TÜKÜRÜN

Aylardır hüzün dolu ruhumuzu taşıyan bedenimizle, aklımızla, fikrimizle, çoluğumuzla, çocuğumuzla mücadele içindeyiz. Kiminle mücadele ettiğimizi, niçin mücadele ettiğimizi bilmediğimizden değil; neden bu noktaya geldiğimizi sorguladığımızdan kaynaklanıyor. 

            Asırlardır; dini bir, imanı bir, vicdanı bir, kıblesi bir, Kuran’ı bir, sevdası bir, amali bir olarak varlığımızı sürdürdüğümüz mukaddes vatanın üzerinde oynanan oyunların,  yalnız dışarıdan değil, içeriden de bunca destek bulması bizleri kahrediyor. Üstelik bu hainlerin birileri tarafından “melek”  gibi gösterilmeye çalışılması da işin bir başka boyutu. 

            “Eş Başkan” kılığına girmiş Melek Yüzlü Şeytanların “Bizim dayandığımız, PKK’dir,  Kandildir” diyerek bu millete, meydan okuması da; şirretliğin, kepazeliğin ve hainliğin hangi boyutlara vardığının bir başka ispatıdır. 

            “Biz savaş değil, barış istiyoruz! Şehirleri, beldeleri, köyleri, savaşla değil barışla örteceğiz” sözlerini söylerken; öylesine riyakârca, öylesine şeytanca söylüyorlar ki, bu sözlere kendileri bile inanmadıklarını mimiklerinden akan iğrenç ifadelerle ayan beyan gösteriyorlar. 

            Artık kimseyi kandıramazsınız! 

Kandırdıklarınız, ya sizin gibi katiller sürüsüdür, ya da çoluğunun çocuğunun namusu ve canını sizin gibi canilerden korumak isteyen masum kardeşlerimizdir. 

Katiller diyorum, çünkü sırtını katillere dayayan, katillerden güç alan elinde saz çalsa da yine katildir. 

Burada aklıma Osmanlı Sadrazamlarından Kuyucu Murat Paşa geliyor. 1600 yılındaki Celali isyanlarını bastırmak için seksenlik sadrazam at sırtında Anadolu’yu karış karış dolaşıp isyanları bastırıyor.  Bu sırada başına gelen bir olay aynen şöyledir. Sadrazamın önüne elinde saz, bir isyancıyı getiriyorlar.  Yaşı biraz küçük olan isyancıyı bırakmak istiyorlar. Sadrazam, saz çalan isyancıya soruyor. “Bu sazla ne yapıyorsun?” İsyancı: ”Kardeşlerime cesaret veriyorum. Savaşmaları için onları yüreklendiriyorum.” Sadrazam, “Peki, onların ne hale geldiğini gördün, devlete karşı gelmenin cezalarını çektiler. Pişman olmadın mı?” İsyancı genç: “Hayır!” Sadrazam gence bir fırsat daha vermek istiyor. “Büyüdüğünde bu işten vazgeçmez misin?” İsyancı genç aynı tavırla “ Bir elimle saz çalarak, bir elimde silahla yine isyan ederim!” diye cevap veriyor… Ve orada gereği yapılıyor… 

Ha dört yüz yıl önce olmuş, ha dört yüz yıl sonra olmuş, Allah Aşkına değişen ne var?  Adamın birinin eline saz verip millete şirin göstermek için yüzüne tükürülecek yaltakçılar etmediklerini koymadılar. 

Göremediler ki bu adam saz çalarken bile şehitlerimizle alay ediyor… Adeta ölen her şehidimiz için bayram ediyor… Şehitlerimizin katillerine destek veriyor… Canilerin kanların kan, canların can katıyor…

 Evet, bu ikiyüzlü şeytanların yaltakçılarında biri ”Onları tükürüğümüzle bile boğarız!” diye başından büyük bir söz etmişti. Şimdi kuyruğu kısılmış enikler gibi barış ve ateşkes istiyorlar. Yo artık bıçak kemiğe değil ciğerimize dayandı. Sonuna kadar mücadele, “bir tek terörist demiyorum”,  bir tek katil kalmayıncaya kadar geri çekilme olmayacak, silahlar susmayacak.

 Ve o kiralık katillere sırtların yaslayıp yandaşlarına şirin görünmek isteyenlerin maskelerini düşürmek için milletçe yüzlerine tüküreceğiz.

 

Tıpkı M. Akif’in:

 

“Tükürün, milleti alçakça vuran darbelere!

 

Tükürün onlara alkış dağıtan kahpelere!

 

Tükürün Ehl-i Salibin o hayâsız yüzüne!

 

Tükürün onların asla güvenilmez sözüne!

 

Medeniyet denilen maskara mahlûku görün;

 

Tükürün maskeli vicdanına asrın tükürün!”    dediği gibi…

 

 

 

 Tükürün , tükürün, tükürün!…

 

                                                                                  MEHMET EMİN ULU