İdealist Öğretmen

Prof. Dr. Ertuğrul YAMAN ve Yrd. Doç. Dr. Oğuzhan AYDIN’ın beraber hazırladıkları İdealist Öğretmen kitabını okudum. Kitabın ta başında YENİ EĞİTİMDE YENİ UFUKLAR bölümündeki eğitim ve öğretimle ilgili görüşleri çok sevdim.

            Şöyle ki:  öğretim; bilgi vermek, eğitim ise verilen bilgiyi davranışa dönüştürmektir. Kişiye bisiklete binmeyi kırk kez anlatmak öğretim ise, bisiklete binip istediği yere gidebilme becerisini kazandırmak, eğitimdir. Yüzmek, anlatmakla eğitilmez. Boğulmadan suyun üzerinde kalıp mesafe alabildiği zaman eğitilmiştir. Öyle ise bilgi edinme yöntemini öğretip bilginin adresini göstermek yeterlidir.

            “Günümüzde bilginin uygulamaya dönüştürülmesi önem kazanmıştır.” Toplumumuz öğrencinin aldığı öğretimi önemsemez. Onun hal ve davranışlarına bakar. Esnerken ağzını kapatıyor mu? Ağzında lokma varken konuşmaya çalışıyor mu? Büyüğüne saygı ve hürmet, küçüğüne sevgi ve şefkat gösteriyor mu vb. Otobüste yaşlıya, hamileye, hastaya yer vermeyenlerle, bir toplulukta ya da hastanede yüksek sesle konuşanlara “Hiç mi mektep medrese görmedin? Hay seni okutan hocanın…” diye saydırması, toplumun okuldan beklentisinin bir dışavurumudur.

            Yoksa öğrencinin aldığı öğrenim, toplumun umurunda değildir. Cümlenin öğelerini, dört işlemi, suyun ısınma derecesini bilsen ne bilmesen ne? Bu bilgilere yalnız alanında ihtiyaç duyulur. Toplum, eğitim görmüşlerden problemlerini çözmesini istiyor. Olgunlaşmadan kuruyan meyvesi, erken doğum yapan hayvanı için çare bekliyor. 

            Bir bakıma bilgi aktarmak anlamına gelen öğretimin edinilmesi için okul, birinci sınıf öncelikten çıkmıştır artık. İnternet ortamında okuryazar olan herkes, istediği bilgiye anında ulaşıyor. Öğretim, belki de bilgi edinme yöntemini öğretmektir. Okulun, dolayısıyla öğretmenin görevi, öğrenciye bilgi edinme yöntemiyle birlikte araştırma alışkanlığı kazandırmaktır.

 

            Araştırma alışkanlığı da zaten bir eğitimdir.