GÜNDÜZÜ GECE EYLEMEK

Acı dolu bir yıl yaşadık. Ülkeden çok şey götürdü. Yeni yılda da mutluluk çok uzak ülkenin, çocuklarımızın geleceği karanlık gözüküyor. Yine de ülke geleceğine umutla sarılmak istiyorum.

 

Suriye ve Irak’taki harabeleri, ölen mağdur insanları gördükçe yüreğim yanıyor. Böyle ülke olur mu diye hayıflanıyorum. Kör terör yüzünden ülkem de aynı durumu yaşar olunca uykularım kaçıp isyan edecek duruma geldim. Yokluklar içinde gücü kuvveti bitmiş manevi gücüyle ülke insanlarını bir araya getirip yepyeni modern bir ülke yaratan büyük Atatürk gözümde daha çok büyüdü. Atatürk’ü beğenmeyenler ülkenin şu haline ne der acaba? Atatürk’ün ülkeyi ayağa kaldırdıktan sonra savaştığı ülkeler dahil herkesle nasıl dost olduğunu anlamakta şaşırıyorum. Bugün ülke komşularının düşman olmasından da ülke namına korkuyorum.

 

Yıllardır ülke insanlarının gündüzünü geceye çeviren  PKK eylemlerini artırdı. Güneş, ay ve yıldızları görmez yaptılar. Kafalardaki aydınlığı bile zifiri karanlığa çevirdiler. Elektrikler kesik, sular akmıyor, zorunlu ihtiyaçlar temin edilemiyor, ölülerini bile kaldıramıyorlar. Hayat paramparça. Kış kıyamette zorunlu birkaç eşyası sırtında, çocuğu kucağında evinden ocağından olmuş, sığınacak yer arıyor. Bu kişilerin gece ve gündüzü aynı değil midir? Devlet mağdur etmeyeceğini misafir edeceğini söylüyor. Bülbülü altın kafese koymuşlar “ah vatanım” demiş. İnsan kendi evinden başka yerde huzur bulabilir mi? Evinden daha rahat yerlere yerleştir, onun en rahat edeceği yer evidir.

 

PKK bir milyondan fazla insanın hayatını Suriye’deki insanların hayatına dönüştürdü. Gündüzlerini gece eyledi. Kültür yuvalarını yakıp yıkarak insanların, çocukların umutlarını yıkarak geleceklerini baltalıyor. Beş-on bin kişinin koskoca orduyu yeneceğini sanıyorlar. Sadece soydaşını mağdur ediyor. Türkiye’nin güçlenip güçlü bir devlet olmasını erteliyor. Öz vatanının abad olmasını geciktirmiş oluyor. Türkiye’nin zayıf bir devlet olmasını isteyen ülkelerin ekmeğine yağ sürüyor. Küresel güçlerin vahşi kapitalizm emellerine hizmet ediyor. Çünkü onların yardımı sayesinde yaşıyorlar.

 

Kör terör dağda iken mücadele daha kolaydı. Eski Cumhurbaşkanımız Sayın Abdullah Gül çözüm süreci başlayınca “güzel şeyler olacak” demişti. Güzel şeyler olacağına inanmamıştım. Terörün isteklerinin hiçbir zaman bitmeyeceğini biliyordum.  Verilen tavizlerden sonra olmayacak şeyler isteyeceği belliydi. Özerklik gibi. Yarın bu bölgede bir devlet kurdursan bu seferde İstanbul’dan özerk bir bölge isteyecektir.

 

Evlere yerleşince mücadele güçleşti. Vatandaşa zarar verme korkusu teröristin işini kolaylaştırdı. Evlere yerleşmesine mani olunsaydı bugünkü durum doğmayacaktı. Suriye’ye dönmeyecektik. Çözüm süreci olacak diye onlara göz yummak hataydı. Hendekler kazılırken, silahlar meskenlere yerleştirilirken devlet neredeydi? Belediyeden izinsiz bir kazma vurulamazken hendekler nasıl kazıldı? Yöneticilerin tüm bu olanlarda ihmali yok mu?

 

Çözüm süreciyle verilen tavizler ırk ve mezhep kavgasını hızlandırdı. Kürt kimliği kabul edilmiş. Dilini ve geleneklerini dilediği gibi yaşıyor. Özerklik diyerek milleti parçalamanın anlamını anlamıyorum. Yarın ayrı bir millet olunca başın balamı batacak. Et ve tırnak gibi olmuş Türk ve Kürt vatandaşları birbirinden nasıl ayrılacak? Ailedeki anne ve babadan birisi Türk birisi Kürt bunları da mı birbirinden ayıracaksın? Bu güzel ülkede beraber yaşamak varken değer mi?

 

TBMM’nin alacağı kararlarla bu terör olayı çözülmeli. Tek adam yönetimleri yani diktatörlük tarihte hep mazi olmuştur. Demokrasi ise hep ebedi olmuştur. Ülke yönetiminde tek kişi yani tek akıldan çok akıl yani meclislerin verdiği karar her zaman olumlu olmuştur. Siyasilere diyorum ki ülkeyi yaşanır kılmak için demokrasiden hiç ayrılmayınız. Irk ve mezhep ayrımı yapmadan yapılan yönetim insanları birleştirir. Sadece sana oy verenleri düşünür öbürlerini dışlarsan birinin hayranlığını kazanırken diğerinin nefretini kazanırsın. Yarın bu dünyadan göçünce tarihe de nefretle kaydolursun.

 

İsmet Paşa “önemli olan iktidarda kalmak değil, itibarda kalmaktır” demiştir. Diktatörler yaşadıkları sürece hep iktidarda kalmışlardır. Ölünce de insanlığın nefretini kazanırlar. Ülkemizin bu kör terörden kurtulması dileğiyle.

 

 

 

   

Saygılarımla. 05. 01.2016

                                                                                  Mehmet Tapar

                                                                                  Emekli Öğretmen