İKİBİNLİ YILLARIN KÜÇÜK ÇEYREĞİ ARKANA BAKMA HEMEN GİT...!

Sana güle güle diyemiyorum… Bir yıl önce sana hoş geldin, diyerek kucaklar açmıştık. Sevinçle coşkuyla, pırıltıyla karlı ve soğuk günlere rağmen çılgınca karşılamıştık seni. Heyecanlıydık zira umutlarımız vardı geleceğe dair. Hem senden hem de ikibinli yıllardan. Tüm insanlık yeni ufuklara taze umutlarla girmek istiyordu, sevgiden, barıştan, kardeşlikten yana...

Bizler de ülke olarak millet olarak insani beklentilerle baktık o muhteşem gelişine. Sağlık, esenlik, başarı ve barış isteklerimiz bizimle birlikte tüm insanlığın da ortak sesiydi.

Her bir gelişin bir öncekinin güzelliklerini aratmasına rağmen sana hep kucak açtık. Her gelişinde çocukluğumuzun, gençliğimizin zaman dilimini yaşamak isterdik.

Postane önlerindeki insan kalabalıkları, köşe başlarındaki, kaldırım boylarındaki yaldızlı simleriyle kış masalının anlatıldığı kartpostalların anlattıkları canlanır gözlerimizin önünde…

Öte yanda kabaramayan ‘Kel Fatma’ların guluk guluk seslerini duymak istersin. Bunlar yılbaşı hindileri… Onları da görmek mümkün değil…

Zira her bir hindi, kuzu fiyatı ile yarışıyor. Hindilerin de hem keyfini hem de tadını kaçırdın be küçük çeyrek. Mevsimin olmazsa olmazları kestaneler... Onlar da artık kebap değil, kokusuyla yetindiğimiz nebat oldular. Neler götürdün bizden görüyorsun değil mi? Küçük çeyreğinle beraber tüm paylaşımlarımıza ambargo koydun adeta...

Kar bile nazla yağıyor. Yeni yıl demek kar demekti, kış demekti. Kış geceleri kültürümüzü yaşarken komşuluk ilişkilerindeki paylaşımcılığın yılbaşı gecelerine taşınması ayrı bir güzelliği yansıtıyordu.

Kar helvalarının yapıldığı, tel helvaların çevrildiği, tonbala oyunlarının oynandığı böyle gecelerde büyükler de ilk önce çocukları mutlu ederlerdi. Bu güzelliklerin esamesi kalmadı. Hepsini bitirdin küçük çeyrek. Hiç bir şeyi beceremedin ki. Elmayı armuttan, yarmayı bulgurdan ayıramadığın gibi hepsini birbirine karıştırdın, sirkeye, bulamaca çevirdin. Ne diyim şimdi sana?

Komşuluk ilişkilerini de bitirdin. Kimse kimseyi, kapı bir komşuyu tanıyamıyoruz. Hani külüne muhtaç olduğumuz komşularımız vardı ya..! O da artık külünü kimseyle paylaşmıyor. Küçük hesapların güncel olduğu bir sisteme oturttun insanları. Sen neymişsin be küçük çeyrek.

Bu durumda da insanları evlerine hapsettirerek konuşamayan, iletişim bozukluğu yaşayan, dizilerle yarışma programlarıyla oyalanan bir toplum haline dönüştürdün beşeriyeti.

Evet...! Çok şey bekliyorduk küçük çeyrek senden ve ikibinli yıllardan. Çağ atlatacaktın bize. Yeni kuşak seninle yeni ufuklara koşacaktı. Lakin onu da beceremedin bir türlü. Çağ atlamak şöyle dursun teknolojiyi art niyetle kullanarak bağımlı bir nesil oluşmasına göz yumdun.

Tüm bunlar senin eserin değil de nedir...!

O büyük insan Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün dünya ve ülke barışının devamlılığı için söylediği “YURTTA BARIŞ DÜNYADA BARIŞ” özlü sözü yüz yıla yakın işlevini sürdürürken birbirlerinin bu güzelliğe çomak sokmasına seyirci kaldın. Olumsuzluklara hep çanak tuttun.

Etrafımız ateş çemberine dönüştü. İnsanlarımızı, ülkemizi dahili ve harici bedhahların hedefine koydun. Üstelik giderayak da memleketi terör belasının içine sürükledin. Komşuculuk oyunlarında da başarı sağlayamadın. Ara bulucu olamadığın gibi posteki oldun hep.

Dünyada dil, din, ırk ayrımına son verilecekti seninle. Ne yazık ki bu beklentimiz de boşa çıktı. Cevap bulamadık. Hep çözümsüzlük ürettin. Üçyüz atmış beş gün üzdün insanlığı.

Eğitim alanında da sınıfta kaldın küçük çeyrek. Anlayamadın bu çocukları, gençleri, öğretmenleri anlayamadın. Çünkü sen dersine çalışmadan gelmiştin.

Hani bir hilal uğruna batan güneşler son bulacaktı… Son bulacaktı o anaların feryadı figanları. Olmadı iki binli yıllar olmadı.

İşte bu yüzdendir ki, sana kırgın ve de kızgınım... O yüzdendir ki hemen git diyorum.

Şunu da söylemek istiyorum. Son günlerde bir güzellik ve başarı seremonisi yaşattın yüce Türk milletine. Bu ulusun bağrından çıkan bilim adamımız, Nobel ödüllü gururumuz Aziz Sancar, özüyle, sözleriyle ülkü ve idealleriyle bizlere mutluluk yaşattı, teşekkür ediyoruz.

Diğer yanda, Türk Milli Futbol Takımımız da Avrupa Şampiyonası’na katılma hakkı kazanarak bizleri sevince ve coşkuya ulaştırmıştır. Gururluyuz.

Bundan böyle görevin de bitti sayılır. Gördüğüm o ki “Bunlarla bir müddet idare edin!” der gibi pılını, pırtını topluyorsun.

Sana güle güle demiyorum... Hadi git artık...

Sakın arkanı dönme...Arkana da bakma...!

 

Bir an önce GİT...