YA ALLAH, YA BİSMİLLAH!

Söze nerden başlamak icap eder bilmek istemiyorum. İçimde kavrulup yanan; ruhumu örseleyip bedenimi sam yeli önünde savuran, öylesine düşünceler var ki, hangisinden başlayıp kendimi ummanlara salsam bilemiyorum. Bunları söylerken sakın umutsuzluk tuzağına düştüğüm sanılmasın.

            Aslında her zamankinden daha ümitvarım, her zamankinden daha çok gelecekten eminim. Fakat ülkemin bir tarafı eşkıyalar tarafından tariz edilirken; bir başka tarafında eli kalem tutanlar, bu eşkıyalara çanak tutarken, eli kolu bağlı olmak, bir şey yapamamak beni kahrediyor.

            İnanın bugünkü ülkeme bunca hainliği yapan uşakların; dün Çanakkale’de Mehmetçiklerimizi şehit edenlerden, daha vahşi, daha hain, daha alçak olduğunu biliyorum. Gözü dönmüş bu alçaklar; ülkemde gözü olan, “Türkiye’nin “Yeni Bir Osmanlı Ruhu”yla Dünyanın Sayılı Devletlerinden Biri Olma Yolculuğu”nda, önünü kesmek isteyen hasımlarımızın; ne kadar kalleş, ne kadar alçak, ne kadar hayâsız olduğunu bilmem burada anlatmama lüzum var mı?

            Dün düşmanlarımız karşımızdaydı. Mertçe savaşıp; ya şehit düşüyor, ya topraklarımızdan def edip gönderiyorduk.

            Hâlbuki bugün Ezanımıza, Kuran’ımıza, namusumuza, çoluğumuza, çocuğumuza, şehirlerimize kasteden alçaklar; içimizde maske takmış gizli gizli dolaşıyor. Nereden zehirlerini akıtacaklarını, nerede maskelerini çıkarıp canavarlıklarını göstereceklerini kestiremiyoruz.

            O yüzden nesil diyorum. Nesil diyince aklıma Resûlullah Ahlakı geliyor. Nesil deyince aklıma “Asım’ın Nesli” geliyor.  Sahabe ahlakı geliyor. Hemen şu kıssayı anlatamadan geçemiyorum.

            “Bir gün saf ve samimi kölelerden biri, Resûlullah’ın huzuruna geliyor."

            -Ey Allah’ın Resûlü, vakit tamam. Tövbe edeceğim, Allahü Teâlâ benim tövbemi kabul eder mi?” diye soruyor.  İki cihan güneşi sevgili peygamberimiz ” O’dur ki, kullarından tövbeyi kabul buyurur.”(Şûrâ, 25) âyetini okuyor.

            Tövbesiyle tertemiz olan o saf köle, kuşlar gibi uçarak yola koyulur. Fakat az sonra aklına bir soru geliyor. Yüreği tutuşuyor. “Acaba, günah işlerken Rabbim beni gördü mü? “ Bu soru öylesine aklını karıştırır ki, ah ü figan ederek hemen geri döner. Rahmet Nebisinin huzuruna can atar ve sorar:

            “-Ey herkesin imdadına yetişen Allah Elçisi, ey doğru yolun rehberi! Ben o günahı işlerken Rabbim beni gördü mü, benim halime duçar oldu mu?”

            Her sözünde, her hareketinde iman ve ihlâs tüten köleye karşı varlığın nuru dediler ki:

            “-Sus, ne söylüyorsun sen? Bilmez misin ki Yüce Allah’tan bir zerre bile gizli kalmaz. O şeyi kemâliyle görür. -Allah gözlerin hain bakışını da bilir, kalplerin gizliliğini de. (Mü’min,19) “

            O saf ve temiz köle, Efendiler Efendisinden bu sözü duyar duymaz, kanlı yüreğinden öyle bir ah ü enin çekti ki; can da, ten de hayrete düştü. Ve güzel köle Allah’tan öylesine hayâ etti ki; bu ah ü enine, ne ten dayandı, ne can… O saf köle, Resûlüllah’ın (Sallallâhü Aleyhi Ve Sellem) dünyaya nur saçan gözleri önünde, hemen ruhunu teslim etti.”

Küçük bir günahından ölecek kadar hayâ eden bir köle ahlâkı… Bırakınız küçük günahları; bu gün ülkemizi bölüp parçalamayı amaçlayan, bebekleri öldüren katilleri ve eli kalem, dili yalan tutan onların uşaklarının nasıl bir ahlâkı var ki, akıldan da yoksun, izandan da yoksunlar... Akılları olsa böylesine bir soysuzluğun içinde olabilirler mi? Hayır asla!...

            Öyleyse bu gözü dönmüş katilleri ve onların destekçilerini kim yetiştirdi? Nasıl bir bataklığın içindeyiz ki, hâlâ insanlarımızı, çocuklarımızı katleden leş kargaları eksik olmuyor...

            Eğer bu bataklığı kökünden kurutmazsak, korkarım daha pek çok nesil heba olup gidecek…

            Bu ülkede bir şeyler yanlış… Bir yerlerde hâlâ hata yapıyoruz…

            Yoksa biz “Asım’ın Nesli”ni yetiştirmekte yavan mı kaldık? Hiçbir şeyde geç kalmış sayılmayız…

            Haydi, “Ya Allah Bismillah!” Yeniden başlayalım, yeni ufukların fethi için… Yeniden başlayalım, insanlığın geleceği için yepyeni bir nesil için yetiştirelim… Ya Allah, ya Bismillah!”

 

 

Mehmet Emin ULU