KARGO HİZMETLERİ

 

            Yakın zamana kadar işim düşmemişti, kargo hizmeti veren kurumlara.

            Yurt içinde uzakta bulunan dostlarıma birer kitap göndermek istedim. Ancak yıllar önce PTT ile İzmir’e bir kitap göndermiştim de altı ay sonra ulaştırmışlardı alıcısına. Kitabı aldınız mı diye arıyorum. Her arayışımda hayır yanıtı alıyor, acaba göndermedim de gönderdiğimi mi sanıyorum şüphesine kapılıyorum. Ama gönderdiğimden adım kadar eminim. Bazen de alıcının gözünde yalancı durumuna düştüğüm sanısına kapılıyorum. Postaneye soruyorum. Elimde gönderiyle ilgili bir belge olmadığından boş dönüyorum. Altı ay kadar sonra kitabın yerine ulaştığını öğrendim de rahatladım.

            O günden beri kime ne gönderdiysem kargo ile gönderiyorum. Çünkü barkotum sayesinde gönderimi alıcısına teslimine kadar adım adım, merkez merkez takip ediyorum. Bu kararlılıkla önce semtimize yeni açılan PTT şubesine gittim.

            Şube, bir apartmanın zemin katına dar bir yere sıkışmış. Şubenin her türlü hizmeti bir görevliye yüklenmiş. Zaman zaman önünden geçerken görürdüm. Şubenin önündeki kuyruk uzadıkça uzardı. Ben gittiğimde beş altı kişi ancak vardı kuyrukta. Bir saate kalmadan sıram geldi. Gönderimi verdim, barkotları aldım. İşim erken bitmişti.

            Birkaç gün sonra bir dostumu daha anımsadım. Ona göndermemek olmazdı. Aynı postaneye vardım. Kuyruk, uzadıkça uzamış. Dışarıya taşmıştı. Dışarıda kiminin ahmakıslatan, kiminin keçe delen dedikleri belli belirsiz çiğ gibi, çise gibi bir yağmur. Bu ne ki, kimseyi ıslatmaz sanırsın altında uzun süre beklersen iç çamaşırına kadar ıslanırsın da haberin bile olmaz. Islandığını neden sonra anlarsın.

            Bu yaşta yağmurda beklemeyi göze alamayarak iki dükkân ilerdeki özel kargoya gittim. Orada kuyruk yok ama bir erkek bir bayanın görev yaptığı bölümde yine de epey bekledim. Eli boşalan bayana:     

-Kitap göndereceğim. Ücretini öğrenebilir miyim?

-Sisteme girmeden bilemeyiz yanıtını aldım.

-Ey girin bakalım. Bir hayli sorgu sualin cevabını not ettikten sonra ücretini söyledi. On beş lira yirmi beş kuruş. Oysaki aynı kargoya ptt, yedi lira yetmiş beş kuruş almıştı. Nerden baksan iki şirket arasında %100 fiyat farkı var. Vazgeçsem, biraz önce görevli delikanlı Rasim Hocamın işini çabuk yap demişti, arkadaşına. Ben tanımadım ama o beni tanıyor. Belki de eski öğrencimdir. Öğrencimin yanında yedi buçuk liranın hesabını yapmayı kendime yakıştıramadım. Ama ayrılınca düşündüm:

Özel kargo PTT’nin iki katı fiyatına kargo taşıdığına göre taşıma esnasında kargoyu daha mı rahat ettiriyor acaba? Ne bileyim lüks taşımacılıkta ikramlar daha bol olabilir, belki kargoya sağlık hizmetleri için ayrıca doktor, hemşire gibi eleman bulunduruyorlardır. Belki de haberleşme hizmeti sunuyordur. Kargonun canı isterse geride kalanlara yolculuğunun nasıl geçtiğini anlatabilir. Öyle ya gönderici, kargosunu merak edebilir. Eğer kargo prostatlıysa sık sık benzinliklerde de duruyordur. Bu ve benzeri, benim aklıma gelmeyen başka hizmetler sunuluyorsa yedi buçuk liranın lafı mı olurmuş? Şimdiye kadar nereye ne vermedik ki...

Özel kargodaki bayan, kargomun iki gün sonra alıcısına teslim edileceğini söyleyerek beni rahatlattı. PTT’ de teslim etmişti iki günde, alıcısına…  

            Fazladan ödediğim bu para bana dokunmaz ama her kargodan bunun gibi PTT’ye göre fazladan alınan her para,  özel kargoya epey meblağ oluşturur, mutlaka…

 

İnsanlar böyle zengin oluyorlar demek ki.