ŞİMDİ ŞEHİRDE AKŞAMDIR…

Akşam rengini şehre verdiği saatlerde, beyaz damlalar gökyüzünde akmaya başladı. Yeryüzünde oturan, uzanan ve yaşayan kim varsa gönüllü gönülsüz teslim oldu.

            Serin günleri, yaprakların dalından kopuşuyla geride bıraktık. Bağa, bahçeye, ormana, yamaçlara kırağı indiği günleri aşıp kar yağan günlere ulaştık. Rüzgâr kesiyor, saçlarımı donduruyor, alnım buz tutuyor, üşüyorum. Üşüten zamana sessizce kendimi bırakıyor, saatlere gülümsüyorum. Kış gecelerinin uzunluğunda en iyi kitap okuyucusu sayılabilirim. Yıllardır isteyerek yaptığım okumak ve yazmaktır. Her türlü sıkıntı, stres ve saldırıdan kendimi bu sayede korumaya aldığımı söyleyebilirim.

            Akşam eve ulaştığımda dışarıya ait ne varsa kapıda bırakıyor, rahat giyiniyor dua vaktimin rahatlayışıyla kısa süre günün haberlerini alıyorum. Çay faslım çalışma odama kalıyor. Oldum olası sıcağı seviyorum. Dizlerime yuva kuran romatizma ağrılarım halen devam ediyor. Üşüdüğü her anın esintisinde halk deyimiyle dizlerime kar yağıyor.

            Akşamın şehre merhaba dediği vakitlerde kar yağıyor. Balkonda ellerimi dışarı vermiş avuçlarıma dolan kar’ın tenimde dolandığını hissediyorum. Haydi, bu mevsimi sevenler, beyaz olmak isteyenler, bulutlara alışık olanlar gönüllere vakittir.

            İster misiniz kartopu oynamak için hazır olalım. Aşağıda Gökkuşağı parkı akşamsefamız için hazırlığını tamamlıyor. Tam eldivenlerimi giymiş, papağımı başıma yerleştirmiş, paltomu üzerime almış, kışlık botlarımı ayağıma takmış dışarı çıkacakken, telefonum çalıyor.

            Telefonda tanıdık bir ses, bu sesi seviyorum. Her arayışı ve ses verişi beni memnun ve mutlu ediyor. Telefonu çoğu kez babası açıyor ve onu veriyor. O an benimle aile adına konuşuyor. İstekler, dilekler peş peşe sıralanıyor.

            Osman amca babam bahçede ateş yaktı. Balıkları ızgaraya düzüyor, semaveri yaktık. Balkonu da hazırladık. Bekliyoruz.

            Bahçede yemek hazırlıkları devam ederken kapalı balkonda çocuklarla beraberim. Evin dört çocuğundan son iki tanesi çok küçük daha okulla tanışmadılar. Büyükler babalarına yardım ederken küçüklerle ilgilenmek bana kalıyor. Dizlerime oturan ufaklıklar saçlarımla, burnumla, bıyıklarımla oynuyor, masal, hikâye istiyorlar.

            Onların mutluğuna ortak oluyorken ne anlatacağımı düşünüyorum.          

            Çocukluğumda annemin dizlerine oturup, masal ve hikâye duymayan çocukluğumdan yara almadan kurtulmanın reçetesi okuma tutkunluğum. Eğitimci olmanın avantajını kullanarak istekleri yerine getirmeye çalışıyorum.

            Bir varmış, bir yokmuş, evvel zaman içinde kalbur saman içinde, pireler berber iken, develer tellal iken, ben babamın beşiğini tıngır mıngır sallarken Anam kaptı maşayı, babam kaptı maşrapayı, babam kaçtı anam kovaladı… Biran susuyorum. Dinlemediklerini, anlattıklarımın ilgi alanlarına girmediğini, bazı kelimeleri ve cümle içindeki anlamlarını anlamadıklarını görüyorum. Birbirlerine bakıyor, işaret yapıyorlar.

            Benim odayı tam aydınlatmayan gaz lambalarının aydınlığında teneke sobaların ısıttığı çocukluğumun masalları bugünün çocuklarının ilgi alanında değil.Haydi, masallar atlat bana, şarkılar söyle, şiirlerimden bestelenenleri dinlemek akşamlarımın vazgeçilmez dakikalarıyla birleştiği güzellikleri seviyorum. Gözlerim kapalı dinliyorum. Bestekârlarım mutluluk sunuyorlar birkaç yıldır.

            En son mutlu haberi Bakü’den alıyorum. Bestekâr Meryam Elibeyli Har-ı Bülbül’ü besteliyor. Azerbaycan Devlet sanatçısı Azerin Hanım okuyor. Mutlulukların, duyguların ve başarının bütünleştiği anların, yaşın ve çalışmaların bir araya gelip güldüğü, gözyaşlarına ulaştığı akşamlardayım.

            Haydi, çocuklar balık yiyelim. Boş verin masalı, hikâyeyi nasıl olsa onlarca hikâye, bir o kadarda masal okuyacaksınız. Seçme şansınız olacak, istemediğiniz hiç hikâye ve masalı da okumayacaksınız. Çocuklara okumaları için kitap seçme şansı vermenin doğru olduğuna inananlardanım.Şimdi istediğimiz kadar balık yemek için, doymak için, bedeni beslemek için sofradan bekleniyoruz.

            Biraz sonra ayrıldığımda yollarda kar, tipi ve rüzgârla baş başa araba kullanacağım. Güçlü olmak için beslenmek gerek. Isınma vaktidir. Kalorifer döşeli evlerin rahatlığının tadını çıkarmalıyız. Dumanlar, sisli yollar, kar yağışı, hepsi bir araya geldiğinde doğup büyüdüğüm evlerin en direk ve pelit odunlarıyla ısındığı yıllardaki köz ve kül dolgusu mangalların tütsülerine ulaşıyorum.

            Şehrin serin akşamlarını unutmayın çocuklar. Anlatılacak, okunacak, yazılacak her şey zamanında size ulaşacak yaşadığınız çağda sağlıklı ve başarılı olmanız için bütün bilgilerle donatılacaksınız. Şafak önümüzde, taze gün sizleredir.

            Yarın için hazır olmalısının…

 

Eğitimci-Şair ve Yazar /Dünya Yazarlar ve Aydınlar Derneği Başkanı Osman BAŞ