YANLIŞ ANLAMAYAN DOST

Sevgili  Dostum,

Bu dost mektuplarımda ara sıra  , çevremdeki dostluklarda aksayan yönlere  de parmak basarak , onların neden sorunlar yaşadığını , bu sorunların çözüm yollarının neler olduğunu da sana anlatmak istemekteyim. Ola ki , bu anlattıklarım, dostluğumuzun daha  samimi olmasına , başkalarına da örnek olmasına vesile olur. Zaten bizim amacımızda sadece kendi aramızda güzel dostluk kurma değil,  başkalarının da güzel dostluklar kurmalarına ve kurulmuş dostlukların sağlamlaştırılmasına  vesile olmak değil mi ? Örnek olmak , bunu da yaşayarak göstermek ne güzel duygular değil mi? Bizlere de bu yakışmaz mı ?

Can dostum,

Burada bir anımı anlatarak söze başlamak istemekteyim. Bilirsin ki , dostlarla seyahat etmek , gezmek çok zevkli olan bir şeydir. Toplumumuz  gözlerinde büyüttükleri insanlara , sorumluluk yüklemeyi , sonra da onların o sorumlulukları yerine getirmediklerini gördükleri zaman da düşünmeden , önyargılarla  , biraz da acımasızca eleştirmeyi severler. Bunu haklı olduklarına inanarak . “ Ben her zaman haklıyım, sen her zaman haksızsın, kendini savunmaya kalkma,  zaten sen hatanı kabul etmezsin” sözleri ile de kendi haklılıklarını ispatlamaya çalışırlar ve sonunda  yanlarında dostlarını bulamayınca da “ Bak ben haklıyım ki, o benim yüzüme bakamadığından, yanımdan kaçtı” derler. Halbuki kimin haklı olduğunu zaman gösterir. Dostuna acımasızca saldıran insan , gün gelir öfkesi geçer , sonra hakikatleri gördüğü zaman  dostsuz kaldığının farkına varır. Bunu da gene başkalarını suçlayarak  , kendini haklı göstererek  ispatlamaya çalışır. Kim haklı sen düşün artık.

Sevgili dost,

Anıma gelince , bir gün uzak bir ilde dostlarımızı ziyarete gidelim. Hem onlarla sohbet edelim, hem de güzellikleri paylaşalım , dedim.  Yanıma başka ilden , o ili hiç tanımayan iki arkadaşımı da aldım. Seyahate çıkmadan önce de, dostlarımıza  gittiğimiz ilde kalacakları yer olup olmadığını ,  benim başka bir dostumun evinde kalacağımı veya akşam geri döneceğimi , eğer orada kalacaksam orada  ikamet eden dostumda kalacağıma dair  ona söz verdiğimi de söyledim. O dostlarım ise  kalacak yer sorunları olmadığını merak etmemem gerektiği söylediler. Kaktık gittik. Benim açımdan seyahat güzel geçti. Gezmeye gittiğimiz  ile inince ,  dostların rezervasyon yapmadıklarını öğrenince ne yapacağımı şaşırdı. Gittiğimiz ilde ben yabancı, onlar yabancı. O ilde ikamet eden arkadaşımız da  ili tam bilmeyen insan. Oradan oraya onlara kalacak yer aramakla geçti ama rezervasyonsuz yer yok.  Benim programın uzamasın diye gideceğimiz yerlere gittim.Ziyaretlerimi yaptım.  Tabii ki arkadaşlara yer bulamadığımız için üzgünüm ama gene de  ben o ilde yabancıyım. Misafirim . Ne kadar yardımcı olabilirim.

Can dost,

Bilirsin her yerde dostumuz var. Gittiğimiz yerde dostlara haber vermediğim halde hemen dostlar  etrafımı sardılar. İki ayrı mekanda  sohbet edeceğiz. Bende moral yok. Yer bulamayan arkadaşlarda moral yok. Ben geri döneceğim. Zaman kısalmakta. Dostlar , “Bu ağabeyimiz bizlerle sohbet etsin” diyerek beni beklemekte. Bende heyecan kalmamış. Dostlar ise konuşmamamdan onları sevmediğim kanısına varmakta. Neyse benim  kalkma saatim geldi. Oraya güzel geziye gitmişken, yanlış anlamalar,  önyargıların kurbanı olarak , oradan kalktım.

Can dost,

Olacakların farkına varmıştım . Ben kalktıktan sonra, hani gıyaben yargılama kolay olur ya , herkes hemen kendisini haklı çıkarırcasına hakkımızda “Bizim hakkımızda dedikodu mu yaptı?” , “Arkadaşlarını getirdi, onlara yer bulamadı” “Bize küstü mü de konuşmadı?” “Be ne biçim ağabeydi?” gibi yakıştırmalarda bulunmuşlar. Ben üzüldüm doğrusu. Ama kesin onlara kızmadım. Hatta ortamı yatıştırmak için onlardan özür diledim. Dostluğun en güzel duygularından birisi de , dostlarımızın  hatalarına hoşgörüde bulunmak ve onları af etmek değil midir ? Bende bunu yaptım . Halen de onlara kızmam. Bilirim ki , toplumda önyargı çok , insanlar kendilerinde hata aramazlar. Egolar şişkin. Bu durumda ağabey, abla, aydın konumundaki insanlar sorumlulukları üstlerine alarak  ortalığa barış havası estirmek sorundalar. Ben de öyle yaptım. Bu olay sadece ve sadece  bana hayatta bir ders oldu ve seninle paylaşayım  dedim.

