“Ancak 14 kitap yazdıktan sonra kendime yazar diyebiliyorum ve alacağım daha çok yol olduğuna inanıyorum."

Yazar Selçuk Alkan:

“Ancak 14 kitap yazdıktan sonra kendime yazar diyebiliyorum ve alacağım daha çok yol olduğuna inanıyorum."

 

SORU- Bize kısaca kendinizi tanıtır mısınız hangi okullarda okudunuz, nerelerde çalıştınız?

SELÇUK ALKAN- Üsküdar doğumluyum. İlk ve ortaokulu Almanya’da bitirdim. Türkiye’ye döndükten sonra Haydarpaşa Teknik Lisesi’ni, ardından Marmara Üniversitesi Teknik Eğitim Fakültesi’ni bitirdim. 21 yıl boyunca öğretmenlik, şeflik, müdür yardımcılığı gibi alanlarda eğitimin çeşitli kademelerinde görev aldım. İlkokuldan bu yana da yazıyorum ve çılgınlar gibi kitap okuyorum.

SORU- Yıllarca kişisel gelişim dergisi yönetmenliği yaptınız. Ülkemizde kişisel gelişim dergilerine ihtiyaç var mı? Bu dergileri hangi kesimler okuyor genelde?

SELÇUK ALKAN-Evet,  Genç Gelişim, Süper Beyin, Beyin Gücü ve Genç Öğrenci dergilerinde yayın koordinatörlüğü ve editörlük yaptım. Kişiyi bilgilendirecek, bilinçlendirecek, geliştirecek, kişisel - toplumsal barışa, huzura, kalkınmaya ve refaha katkıda bulunabilecek her şeye ihtiyaç var bu ülkede… Bunun başında “okumak” gerekiyor; bilgili, kültürlü ve değerlerine sahip çıkan toplumlar gelişir, gelişmeye devam eder. Kişisel gelişim dergileri bunu sağlıyorsa elbette bu tür yayınlara ihtiyaç var. Bu tür yayınları yaş sınırı olmaksızın, bilgiye, kültüre, gelişerek değişmeye susamış tüm kesimler okuyor.

SORU- Üniversitelerde hocalar; gerek rehberlik, gerek iletişim olsun, çoğu zaman kişisel gelişim dergi ve kitaplarını öğrencilerine tavsiye etmiyor,  karşı çıkıyorlarmış. Sizce sebebi nedir ve bu yaklaşıma ne diyorsunuz?  Kişisel gelişim dergilerinin ne zararı olur üniversitelilere?

SELÇUK ALKAN-Gelişimi, başarıyı, başarılı olmayı, kendini tanımayı, özgüveni, üretmeyi, sevmeyi, saygı duymayı anlatan yayınların üniversitelilere zararı değil, bilakis faydası olur. Bununla birlikte “kişisel gelişim” kavramına insanların çok farklı pencerelerden baktığı kadar, maalesef bu alanda uzman olmayan kişilerin de devreye girip garip şeyler yapmasıyla birlikte, kişisel gelişime olan bakış açısında olumsuz önyargılar edinilmesine sebep olundu. Kişisel Gelişim’den ne anladığımız önemli. Bizim değerlerimiz ve kültürümüzde “insan-ı kâmil” kavramı var. İyi insan, olgun insan, ahlâklı, saygılı, çalışkan, dürüst, üretken, sevecen, yardımsever gibi değerlerimizi anlatan milli ve manevi dayanaklarımız, yüzyıllar önceden zaten “gelişmeyi ve olgunlaşmayı” bize öğretiyor. Bunun adını beğenmezsiniz “kişisel gelişim” demezsiniz o ayrı… Bir de Batı dünyasından “kopyala-yapıştır” tarzı, bizim kültür ve değerlerimize uymayan montajların yapılması da “kişisel gelişim” denilen oluşuma olumsuz bir şekilde bakılmasına sebep olmuş olabilir. Diğer bir husus ise, “kişisel gelişim” kavramının, insanların sorunlarına bir dokunuşla çözüm bulan bir “sihirli değnek” olarak algılanması. Hâlbuki sorunlar, sabır ile bir dizi çözüm prosedürlerinin hayata geçirilmesiyle aşama aşama çözülür çoğunlukla. Nezle olan insan, tek bir hap ile anında iyileşmez. Kişisel gelişim de size basit bir formül ile başarılı olacağınızı söylüyorsa bu gerçek dışı olur. Az önce değindiğim gibi, uzman olmayan bazı kişilerin, insanları bir veya birkaç formülde başarılı ve mutlu olacağına inandırması ve sonucun hüsran olması nedeniyle, kişisel gelişime olumsuz bir şekilde bakılmasına sebep olmuş olabilir. Zaten, bir-iki formülde başarı ve mutluluğu yakalayacağınızı iddia eden bir oluşum, kişisel gelişim olamaz; ancak kişisel gerilime neden olur.

