HİKÂYELERİN DOĞUŞU…

Hikâyeler, olmuş ya da olması mümkün olan olayları anlatan kısa sanat eserleridir. Gerçekleşmesi mümkün bir olayı yer, zaman ve kişi belirterek işleyen sanatsal kısa yazılara hikâye denir. Diğer adı da öyküdür.

            İnsan hayatının bir bölümünü yer ve zaman belirterek anlatır. Olay veya anlatmaya değer bir durum vardır. Şahıslar ön planda olup, sürükleyici ve etkileyici bir anlatım işlenir.

            Önce duygu ve heyecan sonra düşündüren, gerçek ve hayal ürünü olayların kısa anlatımlı olması kolay hatırlananlardandır.

            Olay eksenli edebiyat türü olarak,  kısa ve yalın anlatım, az sayıda karaktere yer vermesi ile de roman ve diğer edebiyat türlerinden ayrılır.
            Yılların derinliğinde köşe yazılarım, deneme ve şiirlerimle yaşıyorken son dönemlerde hikâye ile yakından ilgilendiğimi, kendimi yazmaya hazır hissettiğimi ifade edebilirim.

            Yaşadıklarımı, yaşayacaklarımı, hayallerimi hikâye halinde okuyucularıma sunma vaktidir. Kendi hayatım başta olmak üzere, aile ve çevremdeki tespitlerimle zengin bir alt yapı ile yazmaya başlamak kolay olacaktır.

            Tek ve kısa olay etrafında dönen hikâyeler yazım ve anlatımda işi kolaylaştırmaktadır.

            Hikâyenin yapı unsurları üzerinde durmak gerekirse; olay, mekân (Çevre), zaman, kişiler, dil ve anlatım üzerinde durmak ve sonra da planlamaya geçmemiz gerekmektedir. Çok kısa şekilde açıklama yapma mecburiyetimizi ifade ederek devam ediyorum.

            -Olay: Öykü kahramanının başından geçen hadise ya da durumdur.

            -Mekân: Hikâyede olayın geçtiği çevre çok ayrıntılı anlatılmaz, kısaca tasvir edilir, okuyucuya ipuçları verilir.

            -Zaman: Hikâye kısa bir zaman diliminde geçer, geçmiş zamana göre (-di), konu, yazarın kendi ağzından veya kahramanın ağzından anlatılır.

            - Kişiler: Olayın oluşmasında etkili olan ya da olayı yaşayan insanlardır.

            -Dil ve anlatım: Hikâyenin dili; açık, akıcı ve günlük konuşma dilinden farklı olarak, etkili sözcük, deyim, atasözü ve tamlamalarla zenginleştirilmiş güzel bir dil olmalıdır.
Anlatım ise iki şekilde olur: Hikâye kahramanlarından birinin ağzından yapılan anlatım, “hikâyede birinci kişili anlatım”; olayı uzaktan gözlemleyen üçüncü kişi ağzından yapılan anlatım.

            “Okul zamanı okulu, tatil zamanı da tatili severim. Niçin, derseniz; her şey yerinde güzel derim. Okula gitmek, her gün yeni bilgiler öğrenmek ne güzel! Arkadaşlarımla oyun oynamak, dilinden bal damlayan öğretmenimi dinlemek ne tatlı! Tatil zamanı geldiğinde ailemle beraber yolculuk yapmak, dedemi ve ninemi görmek de bir başka güzel.

            Aylardır dört gözle beklediğim tatil geldi işte. Akşamdan hazırlık yapmaya başladık. Sabah erkenden yola çıktık. Babam dikkatli araba kullanır ama yol uygun olduğu zaman surat yapmayı da sever. İşte o zaman ben arkada, annem önden, “Lütfen yavaş” diye uyarırız babamı.

            Özellikle ben, daha çok isterim babamın arabayı yavaş sürmesini. Niçin mi? Elbette arkadaşım Irmak’la sohbet etmek için. Ne zaman köyümüze gitsek, sağımızda bir ırmak, yol boyunca eşlik eder bize. Ben de onunla uzun uzun sohbet ederim.” (Bestami Yazgan (2013), Arkadaşım Irmak, Kümbet altında dergisi, sayı: 53, Tokat)

            Her insanın yazacağı ve okuyucuları ile paylaşacağı hayat hikâyeleri vardır.

            Okuyan, düşünen, üreten ve yazanlardan olmak çok değildir.

            Denemekte fayda var.

            Hikâye ile ilgili yazılarımıza ve örneklere devam edeceğiz.