OKUL

Dışarı soğuk, yerler kar ve buzlarla kaplı. Oluklu tavanların arasından sızan suların, donarak tutmuş olduğu buz sarkıntıları.Uzaktan bakıldığında hem ürkütücü, hem de  sanatsal değere sahip. Evin içinde odunla ısıtılıp, tüm işlerin kahrını  kış boyu çeken kuzine. Yanınca sadece çevresine faydası var. Beyaz kireç duvarın arkasında ki kerpiçler yorgun ve sessiz. Kerpiçlere yapışmış pencere çerçevesi yılların yorgunluğuyla kendini koy vermiş araları hafifte olsa acık.Tek katlı ince canların küçücük karelerinde buzlar değişik şekil ve desenler oluşturmuşlar. Duvara yanaşmak duvarla konuşmak gibi gelir insana. Dışarıda ki ayazla soğuğun  bir yerden bir yere koşuşturmasını kerpiçle, ahşap pencerenin arasından geçerken, ıslık çalması tüm sessizliğimizi unutturuyordu. Sesler bazen hızlı bazen hafif geliyordu. Kuzinenin üzerinde pişen yemeklerin ve demli çayın kokusu bir birine karışıyor. Okul açık olsa da orada rahatça otursak diye düşünürdük bazen. Ne yazık ki evde yaşamak gibi bir mecburiyetimiz vardı. Ders çalışmak için tahtadan yapılmış sofranın kenarına ince bir mindere ilişirsin. Saatlerce  ders çalışmaya, okumaya yazmaya çalışırsın. Güneşin kışın saçtığı ışıklarla yarış edercesine. Akşama kaldıysanız yandınız. Gaz lambasının titrek ışıklarıyla, isli dumanının arasında aydınlanmaya çalışırsınız. O evde sadece sen yaşamıyorsun ki? Annen bağırır, baban söylenir, kardeşlerinin her birinin bir işi vardır. "Haydi oğlum akşam vakti ders zamanı değil, bitir artık şu çalışmanı. Birazda yarın yaparsın." Ders bitmez, bir şeyler anlaşılmaz. Zaten yaptığın çalışmalarda göstermeliktir. Sonunda gelsin karne. Zayıflar, zar zor kazanılmış başarılar. Bu tür yaşamda geceleri pamuk yorganın altında sabaha kadar titrer durursun. Uyuduğunu sanırsın ama uyumamışsındır. Gözlerin şişmiş, uykunun olduğu her halinden bellidir. Beslenmen de üstüne üstlük ikramiyesi olur. Sabah bulgur çorbası, düğ çorbası, yayla çorbası, tarhana çorbası. Öğleyin, bulgur pilavı, ıspanak, pırasa yemeği, sütlü çorba. Akşama da ne bulursan yersin. Yediklerinize baktığınızda hepsi bulgurlu unlu yiyeceklerdir. Çalışsın kafamız nasıl çalışırsa. Okula gidilmesini kutsal bir mekan gibi görürdük. Öğretmenlerimize saygı ve sevgimiz sonsuzdu. Onların bir dediğini iki etmezdik. Üzmek, incitmekten korktuğumuzu hiç bir şeyden korkmazdık.

            Günümüzde ki okullarla  o çağda ki okulları karşılaştırdığımızda büyük bir devrim yapmış gibi oluyor insan. Günüm öğrencilerini müşteri gözüyle gören bir olguyla karşı karşıyayız. Öğrenciye laf söyleyemeyiz. Yaptırım gücünüz son derece olumsuz. Giyim ve kuşaklarına karışamazsınız. Yeme içme özgürlüğünü sonuna kadar kullanırlar. Karşısındaki yoksul ve fakir öğrenciler ezilmesin diye elinizden bir şey gelmez. Velilerin sözü ön safhada. Okul idarecileri seçilmiş gelmişlerdir, sınavla ve siyasi partilerin isabetiyle. Okul giderleri velilerin yardımlarına muhtaç. İlk öğretim ücretsizdir. Okula öğrencilerini yollamayanlar para ve hapislikle cezalandırılır. Öğretmenler ekonomik özgürlüklerine kavuşmasalar da kılık ve kıyafet özgürlükleriyle taçlandırılmıştır. Kravat takmaya bilirler. Sakal saç serbest. Türban kot pantolonda bir sakınca yok. Ayakkabılardan ne giyersen giy çorap sorulmaz. Bilmeyenler öğretmenle veliyi, veliyle hademeyi ayırmak sanat halinde. Günün modasını sen yaratabilirsin. Varlıklı aile ile yoksul aile çocuklarını bir çırpıda görebilirsin. Öğretmenler çocuklara, çocuklar öğretmenlere rol model olmuşlar. Evde televizyonlarda aşk dizilerini, şiddet içerikli filmleri, evlilik programlarını geç saatlere kadar izleyen bireyler, sabahın erken saatlerinde işe kalkarlar. Karneler düzensiz, öğrenme yetersiz. Ne yapalım, kurslar, ek dersler, paralar, masraflar ve ziyan olan genç nesiller. Ailelerin maddi manevi kayıpları. Her şeyden önce ülkenin geleceği kayboluyor. Okullarda yeterince bilim, ilim dallarını öğretirsek. Sosyal yaşantımızda ki yaşantımızı benimsetir sek, düşünen, soran , sorgulayan, araştıran, inceleyen, okuyan, okuduğunu anlayan bireyler yetiştirirse okullar yaşantımız bambaşka olur. Konuşması, diksiyonu düzgün bireyler çoğaltırsak ülkede kavgalar, hırsızlıklar, yalanlar önlenmiş olur. Bundan da zararı hapishanelerin kapanmasına, adliyedeki hakim ve savcıların işsiz kalmasına, güvenlik güçlerimizin azalmasına, din tüccarlarının silinmesine sebep olabilir. Yapılacak ilk iş birey değişimi kendinden başlatacak. Okuyacak, okutacak. Bir tek okullar değil, her yer okul olacak. Eğitimi gelişmiş ülkelerin sıralaması; 1-Rusya 2-Singapur.3-Hong hong 4-Kanada 5-Güney Kore 6-Japonya 7-İsrail 8-A.B.D 9-Tayvan.....106-Türkiye. İnsanı yetiştirenler yüz yıl sonraya yatırım yapıyorlar. İlerde bizleri hangi ülkelerin yöneteceğini kestirmek hiç de zor değil. Okulları en değerli mekanlar olarak görmeliyiz. Çalışan, üreten insanlara da saygı ve sevgimizi esirgememeliyiz. Okullardan diploma ve iyi notla geçmek yetmez, insanlık dersini öğrenip uygulamalıyız. Ne olacağım değil, insan olup karanlıkları aydınlatacağım demeliyiz. Kız, erkek yok, tüm Türkiye vatandaşı var. Bunun için okullarda okumalı, okutmalıyız. Her gün bir okul açmak için seferber olmalıyız.

Süleyman ERKAN

25-01-2016  PAZARTESİ.

 

Şişli-İstanbul..