SORU-Üniversiteliler okumuyor, okuyan da uygulamıyor. Okuyan, uygulayan başarılı oluyor. Üniversitelilere okumayı ve anlamayı sevdirmek için ne yapmalı sizce?

SELÇUK ALKAN-Böyle bir genelleme yapmayı olumlu görmüyorum. Birçok üniversiteli, bunca zaman hırsızı sanal dünyalara rağmen hâlâ okuyor. Okumayan da var elbette… Akıllı telefonların yaygınlaşmasıyla birlikte gençler bilgiye anında ulaşıyor. Bizler öğrenciyken, bir bilgiye ulaşmak için kütüphanelere gitmek, ansiklopedileri karıştırmak zorunda kalırdık. Şimdi 1-2 tuşa dokunup dünyaya ulaşabiliyoruz. Ama sağlam ve sağlıklı sitelerden bilgi edinilmeli. Ancak bu yetmez; bir konuyu öğrenmek için onunla ilgili bol bol kitap okumalı, okunanların altı çizilmeli, özet çıkarılmalı, not alınmalı. Kuru bilgi de işe yaramaz. Edinilen bilgileri eyleme geçirebilenler başarıya ulaşabiliyor.

Gençlere okumayı “sevdirmek” değil, “kendi kendilerine okumayı sevebilecek” bir ortam sunmamız önemli. Okullar bunu yapabilirler. Bizler fuarlara gidiyoruz, gelip bizlerle tanışıp, konuşabilirler. Yerel yönetimlerin, sivil toplum kuruluşlarının okumayla ilgili sıkı faaliyetler yapması, gençleri kitaba ve okumaya özendirmesi gerekir.

SORU- Kitap fuarlarına katılıyorsunuz. Bu fuarlar illerin tanıtımına sizce nasıl katkı sağlıyor?

SELÇUK ALKAN-Fuarlar; okuyucunun, yazarın ve yayıncıların buluşma mekânıdır. Farklı illerden gelen yazar ve yayıncılar, fuara gittiği şehri tanır ve gittiği her yerde, gördüğü olumlu ve olumsuz durumları anlatır. Şehrin coğrafi, sosyal, kültürel, ekonomik açıdan tanıtımını ister istemez gittiği yerlerde anlatırlar. Bazı yazarlar için, okurlar faklı illerden gelip fuarlara katılabiliyor. Böylece fuar ziyaretiyle birlikte fuara gidilen şehrin de tanıtımına katkıda bulunulmuş olunuyor.

SORU- Bugüne kadar çıkardığınız kitaplar ve konuları nelerdir?

SELÇUK ALKAN-Bugüne kadar 14 tane kitabım yayımlandı.  Bunlardan ilk ikisi gençlere yönelik kişisel-manevi gelişim konularını içeriyordu. O zamanlar eğitimcilik görevine devam ettiğimden, öğrencilerime faydalı olması niyetiyle bunları çıkardım; faydalı olduğuna da inanıyorum aldığım geri dönüşlerle… Deneme türünden kitaplarım da var… Zamanla, çocukluğumdan beri kendimi adadığım edebiyata yöneldim. Son zamanlarda tarihi roman türü kitaplar yazıyorum. Kitaplarımın isimleri şöyle:

           

1.      Kanlı Tahtın İmparatoriçesi Mahpeyker Kösem Sultan

2.      Ruhun Huzuru   

3.      Aşk Güzergâhının Gizemi

4.      Kendin Oldukça Güzelsin

5.      Yüreğindeki Sen & Kalbindeki Hazineyi Keşfet

6.      Hayatın Sürprizlerine Karşı B Planı

7.      Aswan’daki Aşk Sürgünü & Bir Zeynep Kamil Romanı

8.      Rock N İmam & Sıradışı Bir Yaşam

9.      Bilgelik ve Hikmet Yolcusuna Hikâyeler

10.   Osmanlı’nın İstanbul Projeleri

11.   Aşka Konan Pervaneler

12.   Bilgelik ve Hikmet Yolcusuna Öğütler

13.   Aşkın Kırk Kuralı- Şems-i Tebrizi

14.   Başarı ve Mutluluk Yolunda Dönüm Noktası

SORU- Öğretmenliği bırakarak yayıncılığa ve yazarlığa başladınız bu nasıl bir duygu?

