İLK KAR, İLK MAHRUMİYET

Ülkemizin doğu illerine kar çoktan yağsa da, Türkiye’nin ilk karı, 2 Aralık 2015 de yağdı. Karadeniz’de, Orta Anadolu’da, Doğu Anadolu’da, Ege'nin ve Güneydoğunun yüksek kesimlerine kar yağdı. İl merkezlerinde, ilçelerde oturanların çoğu cep telefonlarına ya da fotoğraf makinelerine sarılıp o eşsiz güzel manzarayı ölümsüz karelere dönüştürdüler. Biz de Tokat’tan İstanbul’a akşam 18.30 arabasıyla hareket ettik. Karın yola düşmesi, yolda ışıkla dans edişi harikalar yaratıyordu. İnsanı bir alemden başka alemlere gönderiyordu. Her tarafın beyaza bürünmesi hoşuma gidiyordu. Sanki kötülüklerin üstünü örtüyor, saf temiz ve iyiliğin simgesini andırıyordu. Sıcak yerden karı sevmek ne kadar hoş ve güzel. Bir de soğuğun acısını, sancısını çekenlere sormak gerekirmiş. Bolu-Gerede ye yaklaşmıştık. İsmet paşa, Ovacık mevkiinde, Kemik kıranda bir iki TIR yan yatmış. Ölen, yaralanan yok. Bir gün bitmiş ikinci güne yeni başlamışız. Ayın üçü saat bir. Arabamız durdu çift sıralı bekleyen araçların arkasına bizde girdik. Konvoyun uzunluğu 3-4 km.yi buluyordu. Bizden sonraki uzunluk kim bilir kaç km’dir. Bir kaç saat bekledik, yolun açılacağı yok. Arabada üşüyenler, acıkanlar, ihtiyacı olanlar, işe yetişmek isteyenler, uçak bileti olanlar, randevusuna yetişemeyenler. Uykusuzluğun verdiği rahatsızlıkta eklenince insanlar yavaş yavaş homurdanmaya başladılar. Bağıranlar, kızanlar, için için söylenenler çoğalmaya başladılar. Hırsından yakınlarına dert yananlar, trafik polisini arayanlar, jandarmayı arayanlar, kara yolunu arayanlar, televizyonları, gazetecileri arayanların hattı hesabı yoktu.

            Telefondan gelen sesler: “Kaza ile ilgili yetkililer çalışmalar yapılıyor. Biraz sonra yol açılacak.'' ''Tüm görevliler iş başında, elimizden gelenleri yapıyoruz. “Kara yollarının yetkili telefonu belirli bir süre sonra cevap vermez oldu. Belli ki telefonu acık bıraktılar. Çaresizce sabah oldu, ama gene yol açılmamıştı. İhtiyaçlar artmış, yaşlılar, çocuklular oldukça perişan olmuşlardı. Herkes bir yorum getiriyor kızıyor da kızıyor.

            ''-Hangi çağda yaşıyoruz, kayan iki tırı beş saatte kaldıramıyoruz. Bizi yönetenler uyuyor mu?” diyenleri mi ararsın?

            ''-Kara yolları görevini yapmıyor, bu karın yağacağını biliyorlar da neden önlem almıyorlar.'' diyenleri mi ararsınız?

            ''-Sekiz saattir yolda mahsur kaldık bekliyoruz. Üşüdük, hastalandık, hastalansak burada öleceğiz, ölümüzü götürecek yol bile yok. Bu nasıl iştir anlaşılır gibi değil.'' diyenleri mi ararsınız?

            ''-Bizleri adam yerine koyan da yok, gelip soranda yok. Sordukları, aradıkları zaman oy zamanıdır.” diyenleri mi ararsınız?

            Kendine kızanlar, yöneticilere kızanların hattı hesabı yoktu. Ama birde hayatın gerçek yüzü vardı, tabiat. Uzaktan sevmek güzel, içine bir gir bakalım hazır mısın? Türkiye'nin orta yerinde çaresizce beklemek nede acı değil mi? Yol saat on sıralarında açıldı. Dokuz saatlik bir bekleyiş, herkesi canından bezdirmişti. Yolcuların çektikleri çile kadar bekleyenlerin de o çileye ortak olmuşlardı. Sabah televizyonlarda boy boy haberler. Sabah altı, yedi gibi İstanbul'a gelmeyi düşünürken akşam beş gibi İstanbul'a geldik. Bolu tünelini aşağı inince hafif bir kar tozalaması var sonrası, yeşillik ve güneşlik. Düzce ve İzmit'e yaklaştıkça tabiat sonbahar güzelliği içinde yolumuza devam ederken, kim kar ve kıştan mahsur kalmış diyesi geliyor insanın.

            Kış kapıdan baktırır sözünü unutmamak gerekir. Evde, yolda, sokakta yaşamın tüm alanında kışa karşı tedbirimizi almalıyız. Kış göründüğü kadarıyla saf, temiz ve beyaz değildir. Yaşayan canlılar için güç ve zor bir mevsimdir. Siz, siz olunuz kışa karşı tüm tedbirinizi alınız. En iyisi kış günü kolay kolay yolculuk yapmamaya çalışınız. Evinizde, işinizde sıcakça çalışınız. Allah kışın zorda kalanlara, darda olanlara, çaresiz ve aç kalan canlılara yardımcısı olsun. Yolunuz sevgi yolu olsun.

Süleyman Erkan  03-12-2015

 

Hasköy-Beyoğlu.