“ŞARK MESELESİ BİTMEMİŞTİR.”

             Şark meselesi diyerek doğuyu istila edenlere karşı, artık şark meselesi bitmiştir artık bundan sonra yükselen Türkiye Cumhuriyeti vardır.”Önce  şark meselesi”nedir? Ona bakmak gerekir.

            Her batılı devlet, “güç dengesi” politikasına titizlikle riayet ettiği gibi “şark meselesi”ni kendi menfaatlerine uygun şekilde halletme yollarını aradı. Bütün Avrupa devletleri, özellikle Çarlık Rusya’sı, “şark meselesi=doğu meselesi” ile uğraşmayı dış politikasının esas unsuru haline getirmiştir.

             “Şark meselesi” belirgin hatlarıyla iki önemli safha geçirmiştir. Bunlardan birincisi, 1071–1683 yılları arasındaki “şark meselesi”dir. Bu tarihler arasında Avrupa savunmada, Türkler taarruz halindedir. Bu birinci safhada Batı için “şark meselesi”;

             *Türkleri Anadolu’ya sokmamak,

             *Türkleri Anadolu’da durdurmak,

             *Türklerin Rumeli’ye geçişini önlemek,

             *İstanbul’un Türkler tarafından fethini engellemek,

             *Türklerin Balkanlar üzerinden Avrupa içlerine doğru ilerleyişine mani olmak v.b politikalar uygulamak.

            Bir “Büyük Şark Meselesi” ve bir de “Küçük Şark Meselesi” vardır.

            Balkanlar geçmişte “Büyük Şark Meselesi”nin parçasıydı. Türkler batılıların bu “şark meselesi” hedeflerine rağmen Anadolu’ya girmiş, Balkanları zapt etmiş ve Viyana kapılarına kadar dayanmıştır. Ancak 1683 tarihinde Türklerin Viyana önlerindeki yenilgisi “şark meselesi”nin birinci safhasını da sona erdirmiştir.

            1912–1913 Balkan Savaşları ve Osmanlının çöküş yıllarıdır. Emperyalist güçlerin amacı, Osmanlı’yı arkadan vurarak Balkanlardan atmak ve buradaki Hıristiyan milletlerin Osmanlı hâkimiyetinden kurtarılmasıdır. Balkanlardaki Bulgar, Yunan, Makedon, Arnavut, Sırp, Hırvat, Boşnak ve Ulah gibi toplumları isyana teşvik ederek evvela onların muhtariyetini, sonra istiklallerini temin etmektir. Rumeli’ye kadar gelmişler ve İstanbul kapılarına dayanmışlardır.

            Büyük Devletler daha 1878 Berlin Antlaşması ile Balkanlardan Türkleri attıklarına veya atmak üzere olduklarına inandıkları için “şark meselesi”nin Osmanlı Devleti’nin Asya topraklarına kaydırmayı başardılar. Antlaşmanın 61. maddesi ile Anadolu’da Ermeniler lehine reformlar yapılmasını Bab-ı Ali’ye kabul ettirdiler. Bu durum Doğu Anadolu’da bir Ermenistan Devletini kurma anlamına geliyordu.

            Türkleri Balkanlardan attıktan sonra sıra Kuzey Afrika’ya gelmişti. Osmanlı’yı buradan da söküp atmak istediler. Osmanlı burada da büyük bedeller ödeyerek buralardan ayrılmak zorunda kaldı. Bu “büyük şark meselesi”nin bir parçasıydı.

            Türk olmayan Müslüman toplumları, özellikle Arapları Osmanlı Devleti aleyhine kışkırtmak ve onları devletten kopartmak. Arap milliyetçiliğini tahrik ederek canlandırmak. Anadolu’yu parçalamak, Türkleri Anadolu’dan Orta Asya steplerine sürmektir. Bunu Rusya kısmen de olsa gerçekleştirmiştir.

            Gelelim esas konuya… A.Davutoğlu “şark meselesi” derken, PKK harekâtını mı kastediyor? Çünkü Cumhuriyetin ilk yıllarında doğuda çıkan isyanlar zaman zaman “şark meselesi” olarak adlandırılmıştır. Ama bu küçük “şark meselesi”ni “büyük şark meselesi”nden ayırmak mümkün değildir.

             “Büyük şark meselesi”,Türk’ün Anadolu’ya gömülmesi, gömülmezse sürülmesi meselesidir. Arslan Tekin’in dediği gibi “Bir meselede Hıristiyan Batı dünyasının parmağı varsa, o muhakkak büyük şark meselesinin içindedir.”

            Prof. Dr.Kemal Beydilli bir makalesinde, Balkanların kaybedilişini, “Şark meselesi’nin en önemli duraklardan biri göstermekle beraber, o zamandan bu zamana baktığımızda birinci durak olduğu görülüyor. Misak-ı Milli sınırlarının dışında kalan her yer ikinci duraktı ve Osmanlı’yı Batı silip bitirmişti. Misak-ı Milli’yi bile tam koruyamadık… Musul ve Kerkük İngilizlere kaptırılmıştır. Nahcivan ayrı bir dert, Batum ayrı bir dert…” der.

            Yanlış dış politikalar yüzünden komşularla sıfır sorun varken bugün bütün komşularla sorunlu hale geldik.Sınırlarımızda yeni yeni komşular meydana gelmeye başladı. Türkler Anadolu’ya hapsedildi. Uçak uçuramaz, kara harekâtı yapamaz hale geldik ve sözünü dinletecek konumdan uzaklaşarak yalnızlığa itiliverdik.

            Orta Doğuda, Batı’da ve Atlantik ötesinde yalnızlığa itilirken, ortaklar ve müttefiklerimiz tarafından Rusya’nın kucağına terk edildik.”Çözüm Süreci” aldatmacası ile içimize sokulan ASALA artıklarını temizleyemedik. İçimizdeki sorunlarla boğuşurken 100 yılda kazandığımız imkânlar bir bir elimizin altından kaymaya başladı. İçimiz ve dışımız barut fıçısı… Her an patlamaya hazır birer bomba…

            Üçüncü Dünya Savaşı dillendirilmektedir. Birinci Dünya Savaşındaki şartların aynısının bu günlerde oluştuğunu uzmanlar dile getirmektedir.

            Türkiye artık bu savaşa girmiştir. “Şark meselesi” bitmemiştir ve biz daima yalnızları oynamaktayız.

 

            Şark meselesi bitmez.