SELÇUK ALKAN-21 yıl boyunca onur ve gururla yaptığım öğretmenlik görevimi bıraktım diyemem. Belki formel anlamda bırakmış gibi durum görünse de, informel olarak ve eğitimci-yazar kimliğimle hâlâ gençlerle, öğrencilerle iletişim halindeyiz. Mezun ettiğim binlerce öğrencim var ve bir kısmıyla hâlâ görüşüyoruz, hâlâ gelip hatırımı sorarlar, çeşitli hususlarda bana danışırlar… Bu bakımdan öğretmenliği resmiyette bırakmış gibi görünsem de, sine-i millette hâlâ hocalık devam etmekte…

Çocukluktan bu yana olan hayalim yazar olmaktı ve ancak 14 kitap yazdıktan sonra kendime “yazar” diyebiliyorum ve alacağım daha çok yol olduğuna inanıyorum.

Evet, hayalim uğruna resmi görevimden ayrıldım ama eğitimle, kitapla, kültürle hep iç içeyim ve bundan oldukça memnunum, mutluyum.

SORU- Önümüzdeki dönemlerde hangi konularda kitaplar çıkarmak istiyorsunuz?

SELÇUK ALKAN-Tarihi roman yazmaktan zevk alıyorum. Hem araştırıyor, yeni şeyler öğreniyorsunuz; hem de yazdığınız kitaplarda okurlar bambaşka dünyalarda gezinti yapabiliyor. Sanırım tarihi-roman olarak devam ederim. Zaten şu anda böyle yeni bir romanı yazmaya devam ediyorum. Bununla birlikte zaman ne gösterir bilinmez…

SORU- Fuar fuar gezerek imza günleri yapıyorsunuz. Anadolu’da insanlarımızın, gençlerimizin kitaplara ve yazarlara ilgisi nasıl?

SELÇUK ALKAN- Özellikle gençlerden ilgi görüyoruz. Bu beni oldukça memnun ediyor. Ama bazen 70-75 yaşlarında kitapseverler gelip kitaplara gençlerden daha fazla ilgi gösterebiliyor. Bu da çok mutlu ediyor beni…

SORU-  Günümüz insanı okumadan yazmak, bilgi sahibi olmadan çok okunan eser sahibi olmak istiyor bunu nasıl buluyorsunuz?

SELÇUK ALKAN- Yine böyle bir genelleme yapmayı arzu etmiyorum. Zira nice kitap kurtları var ki ve hatta benim bir okurum var ki belki benden daha fazla okuyor ve her okuduğu kitabı detaylı bir şekilde yorumlayıp internette paylaşıyor. Nice cümleler kuruyor ki, hayran kalıyorum.

 

Başta da değindiğim gibi, akıllı telefonlar artık merak edilen bilgiye anında ulaşılmasını sağladığından ve hatta birçok sitede kitapların tamamı veya özeti olduğundan, kitap okuma oranı az olabiliyor. Ben ümitliyim gençlerden özellikle… Okuyorlar… Seçerek okuyorlar… Elbette dünya standartlarına göre okuma oranımız düşük. Toplumun tüm kesimleri olarak, özellikle ailelere, öğretmenlere, sivil toplum kuruluşlarına, yerel yönetimlere ve devlete çok önemli görevler düşüyor. Okumayı özendirmeli ama bunu küçük yaştan itibaren yapmalı. Bu da ailede olur. Aile fertleri “kitap oku” demek yerine bizzat kendileri kitap okuyup çocuklara canlı örnek olmalılar. Böylece çocuk, daha çok küçük yaşlardan itibaren, kitabın, hayatın bir parçası olduğuna inanmalı…