Seçimler Neyi İfade Ediyor?

Ülkemiz, yedi düvelin türlü iç ve dış ihanet odaklarıyla birlikte iki yüz yıldır dövülen, yok edilmeye çalışılan bir ülke. Öyle bir sömürüldü ve oyalandı ki, insanların düşünmesine, kendisini sorgulamasına fırsat verilmedi. Ne zaman bir kıpırdanmaya kalksa başına bir sopa indirdiler, hafızasının geri gelmesini engellediler. Biz neydik, insanlık âleminde yerimiz neydi, medeniyet kitabının sayfaları bizden nasıl bahsederdi acaba demeye kalkanları yok ettiler. Bu milletin milli beyinlerini, düşünen insanlarını ya kaçırdılar ya da doğmadan öldürdüler. Bu yüce Milletin sekiz-on neslini oyaladılar,  cephelerde öldürdüler, birbirine düşman ettiler. Dinimizi yozlaştırdılar, sokaklarımızı-caddelerimizi ayırdılar, geçmişle bağlarımızı kopardılar. Aile hayatımızı yok ettiler, bizi ürettikleri teknolojiye köle ettiler; üretmeyen, sadece tüketen bir yığın haline getirdiler. Dünyayı aydınlatacak bir medeniyetin varisleri olacak bir millet olmamız gerekirken vahşi kapitalizmin çarkları arasında ezilen bir insan kalabalığı haline getirdiler. Ne doğru düzgün bir eğitim politikamız oldu, ne milli bir sanatımız oldu, ne yerli bir siyaset müessesemiz oldu. Ufak bir kıpırdanış olduğunda da orkestra şefliğini elimizden aldılar, başka türküler söylettiler. Gençlerimizi milli değerlerinden kopardılar, Türkiyeli olmaktan çıkardılar dünya vatandaşı yaptılar.

15 yıldır Milli bir iktidarın ülkeyi uyandırmaya, gecikmiş yatırımları yapmaya,  doğu sorununu çözmeye çalıştığını hisseden iç ve dış düşmanlar bütün enerjilerini toplayıp her taraftan saldırmaya başladılar. Son iki yıldır Ülkemizi dizlerinin üzerine çöktürmek için her türlü enstrümanı kullandılar.  Ülkemizi bir Suriye, bir Mısır, bir Ukrayna gibi; bölünmüş ve parçalanmış bir ülke haline getirmeye çalıştılar.  Hortlattıkları terör örgütleriyle bizi oylayarak bütün İslam ülkelerinin yer altı zenginliklerini çaldılar. Şu anda Çanakkale savaşının başka bir versiyonunu devam ettiriyorlar. Bizi bölmek için ne gerekirse yapıyorlar. İçimizdeki hainleri de sonuna kadar kullanıyorlar. Çünkü uyanık bir Türkiye’nin, birlik ve beraberlik içinde kalkınmış bir Türkiye’nin kimleri uyandıracağını ve kendilerinin sömürü düzeninin sona ereceğini çok iyi biliyorlar. Bu Milletin kökleri onları her zaman rahatsız edecek, uyanmamızdan her zaman endişe edeceklerdir. Biz Macarlar gibi onlardan olmadığımız sürece bizim ayağa kalkmamızı, kendimize ait bir demokrasimizin olmasını, iç barışımızı sağlamamızı, milli bir aile müessesemizin olmasını istemeyecekler; bize sürekli kumpas kuracaklardır. Bundan kurtuluşumuz kitabın yazılmayan tarafını, arka planını okumak; yerli olmak, kardeş olmakla mümkün olacak.