Sevgili dostum,

Şunu da korkarak ve hayretle gördüm ki, önyargıda bulunanlar  daha çok kadınlar. Erkekler neden ise daha hoş görülü ve düşünerek konuşmaktalar.  Bunu tabii ki tüm kadınlar veya erkekler için demiyorum. Ama genel değerlendirme  yapınca buna şahit oldum. Kadınların eğitim seviyesinin azlığı veya okuma oranının az olması mı buna sebep  olmakta bunu da bilemem. Bu bilimsel bir araştırma konusu olacak kadar engin bir şey bence.

Can dostum,

İnsan yanlış yapar. Önemli olan insanın yanlışlarını gördüğü zaman , hemen bu yanlışı tamir etmek için çaba harcaması, dostları ile durum değerlendirmesi yaparak , güvendiği insanlara sorunlarını anlatarak onlardan da  fikir alarak davranışlarına çeki düzen vermesi ve düzeltilecek durum varsa düzeltmesi, özür dilenecek durumlarda özür dilemesi, teşekkür edilecek durumlarda ise hemen teşekkür ederek , “hata yapmak insana mahsustur,önemli olan hatada ısrar etmemek “  demek ile hatayı tamir etmek olmalıdır. Çok hata yapan değil, hatada ısrar etmeyen insanlar her zaman kazançlı çıkarlar”  

Can dost, sevgili arkadaş,

Hata yapan insan çok ama özür dileyen, hatasını düzeltmeye çalışan insan az. Ben ülkemde  , bu ülkem için tehlikeli olan şeylerden birinin cehalet olduğuna inandığım gibi, ondan da tehlikeli olan şeyin  cehalette ısrar olduğuna inanmaktayım. Cahil bilmeden  belki sana bir defa zarar verir ama cehalette ısrar eden , seninle muhatap olmada her zaman zarar verir.  Bir insan sana sevmediğin bir hareketi yaparken , senin sevmediğin  hareketi hakikaten seni seviyorsa bir daha yapmaz iken, cehalette ısrar eden insan   seninle her karşılaşmada seni üzüp üzmediğine bakmadan hep aynı davranışı sergiler. Bunu da çok zaman milliyetçilik, mukaddesatçılık ve seni sevme adına yapar. Seni rahatsız edip etmediği konusunda  kendisini sorgulamak yerine, seni suçlar. Bu da işte ülkemizde  cinnetlerin , hak hukuk tanımazlıkların sebebi olmakta.  Böyle cahil dostlardan , dostluk adına koşarak kaçmamız lazım değil mi ama ?

Sevgili dostum,

İnsanlara şaşmamak elde değil. Hem kendi çocuklarının en iyi eğitim almasını isterler. Hem de iyi eğitim almış , aynı zamanda da çocuklarının  güzel eğitim alması için çaba harcayan  onları tehlikelerden korumak adına her türlü çabayı harcayan  yakınlarını kıskançlıklarından  küçümserler.  Çocuklarımızda hem anne ve babasının   kendisinin okumasını isteyip de, güzel okul okumuş insanlara saygı ve sevgi göstermemesine bakarak ,  kafası karışarak başarılı olacak hayatta kafa karışıklıkları ile yuvarlanıp gider. Halbuki anne ve babalar , cehaleti bir kenara bırakarak , okumuş , öğrenmiş ve bilinçle dolu insanlara saygı duyarak hayata sarılsalar , o zaman hem kendileri rahat edecek hem de çocukları  kafa karışıklığı yaşamadan net görüşleri ile okullarında , insan ilişkilerinde  ve hayatta , ailede , iş yaşamında daha verimli, mutlu ve huzurlu olacaklardır. Ah şu yanlış anlamalar, önyargılar ve kıskançlıklar olmasa  ya da bunlarla toplum olarak mücadele edebilsek.

Can dost,

Bunlarla toplum mücadele etmese de , sen ve ben güzel dostluğumuzun gereği cehaletle, hatada ısrar edenlerle , hoş görü ile hata bizde olmasa da  zararsız hataları üstlenerek, toplumun gelişmesi adına mücadele etmek zorundayız . Öğretmen olmasak da kendimizi eğitmek, imam olmasak da dini konularda bilgi sahibi olmak , doktor olmasak da hastalıklardan korunmak için tedbir almak ,  psikolog olmasak bile okuyarak çocuklarımıza güzel  zihin açısından yorulmamış çocuklar bırakmak insan olarak bizlerin en  başta gelen görevi olmalıdır.

Can dostum,

Davamızı seviyorsak, ailemizi seviyorsak , hatta kendimiz seviyorsak, dostluğu seviyorsak , önce kendimizi sevmek , önyargılardan , yanlış düşüncelerden , dostlarımızın da yardımını alarak arınmak , sonra bilgi ile dolu olmak sorundayız. Onu buna gereksiz övgüler dizerek , ona buna  gereksiz yere  methiyeler dizerek , onların egosunu şişirmek , onlara fayda değil , zarar verir.  Hakiki manada dostlar , sevmesi gereken yerde karşısındaki insanı sever, eleştirmesi gereken yerde de eleştirmesini bilen insanlardır.

Bu anlattıklarım anlayana sevgi , bilgi ve ilgi dost. Bu yazdıklarımı özümseyerek okuyan ve anlayan benim gerçek dostlarımdır. Tıpkı senin gibi. Senin gibi. Senin gibi…

Dostun.