YANLIŞ ANLAMA

Bir konunun anlatılması, yazılmasından çok okuyanın ya da dinleyenin konuyu anlaması ve doğru anlaması çok önemli.      

            Günümüzde pek çok insan yanlış anlaşılacağım korkusu ile insanlarla iletişime geçmek, düşüncelerini net açık ve içinden geldiği gibi anlatmaktan korkar.

            Bir yazar olarak düşüncelerimizi denemelerimiz, konferanslarımız, şiirlerimiz, roman ve hikayelerimiz, günlük sohbetlerimiz ile insanlara anlatmaya gayret ediyoruz. Bunun yanında internette sohbet programları yardımı ile insanlarla sohbet etmek bana büyük mutluluk veriyor.

            Günümüzde insanların  iletişime olumsuz anlamlar vermesinden dolayı, çok zamanda yanlış anlaşılıyoruz. “Çok mesaj atmak”  “fazla iletişime geçmek”  gibi bizim çok sevdiğimiz ve bunu da  karşımızdaki insan faydalansın diye yaptığımız şeyler karşımızdaki insanlar tarafından çok zaman anlaşılabiliyor.

            Fakat şu bir gerçek ki, kimseye rahatsızlık vermemek, hakaret etmemek şartı ile insanlar düşüncelerini net açık bir şekilde muhatabına anlatmalıdır. Eğer karşımızdaki insan  iletmek istediğimiz mesajları anlamamış, anlamak istememiş veya yanlış anlamışsa bu bizim sorunumuz olmaktan çıkmış, anlamayanın  sorunu olmuştur.

            Sağlıklı iletişimde mesajı verenle alan arasında anlama konusunda  uyumun olması   mesajın amacına ulaşmasını sağlar. Doğru olan mesajı iletenle alanın mesajı doğru iletip  anlamasıdır. Ama karşıdaki insan mesajı hemen algılamak istemezse vericin yapacağı bir şey yoktur.

            Mesajı veren mesajı iletmek görevini yapar. Mesajımı ben iletip beklerdim. Bazen alıcı yıllar sonra anlayarak “siz doğru söylemişsiniz o zaman ama ben anlamamışım” derler.  O zaman doğru mesaj iletmenin ve seneler sonra bile anlaşılmış olmanın sevincini yaşarım.

            Doğruları anlatmak insana her zaman mutluluk verir. Karşımızdaki insan bizi dinlediği müddetçe anlatmalıyız doğruları. Alıcı almak istemezse biz ne edelim. Öğretmen dersi anlatmak zorundadır. Öğrenci de anlamadığı zaman açıkça  anlamadığı zaman  bunu   ifade etmelidir. Alay edilme korkusu ile anlamadığı konuyu anladım demesi insanın zararlı çıkmasına sebep olur. Hataların çoğu alıcıların anlamadığı halde anladım demesinden ortaya çıkar.   

            Mevlana “Ne kadar bilirsen bil, karşındaki insanın anladığı kadardır” der. Yani  anlamak istemeyene anlamak kapasitesi yetersiz olana anlatmak nafile.

            Ben bütün gücümle karşımdaki insanın anlamasını istesem de,  bu konuda ısrar etsem de anlamak istemeyene bir şey yapamayız.

             “Hiç kimse görmek istemeyen kadar kör, duymak istemeyen kadar sağır olamaz” Bu söz ne kadar doğrudur ve doğru  sözleri de ne kadar severim anlatamam.

            Çok zaman çevremizdeki insanların “anlamak istemiyor, boşuna anlatma” tepkisine rağmen  biz iyi niyetle “belki bir gün anlar” umuduyla dinleyene anlatmaya devam ediyoruz.  Karşımızdaki insanın “anlama engelli" olmasından bizler sorumlu olmasak gerekir.

            Çok insan göremeyen, duyamayan ve yürüyemeyene “engelli” der.  Bunlar giderilebilir ama görme engelli seslerle, duyma engelli görüntülü şeylerle yürüme engelli aletlerle yürüyebilir ama “anlama engelli” olana kendi bilinci açık olmazsa kimse yardımcı olamaz.

            “Yanlış anlaşılma” korkusu  ile düşüncelerimizi  anlatmaktan   kaçınırsak  bu kere “ korkak” damgası yemek  işten bile değildir.  Bu  “anlama engelli” olmaktan daha olumsuz etkiler insanı.

 

            Her şeyi olmasa da çok şeyi “doğru anlayan” insanların çok olduğu bir toplumda yaşamak dileği ile…