Kalkacağın yere oturma

 

‘Edep, erkan, yol bizdedir.’ deyip kurallara uyanlara selam olsun. Bu hoş kubbede kalan sadece bir nida , bir sestir. Yaşarken neyin hırsı, kini, öfkesini taşıyoruz ki? En öfkeli, kızgın  anımızda  kızdığımız olaylardan  üç-beş dakika uzaklaşıp, başka şeyleri düşünsek daha isabetli kararlar veririz. Herkes kendi yerini, mevkini, bilgisini, yetenek sanat ve öğretisini bilse toplumda hiç saygısızlık, haksızlık, yanlışlık olmaz. ‘Ben’ delisi olan idareciler, yöneticiler, siyasetçiler,  iş verenler  günü ve zamanı gelince yaşadıkları benliğin içinde boğulur giderler. Hayatta nicelerini gördük, yapılan iyiliklerde, kötülüklerde ayaklarına dolaşmasın. Boş tenekeye vurunca  çok ses çıkartır. İçi dolu tenekeden ise fazla ses çıkmaz. Çok çalışıp, çok okuyup, çok araştırıp bilimle kol kola olacaksın. Aksi takdirde kalkacağın yere oturmuş olursunuz. Bununla ilgili sizlere bir hikaye anlatayım.

          Hacı Bektaş-ı Veli ile aynı dünya görüşüne sahip olan Behlül Dane, yola oturmuş ‘söz satarım, söz satarım!’ diye bağırıyormuş. Yanında incir satan incirci de ( hiç söz satılır mı?) demiş. Behlül ; --Ver bir kilo incir sana bir söz satayım’ der. İncirci ,bir kilo inciri  verir. Hadi sat bakalım sözünü der. Behlül; (--Kalkacağın yere oturma.) der. İncirci, bana bir söz daha sat der. Ver bir kilo incir daha der. İncirci verir. Behlül de (İstemeden  kimse bir şey verme.) der. Bundan da bir şey anlamaz incirci. Düşünür bir mana da veremez. Bu işin sonu nereye varacak diye düşünür. Bir söz daha sat bakalım der. Bir kilo incir  daha verir. Behlül (Sormadan  kimseye cevap verme.) der. İncirci verdiği üç kilo incirin karşılığının alamadığını düşünür. Fazlada üzülmez. Padişahın adamları Behlül Dane'yi görürler. Padişaha haber verirler. Padişah da saraya yemeğe davet eder. Behlül incirci yi de yanına alarak saraya giderler. Behlül salonun girişinde bir yere oturur. İncirci de padişahın tahtına bir yere oturur. Makam gereği gelen yerine oturdukça incirci bir kayar. En sonunda Behlül'ün yanına  kapı ağzına kadar gelir. Behlül, incirci ye (Ben sana demedim mi kalkacağın yere oturma diye) der. Yemekler yenilir, eğlenceler izlenir. Sıra meyve yemeye gelir. Meyve tabaklarının yanında bıçak yoktur.  İncirci istenmeden cebinde ki altın kaplamalı bıçağını çıkartıverir.  Sorulmadan  (Bıçağı unutmuşsunuz. Meyvenizi bununla kesin) der. Padişah ve adamlarının bıçak hoşlarına gider. Nasıl el koyalım diye düşünürken, veziri; (Bir kaç ay önce sarayın hazinesi soyulmuştu. Bu bıçakta bizim hazin edeydi.Demek ki sarayı soyan  sendin.) İncirci yalvarır yakarır ama canını kurtaramaz. Yarın kadının huzurunda mahkemeye çıkacaksın derler. Behlül söze karışır der ki ;---(Efendim söz bu şahsı yarın ben ellerimle mahkemenin huzuruna çıkaracağım.) Vezirde (o zaman sen, bu adama akıl ve savunma için yardımcı olmayacağına söz verirsen bırakırız) der. Behlül söz verir. İncirciyi de alır oradan uzaklaşır. Ahıra gelir. Eşeğini tımar etmeye başlar Behlül. İncirci canı derdinde yanar tutuşur. Behlül Dane (--Ey eşek beni  iyice dinle. Yarın sana bu bıçağı nereden aldın derlerse şöyle de. Benim kardeşimi ormanda ölü bulduk bu bıçakta  göğsünde saplıydı. Her toplantıda her mecliste bu bıçağı çıkartıp gösteririm ki sahibini bulayım diye. Demek ki bu bıçak sizin  o zaman kardeşimi öldüren katilde sizsiniz. De eşek, anladın mı sözleri mi?) Eşeğin tımarını bırakır. İkinci günü mahkemeye çıkan incirci ifadeyi düzgünce anlatır. İncirci hem bıçağını hemde canını kurtarır. Behlül den aldığı sözleri de aklından hiç çıkarmamış.

       Hak etmediğin yere oturursan, istenilmeden verirsen, gereksiz yerde konuşur, sorulmadan cevap verirsen değerin olmaz. Kimse seni sayıp önemsemez. Gırtlak kırk boğum derler. Kırk kere düşünüp bir kere ölçülü konuşmak gerekir. Son sözünü ilk önce söyleme. Akıl ve mantığına danış  sonra konuş.....

 

Süleyman ERKAN          

10-12-2015 

Şişli-İstanbul.