Hastanenin Bekleme Salonundan Notlar:

Bir kanepede üç kişiyiz. İkisi tanışıyor ama ben tanımıyorum. Elinde mühürlü, kaşeli ve bol imzalı bir kâğıtla bir delikanlı yaklaştı, yanımıza. Selam verip sordu oturanlara. “Bir kâğıt daha mı imzalatacağım?” Belli ki tanışıyorlar ve yanımdakiler de bu konuda daha tecrübeli.

            -Hayır dedi birisi, bu kâğıdı ilgili birime ver. İkisini de öderler.

            Elinde kâğıt olanın babası felç olmuş yatalakmış. Delikanlı bakıyormuş babasına. Oturanlardan birisi anlatıyor.

            -Her gün bez değişecek. İlaç istiyor elde yok avuçta yok. Hele ki devlet yetişti de vatandaş nefes aldı biraz.

            Böyle durumda devlet vatandaşa iki kalemde yardımcı oluyormuş. Soruyorum.

            - Herkese veriyor mu?

            - Hayır, imkânı olanlara yok. Elindeki kâğıtta hem vatandaşın ihtiyacı belirtilmiş hem de hastanın durumu.

            -Tanışıyorsunuz galiba. Delikanlının geliri iyi değil mi?

            - Aynı köylüyüz. Geliri n’arasın (ne arasın) dayı. Adam inşaat işçisi. Gün buluyor gün yiyor. Oturanlardan diğeri, bir söylüyor, pir söylüyor.

            - Günümüzde devlet, evlattan hayırlı çıktı. Hangi evlat babaya bu denli yardımcı olur ki? Kendi buldu da babası kaldı. Baba bir göz odaya beş evladını sığdırmış da beş evlat babalarına bir oda ayıramamışlar. Sen ne diyon amca, ne yütürdün de ne arıyon? Bu devirde kim kime dum duma. “Tırnağın varsa başını kaşı.” demişler.

 

            Kel, em bulsa başına sürermiş…