İÇİMDEKİ ÇOCUK...

Bildiğim bir yerimde, bir noktada sürekli bulunduğuna inandığım, oluşundan asla rahatsız olmadığım, sıkıştığım an ona sığındığım içimde bir yer var. Haydi nerenizde tam olarak yerini tarif edin, söyleyin derseniz asla mümkün değil.

Çoğu kez vücudumun her yerinde ya da istediğim an istediğim yerde diyebiliyorum.

Asla kaybetmek istemediğim, yok olmasını istemediğim, yaşımla beraber büyümesini istemediğim ebediyen çocukluğumun en güzel yıllarında istediğim ne ise orada kalmasını istediğim tek şey içimdeki çocuk… Çocukluğum.

Hayata gülümseyişini sürdüren, onu huzursuz edecek hiçbir şeyi bilmeyen çocuk, düşen, oyuncaklarına takılan, ağlayan, bazen kural dışı yaşayan işte ben ihtiyacım olduğunda o çocukluğumu çok seviyorum.

Çocuklar çocukluğumuzu bütünleştirme şansımız var mıdır, bu teknik ayrı ayrıntı ama her yaşanılanın kendine özeli de tartışmasızdır. Her yaşın kendi güzelliğini saniye saniye yaşayan çocuklar.

Derinliği fevkalade güzelliklerle süslü olan bu alanda yazı yazmak çoğu kez huzurun ve tatlı gülümseyişin nokta öncesi kelimelerin dans edişi gibi… Her şey birkaç kelime etrafında dolanıp duran cümleler. Kelime dağarcıkları alabildiğine sınırlı. Yazışmaları kısaltılmış harf yığını.

İlköğretim Okullarımızın 5-8. sınıflarda okuyan öğrencilerinden “unutulmayan anılar, çok önemli kabul ettikleri olaylar ve paylaşmak istedikleri” ne varsa sadece şubesi yazılı metinler. Öğrenmek ve tespit etmek istediğim o kadar çok şey var ki bunları aralıklarla gündemde tutacak bu çalışmamızın ana damarlarını oluşturacaktır.

Bu çalışmaların temeli T.C. Başbakanlık, Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu bünyesindeki Türk Dil Kurumu’nun yaklaşık dört yıl süren “Türkçe’nin Eğitimi ve Öğretimi Araştırmaları Çalışma Grubu” görevim esnasında atıldı.

Üniversitelerimizde yaptığımız bu metin çalışmalarında çok önemli durum tespitleri yapmıştık. Bu gün ben İlköğretim Okullarımız bünyesinde Türkçe Eğitim- Öğretim adına çok önemli tespitler yaptığıma inanıyorum. Bu inançla çalışmalarım görev yaptığım sürece de devam edecektir.

Alanın uzmanları tarafından tartışmasız kabul edilen ve yapılan araştırma ve makale çalışmalarında sürekli “dil bir iletişim aracıdır” cümlesine rastlarız. Bu yeni bir cümle ya da bir hocanın buluşu da değildir. Birazcık dil ile ilgili çalışmaların içine giren herkes bu cümle ya da bu anlama gelen bir çok söyleme ulaşacaktır.

Çocuklar hayatın her alanında büyümeleri, gelişmeleri ve dahi öğrenmeleri için  yapmaları gereken ne varsa kolaydan başlarlar. Anlama, söyleme ve dinleme olguları ile fiziki gelişimleri aynı paralelde birbirlerini tamamlayarak yol yürürler. Bu nedenle bir kelimelik cümle dönemi çok önemlidir.

“Anne” ile başlayan hayat.”

Her şey annedir ve çok önemli bir dönemdir. Gördüğü, duyduğu, dokunduğu, kokladığı, tuttuğu, tattığı o yaş gurubunda yapılan ne varsa annedir. Kelimeler çoğaldıkça anlamlar da oraya çıkacaktır. Anne ve babanın farklı olduğunu, yemek ile topun farklı şeyler ve anlamları  olduğunu iletişimde olduğu her şeyin bir adının olduğunu kavramaya başladığı an ilk gelişim dönemi de başlamış olacaktır.

“Çocukluğumun çöplükte oynama olumsuzluğumdan annemin uyarıları sayesinde kurtuluşumu hatırlamıyorum. Aralıklarla “sen daha çok küçükken” diye başlayan ve benim bahçemizin içinde ve dışında nerede çöp yığınları varsa oraya koştuğumu ifade eden sözde  anıların paylaşımı...”

“Oyuncaklarımı çok sevdiğimi biliyor, her yeni oyuncak istediğimde ağlamam gerektiğini anladığım yaşlarda, annemin ablama “kızım kardeşine çok iyi bak. Ben hemen geliyorum.” diyerek koşa koşa çarşıya çıktığını hatırlıyorum. Telaşlı ve stresli. Şimdi anneme yaptığım ve yaşattıklarımın bir tanesini asla yapmam. Yaşım gereği ne olmam gerekse onu yapıyor ve bu gün on üç yaşlı bir çocuktan daha olgun davranışlar sergiliyor onu  daima mutlu etmeye çalışıyorum.”

Sonra hepsinden vazgeçtim. Bize bir şekilde yolu düşen çocuklar oynuyor şimdilerde.

Okullu yıllarıma ilk başladığım günler ebediyen taze bir anı olarak annem, babam ve küçük kardeşim Emriye ile yaşayacaktır.

Bana her gün okul malzeme ve kıyafetleri alınışı, kardeşimin ben de isterim, ben de okula gideceğim deyişi ve saatlerce ağlayışı. Annemin benden iki yaş küçük kardeşimin olayı kavraması için saatlerce kıvranışı, zorda kalışı, sevdiği yiyecekleri  ve giyecekleri sunuşu, benim olan ama çok sevdiği oyuncakları ona verişi  unutulmazlar hanesinde ailemizin en güzel anıları olarak yerinde durmaktadır.

Okul öncesi öğretmenimden çok şey öğrendim.

Ailem ve çevremin bütünleşerek büyümemdeki katkıları çok başarılıydı. Söylediklerinin hemen hepsini yapardım. Çünkü ben onca oyuncaktan vazgeçtim. Bir merhabayı, selamı bile esirgiyorum onlardan. Ev dışında yaş guruplarımla oyun oynamak şimdilerde okul dışında en sevdiğim şey.

Annemin eve gelmem ile ilgili uyarı seslerini duymazdan geliyor, akşam karanlığına kadar kendi kendime verdiğim yetkiyi kullanıyorum.”

Okunmakta olan bu çok önemli tespitleri yazmaya başlamamla beraber günlük hayatımın akışı çok değişti. Okul öncesi ve İlköğretim Okulu yıllarımda olumlu ve olumsuz ne kadar okunmasını arzu ettiğim geçmişim varsa hepsini yazacağım.

Lise ve Üniversite yıllarım…

Sonra hayat denilen bitmez tükenmez acılar, hastalıklar, güzeli az olan yıllar…