ÜMİTVÂR OLALIM

Mustafa Uçurum


Birkaç kişi bir araya gelip havadan sudan bile konuşmaya başlasa konuyu ne yapıp edip karamsar bir havaya büründüren birileri çıkabiliyor. Felaket tellalı mı dersiniz, art niyetiyle her şeye en olumsuz havayla bakan mı derseniz bilmem ama güzel bakarak ve güzel düşünerek yaşananlar arasında umut kıvılcımlarını yakalamak mümkündür.

 Günümüzün en can yakıcı tavrı; algı yönetimi. Araştırmayı sevmeyen ve çabuk unutan bir toplum olduğumuzdan dolayı, kitleleri yönlendirmek çok da zor görünmüyor.  Millet olarak sımsıkı sarılmamız gereken konularda bile kendi içimizdeki akıl çeliciler, içten ve dıştan pazarlıklılar yüzünden bir bakıyorsunuz kendi ülkesinden nefret ettirilen bir topluluk oluşturulmaya başlanmış. Kime inandırılıyor bu kişiler peki; eline Suriye’den bir fotoğraf alıp gözümüzün içine baka baka “Camiyi askerler bombaladı.” diyen birine. Kendi ülkesini hiçe sayarak Rusya’dan özür dilensin diyen parti liderlerine, Osmanlı’ya her türlü hakareti yapan köşe tutmuş köşe yazarlarına, kendi dini ve milli değerlerine saldırmayı alışkanlık haline getirmiş akademisyenlere inandırılıyor araştırmayı sevmeyen ülkem insanı.

 Olaylara olumlu yönden bakmak, bardağın dolu tarafını görmek, kendi ayağına kurşun sıkarak bir yerlere yaranmaya çalışmak yerine kendi değerlerine sahip çıkmak şimdilerde arzuladığımız tavırlar arasında. Ülke elden gidiyor, bu karanlık günleri hiç yaşamamıştık gibi dış mihraklı söylemlerle ancak avuçlarını ovuşturarak Türkiye düşsün diye bekleyenlere fırsat verilmiş olur.

 Polyanna gibi davranmaya gerek yok. Doğrudur ama olayların olumlu yanlarından bakmak da bir maharettir. Bir konu hakkında fikir yürütürken ya da birini desteklerken sözün kime yarayacağını düşünmek gerekir.

 Rusya ile yaşanan son dönemdeki sıkıntılardan bize düşen pay ne olmalı? Bir ülke bizim topraklarımızı defalarca ihlal ediyor, bizim canımızın bir parçasını binlerce kilometre öteden gelip uçaklarıyla bombalıyor. Biz de topraklarımızı ihlal etti diyerek bu ülkenin uçağını düşürüyoruz. Buna elbette sevinilir.

Ülkenin sanat ve edebiyat ortamındaki hareketliliği ne yazık ki karmaşık olayları gündemde tutanlar sayesinde ne yazık ki görmezden gelinebiliyor. Rasim Özdenören’in aldığı ödül, ülkenin dört bir yanında gerçekleştirilen edebi faaliyetler, kitap fuarları, anma programları, öğrencilere ulaşarak edebiyat ve sanatın canlanması için okuldan okula koşturan yürekli edebiyat adamlarını izlemek, sevinmek için önemli sebepler arasında sayılabilir. Buna da sevinebiliriz.

 Rasim Özdenören’in yeni kitaplarıyla aramızda olması, Hece dergisinin onun sorumluluğunda çıkması, Mustafa Kutlu’nun yeni kitaplarıyla içimizde yer etmesi, Yediiklim dergisinin her ay dopdolu içeriğiyle bizlere ulaşması, İz Yayınları’nın dipdiri serilerle edebiyat gündemini canlı tutması, ülkenin dört bir yanında yeni edebiyat dergilerinin çıkıyor olması sevinmek için sayılacak sebepler arasındadır.

Her zaman seveni olduğu kadar sevmeyeni de olan bir milletiz, devletiz. Şimdilerde içten gelen hainliklerin sayısı daha da artmış olsa da biz iyi olana, güzel olana bakmaya devam etmeliyiz.

Ülkemiz yalnızlaşıyor diyerek içten içe mutlu olanlar, bazen bu mutluluğunu gizleyemeyip manşetlerine taşıyanlar varken biz ülkemizin dostlarını görüyoruz, itibarının ve bize umut besleyenlerin dualarının farkındayız. Yoksa bu kadar gammazlamaya dayanamazdı ve çoktan hüsrana uğrardı bu güzelim memleket.

Sevinelim ki hâlâ dimdik ayaktayız. Vatanını, milletini seven ve yükseltmeye çalışan bilinçli yöneticiler sayesinde güzel günler göreceğiz. Duaların karşısında gizli oyunlar elbet bozulur. Karamsar portre çizenler yenilgileriyle uğraşadursun, güzel günler gelecek. Buna inanmak bile direnç veriyor içimize.