NASİHAT NEYLESİN

“Sensin ebedî sultan, muhtaç vezîr, şah sana,

Kulluğu devlet bilir, nice pâdişah sana!

Nimetlerin sayısız: Hurma, zeytin, dut senin,

Bizim her zerremizde rahmetin mevcut senin!”

Akıl sahiplerinin, hayat nizamının nasıl döndüğüne; yerlerin, göklerin, denizlerin, ırmakların, yılanların, çıyanların kısaca bütün mevcudatın kendine verilen görevi, nasıl kusursuzca yaptığını kavranmasından daha doğru ne olabilir?

Hiçbir şey…

Son dört aydır ülkemizin ulusal ve uluslararası alanda gardına düşürmek için içimizdeki ve dışımızdaki hainlerin nasıl işbirliği yaptığını ibret ve sabırla takip ediyoruz.

İbretle diyorum, zira barış türküleri mırıldanıp(!) timsah gözyaşları dökerek ülkenin dört tarafını dolanan katillerin, kendi yoldaşlarını dahi topluca katletmekten çekinmediklerini görüyoruz. Bu hain ellerin, kimler için çalıştıklarını, gayelerinin ne olduğunu bu millet çok iyi biliyor. Hastaneleri bombalayan; çocuklarımızı, askerlerimizi, yolcularımızı, katleden; şehirlerimizi yaşanmaz hale getirmek için kör silahlarla önüne geleni öldüren ve öldürten kişilerin, grupların siyasi anlayışlarının da kimler olduğunu çok iyi biliyoruz.

Ülkenin en sıkıntılı günlerinde elini taşın altına koymaktan kaçınan, siyasi hesap uğruna yangına köpük sıkmak yerine, benzin dökmek için koşanları, Neron misali kıyıda yangını seyrederek sırıtanları da çok iyi biliyoruz.

Bu milletin gardını kimse düşüremeyecektir. Bu millet içte de, dışta da, er geç mutlak hâkimiyetin sahibi olacaktır. O gün geldiğinde, bu millet ve bu devlet, yalnız kendi bölgesinde değil; bütün dünyada mazlumların yüzünü güldürecek, mahzun yüzlerin tebessüme dönüşmesini sağlayacaktır. İnanıyorum bu millet ve bu devlet bütün insanlığın gözlerinden nur saçılıncaya kadar çalışacak ve yeryüzüne “Selam” hâkim oluncaya kadar mücadeleye devam edecektir. Bu düşüncemden bu güne kadar hiç şüphem olmadığı gibi bundan sonra da olmayacaktır.

Buna Allah’a inandığım gibi, Resûlullah’a inandığım gibi inanıyorum. İnanan, asla ümitsiz olmaz. Öyleyse önümüzdeki günlerde; inancımızı, vatanımıza olan aşkımızı, insan olarak sorumluluğumuzu yerine getirmenin fırsatı doğuyor. Milletimize olan bağlılığımızı, heyecanla ortaya koymanın zamanı geldi. Bunun bir tek yolu var.

O da basiretli olmak. Yani gelmeden geleceği görebilmek… Ülkemizin başına örülmek istenen çorapları görebilmek…

Önümüze konan oyunları bozmak… Ülkenin istikrarına halel getirmek isteyenleri tersyüz edebilmek...

Gözümüze baka baka timsah gözyaşları dökenleri maskelerini düşürmek, burunlarını sürtmek. İyiyi kötüden ayıran, güzeli çirkinden ayıran farkı yakalayabilmek…

 “Bir olmayı, iri olmayı, diri olmayı” yeğleyip; ayrılıktan, gayrılıktan, parçalanmaktan, bölünmekten, kurtulmak. Vereceğimiz bir kararla, her şeyi berbat etmekten vazgeçmek…

Sandığa attığımız oyların farkına varabilmek. Bir oyun nereye, kimin için, gittiğinin farkına varabilmek.

İçimizdeki ve dışımızdaki düşmanları, katilleri güldürmemek için doğru karar verebilmek… Sandığa gitmemek değil, sandığa gidip vicdani sorumlulukla yüreğimize en yakın hak yolu bulabilmek...

Aziz dostlar, inanın kimlerle uğraştığımızı tahmin bile edemezsiniz. Çocuklarımızı zehirleyen, körpecik yavruları öldürmekten kaçınmayan, analarımıza, bacılarımıza kanlı gözyaşı döktüren bu anlayışa karşı çıkmanın tek yolu var: Sandığa gitmek ve gerekli cevabı hainlere verebilmek…

Akıl sahibi olanlara susmak; acziyettir, bilmez misin?

Akıl sahibi olmayanlara adalet ve nasihat neylesin?

 

MEHMET EMİN ULU