Nasihatname

Gönül dünyamızda öylesine güzel öylesine deruni serzenişler olur ki, bu serzenişlerin, yürek ağıtlarının nerede ne zaman nasıl peyda olduğunu bilemeyiz. Kendi benliğimize yaptığımız nasihatlere bazen başkalarının ihtiyacı olduğunun farkına bile varmayız.  Farkına varanlar işte benim yaptığım gibi nefsine yaptığı öğütleri, başkaları içinde yaparlar…  Bu yazdıklarım, söz sultanlarına olsun, bütün gönülleriniz aşk vecdiyle dolsun. 

Ey oğul, gittiğin yolda daim, sözünde kaim olmalısın.  Sözünde kaim olduğun kadar usta da olmalısın.  Küfür ehillerinin söz sultanları karşısında, kendini küçük düşürmeyesin. En az sen de onlar kadar söz üstadı olmalısın.  Hicve hicivle, taşlamaya taşlama ile en güzel söze daha güzel sözle karşılık vermelisin. Unutma ki Resulullah (s.a.v.) İslâmiyet’i yeni kabul eden söz ustalarına, şairlere, ediplere büyük taltiflerde bulunmuş, onları dini İslâm için şiir yazmaya teşvik etmiştir. Ha tta “Küffarı hiciv, onlara lisanla ok saçmak mesâbesinde olduğu için cihâd fi sebili’llah hükmündedir.” Demiştir.

Öyleyse, söz meydanında girdiğin mücadeleye devam et; et ki din ü mübin yolunda şevk ve heyecan arayan nice beni âdemlerin gönül bahçelerine çağlayanlar gibi nur akıtasın.   

Ey oğul!

Bilmelisin ki, kâinattaki sonsuz olayların arasında en zor görünen, göründüğünde de ondan başka hiçbir nesneyi göremeyeceğin bir genişliğe bürünen bir Vahdet ve vicdanda toplanan Varlık, ömür boyu meşgul olacağın hakiki sermayendir. Bu sermeyi asla kaybetmeyesin,  asla tembellik etmeyesin, Vücudu Mutlak’a kavuşmanda bu meşgale senin yolunu aydınlatacak meşalen olacaktır.

Ey oğul!

Bir ülke düşün ki “Akıl” Padişahı “Cimrilik” yurdunu fethetmiş olsun. Bu akıl padişahı kendi sultanlığından vazgeçip “Kanâat’”ı tahta çıkarır.  Fakat o diyara giden yollarda öyle haramiler, öyle eşkıyalar vardır ki dağ başlarında durup hiç aşağılara inmez, geleni vurur, gideni vurur.  “Kibir” adındaki bu âsi sergerdeye uyanlar; uzun ecel ipinin kendilerine uzanamayacağından son derece emin gibidirler.  Hâlbuki er geç ecel ipi onların da boğazlarına yapışır. Fakat iş işten geçmiştir.  Senin bu durumda akla yalvarman icap eder. Eğer aklı ikna edersen o, “Tevâzû’”yu yanına alarak “Kibr’”i dağ başında şekil değiştirerek ırmak şekline sokar ve denize akıtır. Unutma ki “Aklın” desteğiyle “Tevâzû Denizi”ne dalanlar kimsenin haberi olmadığı inci, mercan, lâ’l ve yâkut bulurlar. “Tevâzû ve Kanâat’”ın yardımıyla “Kibir” yenildiği için Akıl; Cenâb-ı Hakk’a şükreder, O’na dua ve niyazda bulunur.

Ancak o diyarda öyle karışıklar vardır ki; gönül ve beden memleketinin bütünüyle huzur içinde olması için daha çok çalışmak gerekir.

Evlâdım, kibrini yendiğin zaman sana iki düşman daha gelir. Bunlardan biri “Düzenlik”, diğeri “Safâ”’dır. Sen yeniden aklını kullanmalısın. Aklının yardımcıları ile “Sabr’”ı vazifelendir. “Sabır”, vücud memleketindeki bütün arızaları giderecek, en büyük kahramandır.  “Düzenlik” ve “Safâ’”yı alt etmen yetmez. Bu defa karşına, “Cimrilik”, “Hased”, “Kin” ve “Gıybet”düşmanların seni yolundan eğleyecektir.  Sak ın yılmayasın, sakın cehdinden, fedakârlığından, coşkundan, heyecanından bir şey kaybetmeyesin. Sana aklın yine yardımcı olacaktır.

Unutma ki, aklın bu düşmanlara karşı bir kahramanı daha vardır. O da “Doğruluk Hil’ati’”dir (örtüsü). Sen “Doğruluk Hil’ati’”ni giyince muhakkak ki hakikate erimiş olacaksın.  İşte o zaman iman meşalen pırıl pırıl yanacak. Cisim evindeki “Hırsız”kaçacak delik arayacaktır. Cismi canın, bu hırsızlardan, haydutlardan kurtulunca sal kendini ummanlara doğru; bin tevazu gemisine, şişir yelkenlerini pırıl pırıl esen iman rüzgârınla… İşte o zaman yolun gönül Kâbe’sine çıkacaktır.  &n bsp; İşte o zaman benlik ortadan kalkacak; işte o zaman sonsuzluğa kanat çırpacaksın. 

 

Mehmet Emin ULU