Türkiye ortalama 2-3 yılda bir vatandaşının sandık başına giderek verdiği bir oyla ülkesini 550 kişiye emanet ettiği, kendisinin kader diyerek bir sonraki seçimi beklediği ve bu şartlarda yönetildiği bir ülke. Kolay unutan, sorgulamayan, “habu bağa bir ders olsun” demeyen insanların çoğunlukta olduğu bir ülkede yaşıyoruz. Siyaset ilmini bilmeyen, politikacıların at oynattığı bir ülke. Yaklaşık 100 yıllık bir siyasi tarihimizde birkaç istisna dışında kitleleri bir hedef etrafında sevk ve idare edecek devlet adamı yetiştiremeyen bir ülke. Her iktidarın temelde takip edeceği bir devlet politikası olmayan bir ülke ömrünü tamamlayan insanlar.  Ne dünyası dünyaya benzeyen ne de ahretinden emin insanlar. Son 50 yılın yarısında iktidar olmuş zatın demagojiyle yönettiği, birkaç aktörün kavgasıyla geçirdiği, iki üç neslin yok olduğu bir yarım yüzyılı pek çoğumuz hatırlarız. Dünya elektronik çağı icat ederken, teknoloji üretip satarken biz sokakları paylaşamadık, iktidar koltuklarını birbirimize kaptırmamayla zaman geçirdik. Bir iki barajla övünen, sömürgecilerin montaj sanayiyle insanını avutan iktidarlar dönemini millet kader olarak algıladı. Halbuki kaderini kendisi çizdi.

Bu böyle devam edecek mi? Yine mi ders almayacağız? 7 Haziran seçimleri bize ders vermeli diye düşünüyorum. Son sıçrama şansını kullandık. Bir daha sıçramayı denersek havada yakalayacaklar. Ya ipsiz bağlanmaya devam edeceğiz ya zincirlerimizi kırıp köleliğe son vereceğiz. Seçim bizim elimizde.

Bütün bunların ışığında 1 Kasım seçimlerinin arka planını iyi okumak gerekiyor. Evet, 1 Kasım 2015 tarihi Türkiye’nin Bekasının belirleneceği, vatandaşın beş yıllık geleceğinin değil 100 yıllık geleceğinin planlanması için birilerine emanet vereceği bir gündür. Sadece ülkenin geleceği için siyaset yapanlara oy verileceği bir gündür. Öyle olmalı. Biz eskisi gibi meclise 550 insan göndermek için sandığa gitmemeliyiz. Ülkemizin bağımsızlığının oylamak için sandığa gitmeliyiz. Çünkü bu ülkeyi oyalamaya kimsenin hakkı yoktur. Türkiye’ye bir gün bile kaybettirme lüksüne hakkı hiç kimsenin yoktur. Hiç kimse ülkeyi istikrarsızlığa, terör örgütlerinin kucağına itme hakkına sahip değildir. Bu ülkenin geleceğini hiç kimse belirsizliğe itemez.  Artık kısır politikalardan kaçma, ilmi siyaseti rehber edinme zamanı gelmiştir. Dini de siyaseti de geleneklerden o köhnelikten kurtarmak zorundayız. Yoksa bu milleti düştüğü bataklıktan hiçbir kuvvet çıkaramayacaktır.

Evet, bir oy ne demektir? Batı ülkelerinde bir oy çok önemli olmayabilir. Zira seçimlere katılım oranı Batı ülkelerinde çok düşüktür. Onlarda seçim, rayında giden bir treni belirlenmiş bir rota üzerinde bir istasyona götürecek makinisti seçmektir. Makinist değişir ama tren istikametine devam eder.  Bizde ise oy vermek bir trene ray döşeyecek insanları seçmektir. İktidara talip olanlar kafasına göre ray döşemeye talipler. İşte bizdeki bir oyun önemli olmasının nedeni budur. Doğru bir istikamette sağlam bir demiryolu yapacak ve Milletimizi doğru istasyonlardan geçirecek insanları mı seçeceğiz; yoksa rotası yanlış, insanları uçuruma götürecek rayları döşeyen insanları mı seçeceğiz? Bu doğrultuda bir oy ülkenin geleceği için bir itici güç olacağı gibi ülkenin geleceğine sıkılacak bir kurşun da olabilir. O yüzden oy diye geçmemek lazım. Bir kâğıt parçası değildir oy, bir namustur bizde.

