KEMAL ARAT

Öğretmenevinin arkasında, GOP Lisesinin bahçesinde inşaat halinde dev bir bina yükseliyor. “Kemal Arat yaptırıyor” dediler. İmam Hatip Lisesi olacakmış. Allah hayrını kabul etsin. Bir öğretmen olarak eğitime yapılan bağışlar beni her zaman heyecanlandırmıştır. Buradaki asıl sevincim, bağışın dışında ailecek yaptığımız duaların gerçekleştiğini görmektir.

Efendim, ne zaman kira ve kiracılıktan söz açılsa söz sırası bize gelince “Allah dursun dursun Kemal Arat’a daha çok versin.”der ve nedenlerini sıralarız.

On beş sene kirada oturduk. Bunun yaklaşık üç senesi hariç, diğerlerini Kemal Ağabeyin kiracısı olarak yaşadık. Böylece iki kiralayan tanımış olduk.

Kemal Ağabeyin evi, eşimin iş yerine üç, benim iş yerime beş dakikalık mesafedeydi. Şehrin tam göbeğinde ana caddenin kıyısında beton arma, çok katlı apartmanın değişik dairelerinde oturduk. Apartman belki de şehrin ilk modern evlerinden biriydi. O yüzden komşularımız genellikle çeşitli düzeyde bürokratlardan oluşuyordu. Ağır ceza reisi, askeri doktor, bankacı, köy hizmetleri başmühendisi ve öğretmenler. Apartman komşularımızla ilişkimiz, tam bir Avrupaî düzeydeydi. Merdivenlerde ve yolda karşılaşınca selamlaşır, bir birimize çat kapı girmezdik. Bundan başka kim kimdir nerelidir, kim kiminle ahbaplık eder, kimsenin siyasi görüşü, felsefi ve dini inancı, mezhebi, etnik kökeni, gibi özelliklerini hiç birimiz merak etmezdik. Apartmanda tam bir laik düzen hüküm sürerdi.

Apartmanın bir dairesinden başka dairesine taşınırken Kemal Ağabey’den boşaltacağımız daireyi kontrol etmesini, eksiklikler varsa tamamlamamızı haber verdiğimde “Siz eksik bırakmazsınız. Taşınacağınız yerde yapılması gerekenleri Ahmet’e bildirin.” Derdi. Su ustası olan Ahmet, apartmanın her türlü ihtiyacını teminde tam yetkiliydi.

Maaşı aldığım gün doğru yolumun üstündeki dükkânına uğrar kirayı masaya bırakırdım. Parayı saymaz. Sohbet esnasında belli etmeden kirayı bir hareketle çekmeceye süpürürdü. Sanki parayı saymak, ayıpmış gibi.

Askerlik dönüşü apartmanımızda boş yer olmadığı için başka bir eve taşındık. Yeni ev sahibimizle komşuyduk. Ara sıra uğradığı zamanlar evi gözleriyle teftiş ederdi. Bu ve benzeri tutumlarından rahatsız olduk. Yeni ev ararken eşimle yine Kemal Ağabey’e uğradık. Tabii oturduğumuz evin sahibinden şikâyetlerimizi de aktardık. Kemal Ağabey, kısa bir öyküsünü anlattı:

-Bu dükkânda kiracıydım. Zaman zaman dükkân sahibim gelir:

- Kemal, bir merdiven getir de yukarı çıkalım.

-Ne yapacağız yukarda hacım?

            -Üst katı kiraya vermeyi düşünüyorum. Ne lâzım diye bakacağım.

            Görüyorsunuz küçücük dükkânın ortasına merdiven yapıp üst katta yeni bir dükkân açmak. Olacak iş değil ama hacının asıl niyeti başka. Kirayı artırmak.

            -Hacım, kiraya ne kadar zam istiyorsan onu söyle.

            -Zam değil de Kemal, aklıma geldi. Acaba üst kat da kiraya verilebilinir mi diye düşündüm. Malum, son günlerde her şeyin fiyatı artıyor.

O günden sonra hocam, “Allah bana kiralık bir mülk verirse kiracılarımı kesinlikle rahatsız etmeyeceğim.” dedim. O sözümü de tutmaya çalışıyorum…

Ev kirasını götürdüğüm bir gün, ağabey dedim. Çevrede kiralar arttı. Ben buncağız parayı vermeye utanıyorum. Ne kadar zam yapacaksanız bütçemizi ona göre ayarlayalım.

-Odun - kömür, kışlık tedarikinizi halledin, ne kadar zam isteyeceğimi o vakit söylerim.

Allah nasip etti. Evliliğimizin on beşinci yılında ev aldık. Hem on beş günlük kiramızı ödemek hem de helâlleşmek için dükkâna uğradım. Masanın üzerine koyduğum parayı almadı.

-Bu benim ev görme hediyem olsun. Yeni evinizde güle güle oturun.

Baba evi gibi oturduğumuz kiralık evimizden kendi evimize taşınırken bir buçuk yaşındaki oğlum Hasan Emre, kamyonun peşinden koşuyordu, eşyalarımızı götürüyorlar! diye…  Böylece Kemal Ağabeyin evine gelin damat olarak girdik, ev sahibi olarak ayrıldık.

 

Darısı tüm kiracılara…