AÇLIĞI ÇARMIHA GERECEK YİĞİT NEREDE?

      Demokrasi kuşu meydanlarda kanat çıparken Ramazanın getirdiği hayırhahlık duygusu toplumun bir başka yüzünü daha ortaya çıkardı.

         Ramazan ayının başlamasıyla birlikte sivil toplum teşkilatları, devlete bağlı yardım kuruluşuları, açlık sınırındaki halkın yaralarını sarmak için habire yarışıyor.

         12 Eylüldeki referanduma “Evet” ya da “Hayır” demenin ötesinde, iktidar ve muhalefetten bir kısım kendini bilmezlerin “Ramazan Paketlerinin” arkasında ”Evet” ya da “Hayır!” baskısı yaparak halkın oyunun rengini değiştirmek için gayret göstermesinden daha çirkin ne olabilir?

         Türkiye’de yerel seçimlerde altınların, yemenin, içmenin; seçim gecesi sabahlara kadar rüşvet vermek için yapılan gece ziyaretlerinin, nereye kadar vardığını bilmeyen kaç kişi var?

         Ülkemizde ne zaman bir seçim olsa, ne zaman demokrasi adına bir atılım yapılacak olsa; halkın yoksulluğunu fırsat bilerek oyların rengini değiştirmek adına yoksulluğun, açlığın, çaresizliğin, bir fırsat bilinmesi insan onurunu zedeleyen en büyük girişimdir.

         Meydanlardaki kavga, sofralardaki kavgayı körüklerse o memlekette ne demokrasiden, ne insan haysiyetinden, ne de insan haklarından bahsetmek mükün olabilir?

         Liderler, birbilerine olmadık hakaretler ederek propagandalarına devam ediyorlar…

Birbirlerine; kalpazanlıktan tutun da, alçaklığa, soysuzluktan tutun da ırkçılığa, nankörlükten tutun da, vatan hainliğine varıncaya kadar her türlü hakareti yapıyorlar.   

          Bu hakaretlerin, bu düşmanca tavırların, bu kaba saba sözlerin; ister iktidar olsun ister muhalefet olsun; halkın yoksulluğunu, çaresizliğini, kullanarak oyunun rengini değiştirmeye yeltenebileek hareketlerin bu millete ve demokrasiye getireceği en küçük bir faydası yoktur.

         Referandumum niçin yapıldığını hatılatamak; neden “evet! neden “hayır!” denmesini gerektiğini izah etmek yerine işi; fasulye kırma, fındık toplama, domates salçası yapma, polemiğine dökenlerin ciddiyetle zerre kadar alakası yoktur.

         Bir zamanlar “Karaoğlan Efsanesi (!)” vardı. Sonra ne oldu? Şimdilerde Kılçdaroğlu’nun pompalaya pompalaya ”Yiğitoğlan Efsanesi(!)” çıkaracaklar.

         Bir gün memur şapkası, bir gün işçi şapkası, bir gün, esnaf şapkası, bir gün bilmem kimin şapkası giyen bir liderin, ya şahsiyet arızası vardır; ya da imaj yoksullğu vardır?

         Bu millet, referandumda ister “Evet” desin, ister ”Hayır” desin; milletin asıl istediği bu değildir.

         Millet, açlığın, yoksulluğun, borçlar altına ezilmişliğin, geçim sıkıntısının, eğitimdeki fırsat eşitsizliğinin ne zaman kaldırılacağını düşünmektedir?

Askeri okullara girerken anasının, bacısının başınının örtüsünü engel görmeyen bir anlayışın ne zaman uygulamaya konacağını düşünmektedir.

Parasızlıktan evladını dersanelere, özel eğitim kurumlarına gönderemeyen babaların sancılarının ne zaman dineceğini beklemektedir.

         Şunu samiyetle söyleyeyim, ne Bahçeli, ne Kılıçdaroğlu, ne de diğerleri milletin gerçek dertleriyle ilgilenecek çapta lider değillerdir.

         Çoğunun derdi, yürürlükteki anayasa ve kanunlarla elde ettikleri koltukları, milletin gözüne baka baka yalan söyleyerek biraz daha devam ettirmek istemeleridir.

         Bu milletin yoksulları, asgari ücretle geçim etmek zorunda kalanları, emeklileri, küçük esnafı, pazarcısı, çiftçisi, köylüsü, işsizi, yaşlısı ve daha milyonlarca yoksulu milli gelirden daha fazla pay almak istiyor.

         Türkiye’de yıllık geliri 100 000 dolardan fazla olan 5 milyon mutlu azınlığın kölesi olmak istemiyor.  Ortak gelirden hakça ve insanca pay almak istiyor.    

         Eğer bir “Yiğitoğlan” varsa açlığı çarmığa gerecek olandır.

Yoksa meydanlarda palyaço gibi şekilden şekile giren liderler değil…

                                                     Mehmet Emin ULU