KAHVE SOHBETİ

Mustafa Özcoşan:

 

     -Köyler boşalıyor arkadaş. Buna çok üzülüyorum. Köylerin boşalmasına kadınlar sebep oluyor. Falan, şu kadar maaşla köy hizmetlerine girmiş. Hanımı da akşama kadar yatıyormuş. Ya da falan kişi, bakkal dükkânı açmış. Paralar peşin peşin geliyormuş...

 

 Şehre gelenlerin çalışmadıklarını sanıyorlar. Şehirde merdiven yıkamaya razı oluyorlar da köyde çapa yapmak, inek sağmak zorlarına gidiyor. Sen İstanbul’da oturuyorsun. Oradaki köylülerinizin durumu nasıl?

 

     Yusuf Gürsoy:

 

     -Gayet iyiler. Sünniler, devletten istediği yardımı aldıkları için köylerinden ayrılmak istemiyorlar. Üvey evlat muamelesi gören aleviler ise, istikballerini büyük şehirlerde aradılar. İlk günlerde merkeze çok uzak yerlerde bir iki göz gecekondu oluşturdular. Seçtikleri alanlar, her yönüyle mahrumiyet bölgesiydi. Yağmurda yaşta çamur, ayakkabıları ayaklarından çekip alıyordu. Suyu uzak kaynaklardan taşıyorlardı. Giderek yerleşim alanlarını genişlettiler. Günün birinde semtlerine imar gelince müteahhit, arsalarına karşılık sahiplerine dört beş daire verdi. Kendisi yetmiş seksen daire yapıp sattı.

    

     Şimdi rastladıklarıma durumlarını soruyorum. Gayet memnunlar. Kendilerinin ve çocuklarının ayrı ayrı evleri, arabaları, işleri var. Köyde kalaslardı ne yapacaklardı? Mesela benim hem İstanbul’da evim var, hem de köyde. Emekli olduğumdan beri yazın köye geliyorum. Küçük bir bahçem var. Onunla uğraşıyorum.

 

     Laf lafı açtı, laf sigara paketini:

 

     2014’ün yaz mevsimi Türkiye’nin her yerinde kurak geçti. Bir gün vali bey, yanına ilçe ve yakın beldelerin belediye başkanlarını alıp beldemizi ziyaret ettiler. Toplanan yetmiş seksen kadar insanlara dilinin döndüğü kadar nasihat etti. Sonra maaşı olanlar el kaldırsın dedi. %99 maaşlıymış. Vali bey, buna sevinirken söz istedim. Yoğun işlerinden zaman ayırıp beldemizi ziyaret ettiği için teşekkür ettikten sonra izin verirseniz halkımıza bir soru da ben sorayım dedim.

 

     -Sevgili komşularım, şu anda musluklarından su akmayanlar el kaldırsın, lütfen. %99 el havada.

 

Vali Bey şaşırdı:

 

 -Nasıl olur efendim. Susuz hayat mı olurmuş! Vilayete dönünce ilk işim, özel idareyi, belediyeyi harekete geçirip sizi suya kavuşturmak olacak.

 

Sözünün eriymiş vali bey. Ertesi gün iki delikanlı geldi. Nereden su çıkarılabilir diye keşif yaptılar. İki kuru derenin birleştiği yerde karar kıldılar. Peşinden kocaman, her yola sığmayan, her köprüyü beğenmeyen makineler geldi. Öyle ki sokaktan geçerken bir çatıyı uçura yazdılar. Nerdeyse...

 

Su bulundu, elektrik çekildi, pompa bağlandı. Çıkarılan su, borularla su deposuna verildi. Böylece bir belde susuzluktan kurtuldu.

 

Her zaman böyle valiler, böyle yönetim olsaydı köyler, boşalır mıydı?