başkalarına anlatması  fitne ve fesat  olarak algılanabilir. Çünkü yanlış anlayan başkalarının da büyük oranda yanlış anlamasına sebep olacaktır büyük ihtimalle. Biz ise yanlış anlaşılmaması için her okuduğumuzu ve duyduğumuzu başkaları ile paylaşmadan iyice tetkik eden dostlar olarak mutluyuz dostum.

Canım dostum,

Bazen  gazetelerde okumaktayız. Bu yazma, okuma doğru okuma  mahkemelere bile taşınmakta. Okur  okuduğunu doğru anlamadığı için romanı beğenmemişse ya  inançlarına ya peygambere hakaret edildiğin iddia ederek davalar  açmakta ve  yazarları da yanlış anlaşıldıklarını söyleyerek beraat bile etmekteler. Yani  yanlış anlaşılma her yerde vardır. Yanlış anlamalara  fırsat vermemek için iletişimi güçlü insanlar olarak doğru duymak , doğru okumak ve anlamak lazım.

Sevgili dostum,

Özellikle kadınlar, engelliler, yaşlılar  gibi toplumda güçsüz olan insanlar yanlış anlaşılırlar çok zaman. Güçlü olan sağlamlar, erkekler, gençler, her şeyde  küçümsedikleri bu insanlara  ithamda bulunmaktalar. Bu zayıf insanların güçlü olması istenmemekte. Bunun önlenmesi için anayasal  madde bile konması bugün toplumumuzda tartışılmakta .

Canım dostum,

Sen ve bende “ Ben haklıyım” demeden önce iyi düşünmekteyiz. İnsanın kendisini haklı görmesi çok kolay. İş başkalarını da haklı görmek ve onların hakkını aramaktır. Mesela  hakiki manada eşini seven insan  kendisini koruduğu gibi eşini de hem ailesine, hem çevresine karşı korumaya bakar. Engelli yakının ı hakikaten seven insan onu yanlış anlayanlara karşı  onun güzel yönlerini anlatarak savunmaya bakar. Ama çok zaman engellileri en anlamayan , sevmeyen, seviyor gibi görünerek  her fırsatta suçlayanların aileleri olduğunu görmekteyiz.” Kadındır okuyamaz. Engellidir bilmez. Yaşlıdır bunamıştır.Sözüne itimat edilmez. Yaşlı bir köşede otursun” laflarını biz çok duyarız. Ama biz kadını da engelliyi de yaşlıyı da küçümseyen değil , hakiki manada seven ve haklarını arayan bir dostluğa yemin ettiğimizden  dostluğumuz sağlam işte sevgili dost.

Canım dostum,

Sevgi lafta değil, gönüldedir. Gönülden geçenlerde hayatta davranışlarımıza yansır. Biz sevdiğimizi seversek , başkalarının onunla bizim aramız fitne sokmasına asla müsaade  etmeyiz ve sevdiklerimizin hatalarını da hoş görü ile karşılarız. Sevdiklerimizin  başarılarını tebrik eder ve asla onların başarılarından kendimize pay çıkarmaya ,  seneler önce ona yaptığımız yardımları ona buna anlatarak onları küçük düşürmeye çalışmayız. Sevdiğimizi de üzülecek diye düşünmeden  doğruları anlatmaktan asla çekinmeyiz.Çünkü seven hakikaten acı söyler ama doğruyu söyler. Çok insan  sevdiklerinin söyledikleri acı gerçekleri onları aşağılama, küçümseme  ve kötüleme olarak anlarlar ve doğruları söyleyen yakınlarına savaş açarlar. Çünkü karşılarındaki  insanları tanıyamamış ve doğru okuyamamışlardır. İşte insanlar arasındaki  anlaşmazlıkların çoğu  muhatabımızı doğru okumamak , anlamamaktan , tanımamaktan geçer.

Can dostum,

Tanımak bile  seneler alır. Eşimin bile beni tanıması anlaması 10 veya 15 senesine mal oldu desem belki inanmazsın ama , severek aşkla evlenenlerin seneler sonra kavga ve gürültülerle boşanmalarına ne deriz? Ya o kavgalar yalan ya da o aşklar yalan. Demek ki insanlar doğruyu ancak seneler sonra bile görebilmekteler. İşte bu yüzden insanı iyi tanımak , doğru okumak ve doğruyu da zamanında okumak insana çok şey kazandırır.

Can dostum,

Bilgisi ve kültürü yerinde olanlar , insanları yanlış okumaz. Çok okuyan, çok kitaba sahip olan değil, okuyan , anlayan ve anladıklarını da  uygulayan insan  ancak bilgili olur. Eğer çok kitaba sahip olmak ile bilgili olunsa , kütüphanelerde çalışan insanlar hep alim olurdu. Ama gel gör ki kütüphanede çalışan insanların çoğu  kitabı sevmedikleri gibi kitaptan nefret ederler.  Profesör olmuş insanların kaba saba olanlarına rastladığımız zaman onların okuduklarının ne kadarın doğru okuduklarını sen düşün.

Can dostum,

“Doğru okumak” , “insanı doğru tanımak “ lazım. Bazen insanları seneler sonra bile tanıyamayız.Okuyarak, uygulayarak gelişirler. Ötekiler ise okumadıklarından gelişemezler. Onun her söylemini , her yazdığını, her sözünü kötüleme kendilerini  kötülemek olarak  algılayabilirler. Çünkü akıllarından başka şey geçmez. Biz ise doğru anladığımız ve birbirimizi doğru okuduğumuzdan dostluğumuz inşallah devamlı ölene kadar hatta öldükten sonra bile devam eder , hatta çocuklarlımız da bizim dostluğumuzu doğru okuyarak , güzel dostluğu devam ettirmenin sevincini yaşarlar. Babalarının dostluklarını devam ettirerek  evlenen ve nesillerini dinçleştiren insanları tarihten  okuyarak ibret alalım .

Doğru okuyarak sevgini, muhabbetle kucaklamaktayım dostum.