Düşünülmeden, sonu hesap edilmeden, birilerine ders vermek için verilen oyların ülkeyi ne hale getirdiğini gördük ve yaşadık. Hani derler ya “Kediye peynir tulumu emanet edilmez” diye. Emanet, kendisine hıyanetlik etmeyecek insanlara verilir. Biz, hainlere emaneti verdik. Verilen yanlış bize şehit olarak, yakıp yıkma olara, ülkenin meşgul edilmesi olarak döndü. Bazıları demokrasi bu, sonucunu saygıyla karşılamak gerekir diyebilir. Bir bakıma haklılar.  Ancak bu işin bir ilim tarafı olmayacak mı? Her koyun kendi bacağından asılır ama kokmaya başladığında herkesi rahatsız eder.

Ülkesini sevenler için seçim bir bayram olmalıdır. Çünkü bir önceki temsilcilerden daha iyi temsilcileri seçme şansıdır seçim. Bu ülke için daha çok çalışacak insanları seçeceğiz. Çanakkale ruhuna daha layık olanları seçeceğiz. Şehitlerimizin bir namus gibi emanet ettiği ülkeyi daha iyi yönetecek insanları seçme günüdür, seçim günü. Çocuklarımıza daha yaşanır bir ülke bırakacak bir iktidar seçmektir bu gün. Bu toprakların medeniyetini ihraç edecek kabiliyetleri seçmektir seçim.

Sabah uykuyu bozup lanet olası sandığa bir kâğıt parçası(!) atmak değil oy kullanmak.

Tatilin içine eden(!) lanet olası bir etkinlik değildir oy kullanmak.

Basit bir ilk heyecanı yaşamak değildir oy kullanmak.

Düşmanlaştırdıklarımıza bir tokat aracı değildir oy kullanmak.

İşini daha kolay yürütmek için bir araç değildir oy.

Vatandaşlık görevidir oy kullanmak.

Çanakkale’de şehit olan dedelerinin ruhudur oy. 

Sarıkamış’ta 90 bin şehidin emanetine sahip çıkmaktır sandığa atacağın bir oy.

Karabağ’da şehit olanların ruhudur oy.

Bosna’da, Filistin’de, Miammar’da, Suriye’de öldürülen anaların, çocukların, gençlerin, babaların ruhudur vereceğin oy.

Bu yüce bayrağın ebediyete kadar dalgalanması için genç yaşında toprağa düşen, yavuklusunu/körpecik kuzusunu yetim bırakan o aziz şehidin emanetidir kullandığın oy.

Dünya miras değildir. Bu gün rızkımızı sağladığımız bu topraklar miras değildir, emanettir bizlere. Bize miras bırakmak, yamyamlara mirası kaptırmamak için şehit olmamıştır dedelerimiz, çocuklarımız hatta torunlarımız. Emaneti sağlam ellere bırakmak için şehit olmuşlardır. Bu vatanı çocuklarımız için bize emanet ettiler. Yanlış oy kullanmak emanete hıyanettir. Kültürümüzde emanete hıyanetlik yoktur. Şehitlerimiz bu emanetin hesabını bizden soracaktır.

Yeni oy kullanacak gençler. Biz büyüklerin pek çoğu oyu; maalesef kinlerimizin, düşmanlıklarımızın bir hesap sorma aracı, bir yerlere gelebilmenin yolu olarak, fırsatı olarak gördük. Biz büyükler aklımızın değil duygularımızın peşinden koştuk. Takım tutar gibi parti tuttuk. Slogan siyaseti güttük ve parti menfaatini ülke menfaatinin üstünde tuttuk. Sonuçta ikinci dünya savaşını yaşayan ülkelerin 50 sene gerisine düştük. Siz siz olun oyunuzu; elinden hürriyeti çalınmış yetim kardeşleriniz için verin. Siz doğru oy kullanın ki dünyada küçük kardeşleriniz bir daha ölmesin. Doğru oy kullanın ki iinizden, aşınızdan emin olun. Galiba biz balar ve dedeler hala “odunumun parası” demekten vazgeçeceğe benzemiyoruz. Bu ülkenin talihini siz değiştireceksiniz. Rahmetli Atatürk de ülkeyi siz gençlere emanet etmişti zaten. Eski gençler emanetin ne olduğunu anlayamadı. Siz anlayın emi!

1Kasım seçimleri milletimiz, İslam âlemi için hayırlı olsun. Allah sandık başında milletin basiretini bağlamasın.

            İsmet YALÇINKAYA

            İş Güvenliği Uzmanı