KADİM DURMAZ

 

            Statta sabah yürüyüşündeydi.

            İri yarı, boylu boslu delikanlı önde yürüyen ihtiyarlara yetişti. Belli ki ihtiyarların birisiyle iyi tanışıyorlarmış. Yaşlı onu, “Günaydın” sözcüğüyle selamlarken o, “Aleykümselâm” sözcüğüyle karşılıyormuş. Delikanlı sordu tanışına:

            -Seçimler yaklaşıyor hocam oyumuzu kime vereceğiz?

            -Senin partin belli canım, belediye seçimlerinde biz size verdik. Sizi ikinci parti yaptık. Bu seçimde siz de bize verin.

            -Sen DSP’li değil miydin hocam?

            -O zaman öyleydi ama şimdi CHP’liyim. Çünkü birinci sıradaki adayı çok seviyorum. Onun için yazı bile yazdım.

            -Benim partim var ama oyumu kime vereceğim belli mi ki? Bir kere, partiler yerli aday göstermiyorlar. Evet, adayın doğum yeri burası ama öğrencilik yıllarında bir gitmiş, pir gitmiş. Gidiş o gidiş. Seçim zamanına kadar doğum yerine uğramamış. İlimin, ilçemin derdinden ne anlar, böylesi adaylar? Aday dediğin beldede yaşayacak. Beldenin sorunlarını meclise taşıyıp çözüm arayacak. TBMM’de ilimizi hakkıyla temsil edecek. Hangi partide var böyle bir aday? Ankara’da tespit edip önümüze sürüyorlar, bunlara oy verin diye. Tanımadığım adama nasıl oy vereyim?

            -Senin tarifine tıpatıp uyan aday, bizim partide. Gel bu kez oyunu bize ver.

            -Size vereceğim ama CHP için değil. Kadim DURMAZ için vereceğim. Çünkü adayların içinde tek ve gerçek yerli aday Kadim DURMAZ’dır.

            -Sana inanıyorum. Öteden beri bir birimize takılmak için farklı sözcüklerle selamlaşıyoruz ama dürüst delikanlısın. Böylece sabah sabah bir oy daha kazanmamamızın mutluluğuyla döneceğim evime. Seninle karşılaşmak iyi geldi.

 

            Moral buldum…