TAYYİB'E KÜFRETMENİN ZEVKİ (!)

Söz meydanında cirit oynamak isteyenleri ön elemeye tabi tutmadan ortalığa salıverirseniz, meydan toza dumana karışır, ata binenle ite bineni ayıramazsınız… Ata biniyorum diye ite binenlerin ne kadar aciz, ne kadar soytarı duruma düştüğünü görürsünüz.

Şu Tayyib Erdoğan’a yapılan küfür kadar bu ülkede bir başka lidere, bir başka insana küfür yapılmış mıdır bilemiyorum…

Adamın ne Rumluğu kaldı, ne Ermeniliği ne Yahudiliği…

Kalpazanlıklıktan, dolandırıcılığa; vatan hainliğinden, uşaklığa; haramzadelikten, rüşvete varıncaya kadar her türlü haltı yapmış biri (!)

Son küfür de, eşinden başlamak üzere yedi sülalesine kadar uzanmış…

Artık adı ”Takunyalı Führer” olmuş.

Tayyib Beye dün küfredenlerin kimlere uşaklık ettiği; hangi kurumlardan iaşe alarak beslendikleri, kimler tarafından korunduklarını artık bilmeyen kalmadı…

Çok amiyane bir tabir olacak ya… ”Tükür de silinse de izi kalır” anlayışının en adi tarafını ele alan bu devrimbaz kafalı, at gözlüklü zavallı mahlûkların kalemlerinden zaten doğru dürüst bir yorum çıkması mümkün mü?

Boğazlarına kadar izansızlığın içine düşmüş bu garaib varlıklara şu mübarek günde Allah acısın diyorum…

Bir kısım siyasetçilerin de aynı bataklığa düşmüş olması da işin bir başka garip tarafı…

Haramzade diye kürsülerde bağırıp çağıran Kılıçdaroğlu’nun partisi CHP’nin İş Bankası ortaklığını kim bilmiyor? Bu banka ki, aldıkları borçları ödeyemeyen, yüzbinlerce mudinin boğazına basarak gasp ettikleri faiz paralarıyla ayakta durmuyor mu? Bu acımasız faiz düzeninden kurtulamayan biçarelerin bir kısmının intihar ettiği; çoluk çocuğunu öksüz ve yetim bıraktığı, muhanete muhtaç olduğu hapislerde yattığı bilinmiyor mu?

Kılıçdaroğlu; içine düştüğü vehametin ve gülünç durumun cevabını verebilecek mi?

Şunu söyleyecek bir yürek var mı?

“CHP, İş Bankasından aldığı yıllık kârı yoksula, işçiye, köylüye dağıtıyor!”

Hadi be sende!

“Ergene karı boşamak kolaymış” derler…

Meydanlarda bol keseden atmak, yalancılığın, dolandırıcılığın, haksızlığın hukuksuzluğun, izansızlığın daniskası değil de nedir?

Bahçeli’ye hiçbir şey söylemek istemiyorum. Referandumda MHP tabanının büyük bir kısmı “Evet” diyecek. Körlüğün bu kadarına da pes doğrusu…

Siyaset ahlakıyla sana uzatılan eli ve birlikte çalışalım düşüncesini elinin tersiyle iteceksin; ondan sonra da meydanlarda “Bu yasa Tayyib’in yasası!” diye “Hayır!” kampanyası yapacaksın… Hem kelsin hem fodul…

Bir şey söyleyeyim mi?

Ben, Bahçeli’ye asla acımıyorum.

Acıdığım ve üzüldüğüm Milliyetçi Hareket Partisi ve onun vefalı müdafileri…

Yoksa Oktay Vural kafasıyla, Bahçeli çoktan duvara tosladı toslamasına da…

İnşallah yakın gelecekte Rahmetli Alpaslan Tükeş’in MHP’sine sahip çıkan birileri olur da…

MHP yeniden Türk Milliyetçilerinin Partisi olur… Hizipçilerin değil…

Şimdi Tayyib’e dönelim mi?

Tevfik Fikret, Cennet-Mekân Sultan Abdulhamit’in tahtan indirilmesi için yapılan süikastlerde Ermenilerle birlik olmuş, onlara alkış tutmuştu.

“Toplanın kardeşler, Yıldız’a ateş saçalım,

Sarayı, tahtı yakıp yıkalım….” gibi herzeleri söylerken, ağzı kulaklarına varıyordu. Şimdi birileri de, Tayyib Beye küfrettirmek için tuttukları uşakların icraatlarını gördükçe kuyruklarını kısıp her halde bir yerlerde kıs kıs gülüyorlardır… 

Siyaset Meydanı; izansızlığın, ahlaksızlığın, yalancılığın, dolandırıcılığın, iftiranın, kuru palavranın, hele seks kasetleriyle sahip olunan bir koltuğun meydanı değildir…

            “Eden bulur!”

Başınızı yere eğeceğiniz; aynaya bakınca yüzünüzün kızaracağı laftan kaçınınız..

Eğer kızaracak yüz varsa…

Daha sakin, daha oturaklı, daha inanılır bir siyaset, bu millete ve liderlerine yakışmaz mı?

Elbette yakışır…

Kim yakışmaz diyorsa?

Ruh dengesi bozuk demektir…           

            Sürçülisan etmişsek affola                                                     Mehmet Emin ULU