ÖĞRETMENLER GÜNÜ

 

            Atatürk’ün başöğretmenliği kabul ettiği gününü öğretmenler günü olsun demişler. Atatürk yalnız başöğretmen değildi ki. Birçok kumrun başıydı. Başkomutan, baş çiftçi... Say say bitmez.

            Mesela köy enstitü marşında: “Toplandık baş çiftçinin, Atatürk’ün sesine” dizesi vardır.

            Pekiii, öğretmenler günü, Atatürk’ün başöğretmenliği kabulü anısıyla açıklanıyor da on dokuz ekim muhtarlar günü hangi tarihi olaya dayandırılıyor?

            Ne ise canım, kutlanan her günün bir öyküsü, bir gerekçesi vardır mutlaka. Sıradan vatandaşız. Hepsini bilmek zorunda değiliz. Emekli öğretmen olarak 24 Kasımların öğretmenler günü, dayanağının da Atatürk’ün başöğretmenliği kabul etmesi olduğunu biliyorum ya o bana yeter. Muhtarlar gününün ya da bilumum öteki günlerin öykü ve gerekçesini de mensupları bilsin.

            Bir hafta köyde sınıf öğretmenliği, yirmi yedi sene orta öğretim kurumlarında branş öğretmenliği yaptım. Öğretmenler gününün, yalnız sınıf öğretmenlerinin hakkı olduğuna inanıyorum. Bizim zamanımızda eğitim kademeleri üçe ayrılırdı. Beş yıllık ilk, altı yıllık orta ve onun üstündekilere de yüksek öğretim denirdi. Bu kademelerden geçenler bilir. Geriye dönüp bakınca, yalnız sınıf öğretmenimizi hatırlarız. Çünkü gözümüzü açtık, onu gördük. Ömrümüzün en güzel beş yılı onunla geçti. Hayatı onunla tanıdık.

            Diğerleri, bir rüzgâr gibi gelip geçmiştir eğitim hayatımızdan.

            Öğretmen okulunu bitirince Yunak ilçesinin Karabıyık köyüne atandım. Bir kat yatağımı toprak dam olan öğretmen lojmanına serdim. Akşam yemeklerini, benden önce aynı köyde bir yıldır yedek subay öğretmenlik yapan arkadaşımla her akşam bir evde misafir olarak yedik. Yedik de ne oldu? Akşam bizi misafir eden kişi, ertesi sabah, “Guççük hoca başöğretmen senmişin. Bizim gızı sil. Gelinlik gız okula mı gidermiş teklifiyle” geldi. 

            Bismillah deyip göreve başladım ama köy büyük, öğrenci kalabalık. Nasıl ders verdim, teneffüs saatlerini nasıl ayarladık. Pazartesi günü bayrak töreni yaptık mı? En önemlisi de okula yeni kayıt yaptık mı? Hiç birini anımsamıyorum.

            Köyden Konya’ya otobüsle bir saatte, Yunak ilçesine dolanarak beş saatte gidiliyordu. İlçeye gidebilmek için önce Konya’ya bineceksin. Sonra Akşehir, Ilgın, Kadınhanı gibi birkaç ilçeyi dolaşmadan Yunak ilçesine ulaşamazsın. Oysa Konya’dan Ankara’ya da beş saatte gidiliyordu, o yıllarda…

            Koca köy, her türlü su ihtiyacını bir kuyudan karşılıyordu. İçme, yemek yapma, temizlik, hayvan sulaması gibi… Kuyunun başında üstüne bir çocuk bindirilmiş bir eşek, bir ucu eşeğe bir ucu kovaya bağlı uzun bir ip bulunurdu. Eşek kuyuya yaklaşınca kova suya dalıyor, uzaklaşınca içi su dolu kova, yukarı çıkıyor. Kuyu başında bekleyen insanlar kovadaki suyu kendi kabına boşaltıp eşeği geri çağırıyorlar.

            Bu su ile yemeğini de yapacak, her türlü temizliğini de gerçekleştireceksin. Bu şartlarda görev yapan öğretmenlerin alnından öpmek gerekiyor. Eğer öğretmen bekâr ise bitlenmeden evine dönebilmesi, büyük başarıdır her halde…

            Karabıyık’taki şartları anımsayınca bunalıma giriyorum. Karabıyık ve benzeri köylerde öğretmenlik yapanlara göre ben öğretmenlik mi yaptım ki? Köy öğretmenlerinden utanmadan yine de yüzlü yüzlü öğretmenler gününü kutluyoruz. 

            Bu vesileyle öğretmenlerimizin hasta olanlarına acil şifa, hakka yürüyenlerine rahmet dileklerimle büyüklerimin ellerinden küçüklerimin gözlerinden öpüyorum…

 

            Hak eden ve etmeyen öğretmenlerin hepsinin günü kutlu olsun…