BİR AVUÇ ALIN TERİ

Anadolu şehirlerinin eski püskü daracık sokaklarına bundan otuz kırk yıl önce girdiğinizde, yan yana dizilmiş küçük dükkânlarda çalışan insanların kullandıkları aletlerin seslerinin bir musiki edasıyla nasıl kulağımıza temas ettiğinin çoğumuz farkında bile olmadan ihtiyacımızı alıp gitmişizdir.

            Bu küçük atölyelerde çalışan insanların ellerinin, yüzlerinin, giysilerinin kir ve pasak içinde olduğunu; fakat dışarıda yaşayan pek çok insana göre yüreklerinin pırıl pırıl olduğunun farkına varmışızdır. Üç kuruşluk kazancını, çoluk çocuğunun nafakasını akşam eve götürmek için çırpınan bu insanlar, şehirlerden ve orada yaşayanlardan bir parça gibidirler. Hiç onlarsız düşünemezsiniz şehirleri, sokakları… Tanıdıklarımız vardır içlerinde, akrabalarımız, dostlarımız... Yılda bir defa kapısını çalıp “Usta şu işimi yapar mısın?” deyip konuştuklarımız… Selamlaşıp kırk yıllık dost gibi sohbete başlayıp çaysız, kahvesiz göndermemek için yemin veren nice güzel insanlar vardı…  Hiç tanımadıklarımızla bile iki fırt çay arasında dertleşir, gönüller alınırdı…

            Şimdi ne dar sokaklar kaldı, ne de küçük şehirler…

            Zaman eritti çoğunu, kayıplara karıştılar… Üzerlerine katar katar toprak atıldı sessizlik mekânlarında, rahmet damlalarıyla ıslandı tenleri… Şimdi onların çoğunda ne ten kaldı, ne beden… Bu gün hâlâ şehirlerin kıyısında köşesinde ender de olsa rastladığımız bu güzel insanların kimi mesleklerini modernleştirmiş, işlerini büyütmüşlerdir. Kimi hâlâ babasından, ustasından gördüklerine sımsıkı sarılmakta, değişikliğe razı olmamakta ısrar etmektedir. Zira onun için değişiklik mesleğe, ustaya, ataya ve babaya vefasızlıktır. Bu tip dükkânlara girdiğimizde geleneğin güler yüzüyle karşılaşmak içimizi ısıtır birden… Bir hoş olur yüreğimiz, yüzümüzde garip bir tebessüm belirir.

         Ne yazık ki bugün bu sokaklarda dolaştığımızda eski sanatkârların ve mekânlarının çoğunun yerinde yeller estiğini görüyoruz.  Birçok zanaat erbabı dükkânını kapatmış, birçoğu başka mekânlara gitmiş. Sulu Sokağın Kazancılar Mescidine varıncaya kadar olan bölümleri zaten bitmiş durumda…  Yukarısı, tarihi eserlerin zaman ve insanların acımasızlığına boyun eğmemek için koyun koyuna sokularak, birbirine sımsıcak sarılan çoğu içi boş muhteşem abideler silsilesi…

         Nerede kalmıştık diyemiyorum, çünkü artık pek şey çok bitmiş, tükenmiş ve kaybolmuş. Biz ancak ve ancak kayıp zamanın içinde kırık dökük parçalarla sanatın hayale dönüşmüş resimlerini devşirmekle meşgulüz.

         Sözü uzatmak istemiyorum.  17 Eylül Perşembe günü saat 16 00’da Tokat Cumhuriyet meydanında başlayıp üç gün sürecek olan “ Geçmiş Zamanın Gölgesinde Bir Avuç Alın Teri” adlı El Sanatları Fuarından bahsetmek istiyorum.

            İçişleri Bakanlığı tarafından desteklenen bu projenin, Tokat ve Türk Kültür tarihine yeni soluk vereceğini düşünüyorum. Birlikte olmanın, birlikte yaşamanın, ortak acıları, ortak değerleri paylaşmanın verdiği gurur ve heyecanla yürütülen bu çalışmanın; kim ne derse desin, kim ne söylerse söylesin; daha emekleme aşamasında bile olmayan bazı aklı-evvellerin burun kıvırmalarına rağmen, büyük bir emekle, fedakârlıkla bugüne getirilmesi, elbette takdire şayan bir başarıdır.

            Dileriz bu ilk olmasın. Aslında ilk olmadı. Bendenize, 1985 yılında Taşhan’da yine ilk defa büyük bir el sanatları fuarını gerçekleştirmek nasip oldu. Daha sonraki yıllarda ikincisini de gerçekleştirdik.

            “Geçmiş Zamanın Gölgesinde Bir Avuç Alın Teri Fuarı”nda pek çok açıdan ilkleri bir arada yaşayacağız. Bu ilkleri burada sıralamak istemiyorum.

            Elinde, yüreğinde ve gönlünde “Tarihi El Sanatlarına” bir damla sevgisi olan bütün Tokatlı hemşerilerimi fuara davet ediyorum.

            Tokat El Sanatları Derneğinin yaptığı çalışmalarının hangi boyuta geldiğini, bundan sonra da, el sanatları ve kültür ufkunda neler yapabileceğini müşahede ederek bizzat görün.

            Gelin, görün ve sevin…   

            Bu vesile ile fuara, elini ve yüreğini ortaya koyarak desteğini veren, Saygıdeğer Belediye Başkanımız Eyüp Eroğlu’na ve Saygıdeğer Valimiz Cevdet Can’a, en kalbi şükranlarımı sunarım.

 

Mehmet Emin ULU