BİR GENÇLİK, BİR GENÇLİK, BİR GENÇLİK

 “Bizim zamanımızda” diye başlayan riyakar cümlelere verebilecek yüzlerce cevabım oldu. Nesilde bozukluk varsa bunu kendisinde görme basireti olmayan ve gençliğin mimarı olan bu zevatı, kendi yaptığı binalar çöken ve pişkin pişkin binaların sağlam yapılmadığından şikayet eden müteahhitlere benzettim. Başkalarını, başka nesilleri bozulmakla suçlayan her ruh bir parça bozuk geldi bana.

            Geçlik bozuk değildir, bazı eksikleri ve bazı ihtiyaçları vardır sadece. Bu eksikliğin kaynağı gençlik değil şimdi eleştiri yapan bir önceki nesildir. 

Gençliği “bozuk” olarak görmeden, ona hastalıklı bir ruh muamelesi yapmadan ihtiyaçları ve eksiklikleri tarafsız gözle şu başlıklar altında inceleyebiliriz:

            AKLİ ŞUUR: İnsan düşünebilen bir varlıktır. Düşünemeyen, aklını kullanamayan varlığın insan olması iddia edilemez. Aklını metotlu şüphe; tez, antitez, sentez; bilgi merkezli kullanabilen bir insan, insan olmanın birinci ve en önemli adımını geçmiş sayılır. Ama maalesef ki hayat imtihanının en zor merhalesidir bu. Çünkü düşünmek dünyanın en zor eylemidir.

            “Hak” kavramı İslam’ın en çok üzerinde durduğu kavramdır. Başka başka anlamları olsa da Hak, hakikat demektir. Hakikat “gerçek, realite” demektir. Realizm, gerçekçilik hayati bir gerekliliktir. Bütün bozulmuş dinlerde önce “gerçek” yıpratılır. “Gerçek” itibarsızlaştırıldıktan sonra yok edilemeyecek veya yozlaştırılamayacak hiçbir kavram kalmaz. Onun için HAK inşa edilmelidir. Gerçek her şeyden daha değerli sayılmalıdır. Gerçeğe karşı saygılı ve duyarlı bir gençlik yetiştirilmelidir. Bu gençliği yetiştirecek kişilerin köhne yalanlardan, mesnetsiz söylencelerden arınması şarttır.

            AHLAKİ ŞUUR: “Güzel ahlâkı tamamlamak için gelmiş” bir din için asıl melese ahlak meselesidir ve din en çok bu amaca hizmet eder. Ahlâkı olmayan toplumun çürütemeyeceği kavram yoktur. Ahlakın ilk adımı da HAK’ka saygı duymak, insana saygı duymak, helalle yaşamayı ve helal için yaşamayı ilke edinmek, bütün yaratılmışların da yaşama hakkı olduğu gerçeğini içselleştirmek…  Bunlar herkesin üzerinde ittifak edebileceği yüzlerce madde ile anlatılabilir. Ama meselenin özeti: ahlâk yaşama sebebidir. Üstünlük takva iledir, ifadesinde anlatılan takva, güzel ahlaktır.

            DİNİ ŞUUR:  Sağlam bir dini şuura sahip olmanın en büyük avantajı, hakikatten uzaklaşmış, yozlaşmış; sömürü aracına dönüşmüş, aklı ve ahlakı deforme etmiş, şirke bulaşmış sözde dini anlayıştan kurtulmak; arınmak, huzur bulmak, hayat ve insan gerçeğini yepyeni pencerelerden değerlendirmektir. Din, huzurdur ve doğru dinsel düşünce aynı zamanda fikirsel özgürlüktür. Din aklın ve güzel ahlakın önünü açan muazzam kurallar manzumesidir. Bireyi ve toplumu daha iyi koşullarda yaşatabilecek, hatta bireyin ölüm ötesinde de huzurlu yolculuklara çıkmasını sağlayacak bir yaşam biçimidir. Bu şuurla yetişecek nesiller, ruhlarını bu duygularla doyuracaklar, başka tehlikeli (alkol, şiddet, intihar vb) arayışlara kalkışmayacaklardır.

            MİLLİ ŞUUR: Milli şuur başka milletleri yok sayan, hakir gören, sömüren bir anlayış olarak yorumlanmamalıdır. Türkler asla bu tür “faşist” bakış açısına sahip olmamışlardır. Milli şuura sahip olan Türkler,  milletin ümmet için ve insanlık için gelişmek, kalkınmak, güçlenmek zorunda olduğuna inanmaktadırlar. Milli şuurla yetişen akıllı, imanlı, ahlaklı gençlik diğer milletlerden iki kat fazla çalışmak ve üretmek zorunda olduğu gerçeğine vakıf olur. Milli bilinç, çok daha fazla çalışmak ve üretmek için direnç verecektir.

İnsanın fıtratında aidiyet bilinci, milli duygu yoğunluğu mevcuttur zaten. Milli şuur bu gücü eyleme geçirme anlayışıdır. Milli hassasiyetleri yok saymak, hatta milli ruha sahip olan insanları hor görmek, onlara karşı düşmanca tavır takınmak muazzam bir gücü israf etmekten başka bir şey değildir. Gençler bu hassasiyetlerle yetiştirilmeli, hedeflere ilerlerken milli bilinç daima diri tutulmalıdır. 

            Bir gençlik, bir gençlik, bir gençlik… diye başlar ya Üstat Necip Fazıl. Aslında hepimizin özlemidir bizi aydınlık ufuklara taşıyacak bir gençlik. Belki adımıza yazılı olan vazifeleri zamanında yapmamanın vicdan azabıyla ve günahlarımızın faturasını bizden sonraki nesillere miras bırakarak yeni nesillere kat kat vazife yüklemektir bütün bunlar. Ama maalesef bizim nesle bir önceki neslin aşırı görev yüklemesi gibi şimdi de biz yeni nesle “Asım veya Haluk” gibi güveniyoruz sadece. Sebep aynı: vakit kalmadı… Bizim de vaktimiz kalmadı. Onun için bütün yükleri yeni neslin omuzlarına atıp kaçacağız bu âlemden.

            Çok üzgünüm yeni nesil! Bütün faturaları size çıkardık. Siz bizden üç nesil önceki dedelerimizin yaptığı gibi şehit olacaksınız, acı çekeceksiniz; emek vereceksiniz, çalışacaksınız, çalışacaksınız, çalışacaksınız… Bütün hatalarımızın bedelini siz ödeyeceksiniz… Başka çareniz yok!

 

            Sizi “bozuk” olmakla suçlayanlara aldırmayın. Sizi ben yetiştiriyorum ve ne kadar asil ruhlara sahip olduğunuzu çok iyi biliyorum. Karşınızda saygıyla, pişmanlıkla, gözyaşıyla eğiliyorum. Bizi affedin diyorum. Bizi affedin….                                                                                            Mahmut HASGÜL