MEDED

Ey Allah’ım, senden sual sorulmaz. Her işinde bin bir sır vardır.  Kulların sabır sebat bilmez, ne olur bize bir eman ver!... Nihayetsiz rahmetine sığınıyoruz,  ülkemizin acılarına  bir nihayet ver!…

            Doğrusu, bu haftaki yazıya elbette böyle başlamak istemezdim. Zafer şarkıları söyleyerek, bahar kuşunun bin bir güzelliği kulağımıza fısıldadığı şu günlerde, sonsuzluk deminin kapılarını aralayıp, bir bilinmez âlemin içinde, sır içinde sırlara gark olmayı, oradan Yedi Süreyya’ya doğru kanat çırpmayı, Gül Peygamberimiz Resulullah ile gönül dilinden sohbet etmeyi, Rabb-i Zülcelâl’ı hiç dilimizden düşürmemeyi; aldığımız ve verdiğimiz her nefesin şuuruna vararak, bin bir duayı bin birine ekleyerek ebediyet âlemine bir kelebek gibi uçup gitmeyi ne çok isterdim...

            Ey vatanımım güzel insanları!

            Ey şehirlerimin boynu bükük yavruları!

            Ey yetim kalanlar, ey öksüz kalanlar!

            Ey al yıldızlı bayrağın altında  yedi semaya kanat çırpanlar!… Sizden biri olmak,  Şol Muhammed’in Liva-i Hamd sancağının gölgesinde olmak kim bilir ne güzeldir. Kim bilir ne mutlu bir yüzünüz var? Kim bilir kabriniz nasıl da nurla dolmuştur?… Kim bilir sizi kaç milyon melek karşılamıştır…

            Elbette Mukaddes Vatanımızın huzuru ve istikbali, için verilen canlar, akan kanlar asla boşa gitmemiştir, gitmeyecektir.   

            Şu günler ülkemin her yanında acıların şerha şerha yüreğimizi dağladığı, yavrularımızın gözyaşlarının ırmak olup çağladığı günlerdir.  Elbette hepimiz ölümü tadacağız. Elbette hepimiz bir gün tabuta gireceğiz. Arkamızda bırakacağımız dostların gözyaşları belki acılarımızı bir nebze olsun azaltacak… Fakat şunu asla unutmayalım ki,  üzerinde yaşadığımız, nefes aldığımız, hür havasını kokladığımız, seher yelinin büyüsüne karışan, mübarek ezanımızın uhrevî sedasıyla uyandığımız bu toprakları bir karışını bile hainlere vermeyiz.

            Buna Allah ve Resulullah şahit olsun ki vatan sevdası için saçımız her teli kadar canımız olsa; her birini de bu vatanın bir karış toprağı için feda etmekten çekinmeyiz. Dostumuz da düşmanımız da bunu iyi bilsin… Kaldı ki biz yalnız bu toprakların namusu, bu toprakları huzuru için varlığımızı sürdürmüyoruz. Millet Olarak varlığımız: Çanakkale Abidesi kadar İslam ve İnsanlık için büyük abidedir. İnsanlık ve İslâm adına yer yüzünde; aç susuz, yüzü mutsuz, huzursuz bir tek insan kalmayıncaya kadar, bütün yeryüzü Allah’ın mutlu kullarıyla doluncaya kadar, mücadele edeceğimizden kimsenin şüphesi olmasın!...

            İnanıcımız da, aşkımız da, sevdamız da bundan ibarettir.

            Başımıza gelen bunca felaketin gerçekten büyük bir “imtihan” olduğunu biliyoruz. Bu yüzden Rabbimizden meded istiyoruz. O’nun yardımı, O’nun desteği ile inşallah önce kendimizi ruhen, arşın kürsün layığı bir âdem olma vasfına çıkaracak, ondan sonra da bütün insanlığı kurtarmak için büyük bir mücadelenin içine gireceğiz…

O yüzden “Meded, Allah’ım Meded!” diyoruz. O yüzden bir şairimizin dediği gibi:

            “İşimiz sarpa sardı        

            Meded, Allah’ım Meded!...

            Dalımı yel kopardı

             Meded, Allah’ım Meded!..

 

            Din tek ve Haktır amma,

            Yüklenirler İslâm’a,

            Biz terk etme gama,

            Meded, Allah’ım Meded!...

 

            Beşer azdıkça azar,

            Yok, bir ibret-i nazar

            Kâr etmez ölüm, mezar,

            Meded, Allah’ım Meded!...”

 

MEHMET EMİN ULU