HAKK’A DÖNMEK

“Hakk’a dönün insanlar, yakın büyük fırtına,

            Dünya bunca çılgını bindirir mi sırtına?”

            İçinde yaşadığımız coğrafyaya baktığımızda; ne büyük acıların, ne büyük zulümlerin, ne büyük sıkıntıların ve ne büyük dertlerin insanlığın üzerine karabasan gibi çullandığını görmekteyiz.  Bu acılar ve sıkıntılar, gün gittikçe artan bir şiddet ve dehşet içinde bağrımızı yakıyor, ocaklarımıza ateş düşürüyor.  

            Elbette akıl sahipleri için bunda bir sebep vardır. Bu sebeplerin başında hiç şüphesiz, Kuran’dan, İslâm’dan ve insanlıktan uzaklaşma gelmektedir.

            Medeniyetlerinin birbiriyle yarıştığı Mezopotamya topraklarında, şimdi medeniyetler yok olma aşamasına doğru korkunç bir süratle ilerliyor.   Her türlü şer güçlerin at oynattığı bir ortamda, aklı selim sahibi insanların ve devletlerin bu işe mutlaka bir çözüm bulması gerekir. Yoksa yakın gelecekte Allah korusun üçüncü bir dünya savaşı çıkacak…  

            Eskiler,  “üçüncü dünya savaşında neyle savaşırlar bilmem, amma dördüncü dünya savaşı, herhalde taş ve sopayla olacaktır” demişler… Bu da, insanlığın yok olması demektir.

            Kaldı ki bu denli kavganın, bu denli hırçınlığın, bu denli paylaşılmazlığın sebebini anlamak da mümkün değil. Milletler kendi coğrafyalarında halkın hakkını koruyup kolladıktan sonra kavga neden çıksın? İşte bütün melse burada... Halkın hakkını koyup kollamak. Halkın hakkını, hakça verebilmek… Yaşama hakkını, inanma hakkını, hür olma hakkını koruyabilmek…

            Bunun tek bir yolu var. O da: Allah’ın ipine sımsıkı sarılmak. O’nun yolunun yolcusu olabilmek. O’nun güzelliklerinin idrakine varabilmek. Evrenin bütün güzelliklerinin O’nun yedi kudretinin elinde olduğunu bilen insanların Allah’a teslimden başka çıkar yolu var mıdır? Hayır! Fakat ebleh akıllı insanlar, böylesine idrakten yoksunsalar; yüreklerinden sevgi, hayranlık hoşgörü ve barış sözleri yükseltmek yerine; haset, nefret, kin, kan ve savaş naraları yükseltirler…

            Dostlar, tel mesele, Allah’ın güzel isimlerinin birinin sırrına mazhar olup, o sırrın peşine takılmaktır…

            Meselâ, Allah (C.C) Lâtif’tir. Lâtif: “Sonsuz lütuf ve kerem sahibi, en ince işlerin bütün inceliklerini bilen” anlamındadır.

            Yüce Allah, her şeye bir şeyi hazine yapmıştır.  Her şeyde O’nun kudret mührü vardır.  Her bir zerre O’nun kerem nuruyla hayat bulunmuştur. Arılar petek petek bal yapar. Denizlerde tane tane inciler devşirilir. Kuru dallar, renk renk çiçeklerle süslenir. Rahme düşen bir damla erlik suyundan fidan boylu nice delikanlılar, nice servi boylu kızlar meydana gelir. O tespih tanesi kadar arılara bu ilhamı veren, suya mermerleri deldiren gücü veren,  ancak ve ancak Allahü Teâlâ’dır.

            Şu garip âlemde O’nu bilmemek ve O’nu sevmemek kadar bedbahtlık ve akılsızlık düşünülemez. O ki, âdemoğlunu varlıklar içinde en şerefli mahlûk olarak yaratmış, bütün evreni insanın hizmetine vermiştir.  Hiç şüphesiz yaratılan her nesne, yaratıcısına muhtaçtır.

            “Elif okuduk ötürü

            Pazar eyledik ötürü,

            Yaratılanı severiz

            Yaratandan ötürü” diyen Yunus ve Yunus gönüllü insanlardan, değil insanlığa, karıncaya bile zarar gelmez. Bir karıncayı ezmemek için yolunu değiştiren Hazreti Süleyman ve ordusunun yüceliğini hatırlayınız. Bu örneklere daha onlarcasını ilave edebiliriz. Verdiğimiz vereceğimiz daha binlerce timsalde, Hakk’ı gören, Hakk’ı bilen, Hakk’ı seven elbette halkın hakkını koruyacaktır.  

            Gelin hep birlikte Hakk’a dönelim.

            Gelin hep birlikte Hakk’ı sevelim.

            Gönül kulelerine O’nun sevgi bayrağını dikenlere ne mutlu!  

            Selamlar, sevgiler…

                                                                            Mehmet Emin ULU