BİR BAYRAK AĞLAR

“Bir ana ağlar,

Bir baba ağlar,

Bir bayrak ağlar,

Vatan yolunda bu kaçıncı civan?

Bitlis Dağlarında bin Samet ağlar.”

            Felaket tellallığı, şehit kanı istismarı yapmıyoruz, şehit kanlarından beslenmiyoruz ama artık göz ardı edilmeyecek bir gerçek var. Memleket sıkıntılı, yaşayanlar sancılı. Bizler buralarda ancak terörü lanetleneyerek, şehit cenazeleri kaldırarak acımıza acı katıyoruz. Oysa terazin şirazı öyle bir bozuldu ki; mecliste yuvalanıp sözde barış havarisi kesilen bölücüler pervasızca devlete, iktidara  meydan okuyorlar.

            Tokat Şairler ve Yazarlar Derneği bünyesinde yayınlanmakta olan KÜMBET Dergisi ,23.sayısını Çanakkale ve Tokatlı terör şehitlerine ayırmış kapağına da Aralık 2009 ‘da Reşadiye Sazak’ta şehit olan yedi şehidimizin al bayrağa sarılı cenazelerini koymuştu.

            Derginin ön sözü “On Beşlilerin Yurdunda Olmak” başlığıyla şimdi Kütahya Valisi olan Sayın Şerif Yılmaz’a aitti. Valimiz, büyük Türk dostu Muhammet İKBAL’in Çanakkale Savaşları sırasında Hz. Peygamberimizi görmesini buna bağlı olarak Pakistan’da yardım toplayıp zor şartlarda Anadolu’ya gönderilmesini konu etmişti.

            Tokat Şehit Aileleri Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği ile koordineli olarak 2000 adet özel sayı konumuyla yayınlanan bu dergi o günlerde ilgi çekmiş, biz de İnşallah daha analar ağlamayacak diyerek kalan dergilerimizi arşivimize saklamış, ortaya çıkarmamıştık. Ama geçen zaman içinde durum öyle olmadı, su uyudu düşman uyumadı maalesef. Hükümetin barış olur inancıyla projelendirdiği açılım sürecine dayanarak, açılım sevdalıları bu zamanı iyice kendi lehlerine değerlendirip aldıkları belediyeler eliyle hendekler açtılar.

            Gayri bu hendekler anaların, babaların yüreklerinde uzun görünen suskunluklardan sonra yeniden derin yaralar açmaya başladı. Bu memleketi parçalamak isteyenle açılımı dalga geçercesine hendek açılımına dönüştürüp insanların yollarını bile kestiler.

            1989-2005 yılları arasında Niksar Endüstri Meslek Lisesi’nde  öğretmen ve yöneticilik yaptım.Yetiştirdiğimiz vatan evlatlarından  beşini; Ayhan Yıldırım,Naci Yıldırım,Metin Çağhan,Yılmaz Dağcı ,Bekir Kurt’u  teröre kurban verdik.Bunlardan Naci Yıldırım,Bekir Kurt,Yılmaz Dağcı bizzat öğrencim olmuştu.Bir ana baba kadar öğretmenin de yetiştirdiği evlatlarını elleriyle kara  toprağa vermesinin acısını siz tasavvur edin.Unutulmasın diye de okulda zamanımızda yaptırdığımız  “Şehitler Albümü”nü yaparak girişe asmıştık.Dilerim,yönetici arkadaşlarım bu vefa panosuna dokunmamışlardır.

            Ve 12 Eylül 1980 öncesi hangimiz bu vatan için ömürlerinin baharında arkadaşlarımızın, büyüklerimizin al bayrağa sarılı tabutlarını taşıyıp, toprağa bırakmadık.  Sağ-sol adıyla yıllarca birbirimize düşürülmedik? Dönem ve sınıf arkadaşlarım Şerafettin Kârcılar, Cemalettin Karaarslanlar, Eyüp Gökçen Ağabeylerim. Dursun Önkuzu, Ahmet Aybars, Remzi Kütükçü kardeşlerim ve daha nice fidanlar…

            Ya şimdi,2015 yılının ikinci yarısına bakıyorum çok değil daha. Tokat’tan şehitlik mertebesine ulaşanların sayısı memleket kadar ürkütüyor hepimizi.

            İşte Ağustos 2015 itibarıyla hain ellerin silahlarıyla aramızdan ayrılan yiğitlerimiz:

            Uzman Çavuş Yasin Gençer (Turhal), Teğmen Hubeyib Turan (Tokat),Piyade Astsubay Kenan Ceylan (Zile),Piyade Er Uğur Yıldız (Erbaa),Komiser Yardımcısı Enis Kırımlı (Turhal),Jandarma Uzman Çavuş Ufku Demirel (Turhal),Uzman Çavuş Mehmet Gözüdok (Tokat), Jandarma Uzman Çavuş Samet Pişkin (Niksar),Özel Harekât Polisi Atilla Güneş (Pazar)

            Tokat Şehit Aileleri Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği Başkanı İbrahim Demirel’in 2105 Eylülünde dediği gibi İnşallah panoya başka şehit resimleri eklemeyiz bundan sonra.

            Ne olacak, neler olacak, Güneydoğu’da başlayan göç nereye kadar gidecek? Suriye’den göç edenlerin perişanlığı devam ederken şimdi kendi vatandaşlarımızın ağlayarak yurtlarını terk etmeleri ni hüzünle izliyoruz. Elbette güçlü olduğuna her daim inandığımız gibi devlet kadar vatandaşları da bu gelişmeler düşündürüyor. Artık düne bakıp şu hatalar yapıldı, şu eksikliğimiz oldu, kandırıldık demenin,bazı kurum ve kuruluşları,siyasileri suçlamanın zamanı değil.

            Bütün bunların ötesinde yarına tedbirler almamız, başta dağda, taşta büyük mücadele veren askerimize, emniyet güçlerimize, vatandaşımıza umut ve güven vermemiz gerekiyor. Önemli olan İslam’ın sancaktarlığını yapan son Türk Devletinin bekasıdır.

            Bilinen bir gerçek vardır artık. Güneydoğuda Kürt meselesi yoktur. Yakın tarihimizde olduğu gibi  bugün de süper devletlerin desteğiyle korunan, silahlandırılmış, Kürt kimliğine bürünmüş Taşnak, Hınçak komitacılarıyla bir savaş vardır.O hainler Kürt olsa kendi vatandaşına kıyar mı?Geçte olsa gözümüzü iyi açalım.

            Yüce Allah bu savaşta güvenlik kuvvetlerimizi, ordumuzu muzaffer kılsın, aziz milletimizi, bölge halkını huzura kavuştursun ve analarımız ağlamasın artık. Açılan hendekler, açıcılarının ve destekçilerinin üzerine örtülsün.

            Yazımızı, Niksarlı şehidimiz Samet Pişkin’in son kez görev yerine giderken ailesine söylediği sözlerle bitirelim:

 

            “Bu hainlere vatanımızdan bir tane bile çakıl taşı vermeyeceğiz.”