ANKARA

(Sel gider taş kalır, el gider gardaş kalırmış.)

 

Bir ütopyaydı benim için Ankara. Bir arz-ı mevut, bir vad edilmiş toprak. Kanatlanmaya başlayınca uçar olduk, kuşlar gibi, taşına toprağına köycek... Ankara, uygarlık, Ankara kurtuluş, Ankara ekmek kapısı, Ankara ekmek teknesi, hatta Ankara,  ekmeğin ta kendisi, ekmekti bizim için.

Ankara, Dikmende Dedeoğlu’nun asfalt şantiyesi. Ankara, gaz maske yakınlarında Mamak’ın yalçın sırtlarındaki emmioğlunun iki göz gecekondusu. Ankara, Yenidoğan, Ankara, çingeneleri ve asri mezarlığın soğuk, yüksek beton duvarlarıyla Çınçın Bağları, Yenidoğan’daki kahvede on beş kuruşluk tuvalet parası için bir tanıdığın gelmesini beklerken kıvrım kıvrım kıvranan bir amele.  Kelte Memed’in kiralık tek göz odasında yazlık sinemadan yeni dönmüş briyantinli genç ameleler. Bestekâr sokaktaki bir apartmanın kapıcı dairesinde pilav üstü tavuklu, şaraplı ziyafet.

Hamile eşim ve Osman Karanfil’le hayvanat bahçesi anıları. Koparan köprülerini bir bir aşıp Mavi Ocak tesislerine doğru süzülüş. Teknik okullar – Dikimevi otobüslerinde ve öğle sonu derslerinde göz kapaklarına abanan dayanılmaz, altından kalkılmaz ağırlık…  Telsizlerde büz döven köylülerimin akşam yemeği hazırlama telaşları.

Dış kapı’daki müteahhidin kahvede taze köy haberleri. Guruldayan mideler. Askerlik yoklaması gelen köylülerimizin kahve camında asılı listeleri. Akdere’de göbel sato’nun “İçekin açılahın!” önerisiyle patlatılan ucuz şarap şişesi tapaları. Ankara, Çubuk Barajı, Ankara,  gençlik Parkı, Ankara, güven park.

Yıllar sonra Bayındır Tıp, Güven ve Çankaya Özel hastaneleri. Yüksek İhtisas, Balıkçı İş Hanı’ndaki kardiyaloğ Emine Kütük’ü yıllarca yol eylemeler.

Ankara’da doyacağız derken o, bizden gıdalandı. İlk pençesini Kızılcahamam yolunda vurdu, bir seher vaktinde. 1969 yılının şeker bayramı arifesinde sarsıntısı çok etkili oldu bu vuruşun. Otuz üç yaşındaki genç baba, üç çocuk ve genç bir eşi, evsiz barksız yeygisiz yiyeceksiz bırakmak zorunda kaldı elim bir trafik kazasında gözlerini yumarak.

“Eyvah! Ne yer, ne yar kaldı.

            Gönlüm dolu ah ü zar kaldı.

            Şimdi burada idi gitti elden

Beyrut’ta bir mezar kaldı…”  Abdullah Hamid Tarhan

O’nun Beyrut’ta bir mezarı kalmış. Ailemizin Ankara’da on beşi aşkın mezarımız kaldı. Köyümüzde bu sayıda bilinen aile mezarımız yok. “Kalk kardeş gidelim sılaya doğru.” Diyorum ama kimseye geçmiyor ki sözüm. Yahya Kemal’in dediği gibi:

“Birçok gidenler oldu her biri memnun ki yerinden,

Birçok seneler geçti, dönen yok seferinden.”