Anadolu Ateşi

2009 yılında yazdığım bir yazıyı tekrar sunuyorum okurların beğenisine. Saygıyla...

 

Giriş bileti. Mustafa Erdoğan’s The Fire Of Anatolia Anadolu Ateşi 25.000.000.-TL No: 004938 SİDE ANTİK TİYATROSU.

            Akşam antik tiyatronun önü ana baba günüydü. Kalabalık iğne atsan yere düşmez kabilinden. Elinde otel adının yazılı olduğu pankartı taşıyan gencin arkasına takılan insan kalabalığı.

            Böyle guruplar bir değil beş değil. Side’de ne kadar otel varsa o kadar gurup. Gençler, yaşlılar, sakatlar, kucağı çocuklular…

            Kaldırımda yan yana iki masa ve masalardaki genç görevliler bilet satmakta. Otelden gelenler masalara hiç tenezzül etmediklerine göre belli ki bilet işi toptan halledilmiş.

            Yine de insanlar bilet kuyruğunda. Anlaşılan bunlar da bizim gibi otelsizler. Ya da bireysel girişimci tatilciler…

            Sıra bize gelince bilet fiyatını soruyorum. 

            - Sivile 40, öğrenciye 25 diyorlar.

            - Biz de emekliyiz. Hiç ikramınız olmaz mı?

            - Maalesef. Farkını bizden alırlar amca.

            Peki ne yapalım deyip uzaklaşıyoruz. Hanımla aramızda kısa bir müşavere. Bu gurubun Tokat’a geleceği yok. Böyle bir gurubu başka bir zaman izleme şansını ya bulur, ya bulamayız. Düşüncesiyle 40 milyonluk biletleri almak için öbür masaya yönelirken birinci masadan sesleniyorlar.:

            - Amca, ne emeklisisiniz?

            - Öğretmen.

            - Baştan söyleseydiniz ya hocam size de 25’er milyon. Buyurun. Yalnız soran olursa şurayı gösterin. Biletin arkasına kurşun kalemle bazı şekiller çiziktirdi. 

            - Peki öğretmenliğin özelliği ne?

            - Öğretmenlik ayrıcalıktır. Başbakanlıktan bile emekli olsanız, önemli değil, bileti bu fiyata alamazdınız. Teşekkür edip ayrılırken mesleğimle bir kez daha gurur duydum. her şeye rağmen…

            Yıllardır gelir giderim Side’ye. Antik Tiyatro’nun restorasyonu bir türlü bitirilemez. Aynen Tokat-Çevre ya da Zile-Alaca yolları gibi. Tiyatronun üzerine devasa bir vinç monte edilmiş Side’nin her yanına egemen. Şehrin sembolü olmuş neredeyse…

            Şehrin girişinde araçların altından geçtiği tarihi bir duvar var ki yıkıldı-yıkılacak. O duvarı ne yıkan var ne de yapan. Sürücüler orayı dua etmeden geçemezler herhalde diye düşünüyorum. Traktörlere bağlı çekçek katarlarının ilk kalkış yeri de o duvar yakınıdır. 

            Sıkı bir bilet ve güvenlik kontrolünden yüz akıyla geçtikten sonra artık tiyatrodayız. İlk bulduğumuz yere ilişiyoruz. Yerimizi garantiye aldıktan sonra çevreye göz gezdiriyorum. Tiyatronun hizmete açılan bölümü Lebaleb. “ İyi ki yer bulduk” diye sevinirken gurupları peşine takan gençler, ileriye, daha ileriye, aşağıya doğru götürüyorlar. Belli ki önlerde herkes gurubu kadar yer tutmuş.

            Guruplar geçti, insanlar geçti yanımızdan, hiç biri geri dönmediğine göre herkes yerleşti. Ara yollar doldu. Sağım solum sıkıştı. Et et üstüne derler ya öyle…

            Güçlü müzik sesinden yayılan tok ve yumuşak enstrümantal müzik sustu, ışıklar söndü. Oyun başlayacak sandık. Meğer elektrikler kesilmiş. Bir iki protesto ıslığı duyulduysa da tiyatro seyircisi sükunetini korudu. Sabırla bekledi, elektriğin gelmesini ve oyunun başlamasını. Çünkü tiyatro seyrinde sükunet esastır. Tiyatro mabet gibidir. 

            Elektrik kesilse ne yazar! Bir tepsi büyüklüğündeki ayın muhteşem ışığı aydınlatmaya yetiyordu, tiyatroyu ve de dünyayı… 

            Tiyatronun ilk sahiplerini düşündüm. Elektrik yok, gelişmiş ses yayın cihazı yok. Velhasıl her türlü teknik yardımcıdan mahrum bu insanlar; seslerini, görüntülerini nasıl ulaştırmışlar, son sıralara ve de localara?..

            Etkinliği eleştirecek değilim. Bu konuda ne bilgim kafi gelir, ne de kültürüm. Yalnız vaktin nasıl geçtiğini anlamadığımı, etkinliği büyük beğeni ve hazla izlediğimi belirtmek isterim. 

            Sahne hiç boş kalmadı, gösteri süresince, bazen bir bazen iki kişi. Bazen bir gurup görülüyor, güçlü fon müziği eşliğinde. Hepsi, yiğit, hepsi diri, hepsi çevik, hepsi estetik… Kaslarına hakim gençlerin disiplinli ve düzenli hareketleri seyircinin takdirini topluyordu. Bu onların coşkun alkışlarından belliydi. 

            Sahnede kâh uzun boylu, yapılı, abalı, eli asalı Alperenler ayakta, kâh uzun külahlı hırkası ile Mevlana otururken görülüyor. Görüntüler uygun müzik ve danslarla destekleniyor. Semahlar, semalar, zeybek ve halaylar, çiftetelliler, Erzurum barı… Yeri geldikçe hepsi birer birer sergileniyordu. Bazı senaryo ve onlara uygun ahenkli, diri, zarif hareketler, Mustafa Erdoğan’ın da katıldığı horonla sona erdi. 

 

            Seyirciler dakikalarca alkışladı, ayakta. Böyle bir gece yaşamamıza neden olduğu için emeği geçen herkese müteşekkiriz. Anadolu Ateşi yarınlara olan güvenimizi bir kez daha tazeledi. Ruhumuz arınmış olarak döndük, motelimize…