ÇAĞDAŞ BİR OKUL: TOKAT TED KOLEJİ


 

Uzun zamandır niyetliydik dostum Mehmet Taparla. Ted Kolejinin müdürünü makamında ziyaret edip başarılar dilemeye. Zira Mustafa Çakır hem öğrencim hem de yürüyüş arkadaşlarımızdandı. Kısmet bu güneymiş. Yanımıza Mustafa Özcoşan öğretmeni de alarak okulun kapısını çaldık.

Kapıda bizi karşılayan genç hanımın telefonuyla kısa zamanda yanımızda bitiverdi müdür bey. Sıcak, samimi ve güzel sözlerle karşılayıp bir üst kata, kurucu müdür, Evrim Hanımın makamına çıkardı, bizi. Orada yine eski öğrencilerimden şu anda Gazi Osman Paşa Üniversitesinde öğretim üyesi olan Osman Bey’le karşılaştık ve çok sevindik. Çay kahve eşliğinde mültefit sohbetlerden sonra bir ara Osman Hoca izin istedi. Onu geçirmek için kapıya yönelen öğrencilerimle gururlandım.  Başarılı iki öğrencimin şahsında emeğimin somutlaşmış halini seyrettim arkalarından, zevkle... Yalnız onlara değil emek verdiğim herkese hakkımı helal ettim ve de ediyorum.

Okulu gezdirdi, Mustafa. Katlar, aşağıdan yukarıya doğru anaokulu, ilkokul, ortaokul ve en yukarısı liseye ayrılmış. Lise katı boş, diğerleri doluydu.

Derslere girdik. Öğretmen ve öğrencilerle tanıştık. Öğretmenler genç, dinamik ve gayretli, çocuklar cıvıl cıvıldı. Ortaokul öğrencilerine beni Türkçe öğretmenim diye tanıştırırken “Bir zamanlar müdürünüz de sizin kadardı” dedim. Öğretmenleri; Ankara’da, merkezdekiler seçip gönderiyorlarmış.

Her merdiven başını ve sınıfları Atatürk’ün değişik pozlardaki büyük boy siyah beyaz resimleri süslüyordu. Özellikle iş atölyesindeki resimde Atatürk, bir heykelin yapılışını izliyordu. “Bu heykele ucube demiş midir acaba Ata?” diye geçirdim içimden.

Müdür Bey, bir odayı özellikle gösterdi. Seccade ve tespihleriyle mescit haline dönüştürülen oda da, “Okulumuzu Atatürkçülerin ve solcuların okulu diye karalamaya çalışanlar var. Gördüğünüz gibi ibadet etmek isteyen herkes, ibadetini rahatça ediyor. Ama biz, kimin namaz kılıp kimin kılmadığını bilmeyiz. Yalnız onlara yer hazırlar, gerisine karışmayız.” dedi. İşte laiklik bu!  

Kış günleri koridorlar, teneffüs alanıymış. Çocuklar diledikleri gibi koşup oynamalı, enerjilerini boşaltmalılarmış. Onlar her hareketinde serbestmiş ama kurallara uymak koşuluyla. Yani YASAKSIZ DİSİPLİN.

Bu okulun sınıflarında öğretmen sabit, öğrenciler müteharrikmiş. Yani, Türkçe sınıfı, matematik, müzik, İngilizce sınıflarında öğretmen sınıfında bulunuyor, öğrenciler geziyormuş.

Yemekhanede yalnız anaokulu öğrencilerinin yemekleri konmuş masalara. Diğerleri ve öğretmenler, kendileri alıyor yemeklerini tepsiyle. Sonra da tepsiyle beraber kaldırıp raflardaki yerlerine sürüyorlar. Yemekten sonra yerdeki bir kâğıt peçeteyi alıp çöpe atan müdürü takdir etmemek olanaksızdı.

Ayrılma vakti geldi. Pırıl pırıl güneşli bir havada centilmen müdür, aracımıza kadar eşlik etti. Vedalaşarak ayrıldık. Değişik bir okul, değişik bir uygulama, değişik bir sistem gördük kolejde. Atölyesi, iş ve müzik odaları yönünden devlet okullarıyla kıyaslanmayacak imkânlar bolluğunu sevinç ve beğeniyle izledik.

Eeey ne de olsa özel okul.

Ne de olsa TED KOLEJİ… 

Bu kadar ayrıcalık olmalı yani…

Değil mi ama?