Görüş Alanı

Pencere,

En iyisi, pencere;

Geçen kuşları görürsün hiç olmazsa,

Dört duvarı göreceğine...

(Orhan Veli Kanık)

            Geçerken görür ve imrenirdim. Yeşillikler içinde üçer katlı, oturaklı iki bina. İkiz gibiydiler. Kısmet oldu bir dairesini satın aldık. Güneye bakan üst kattaki dairenin önü bahçe idi. Vakıflara ait bahçede müsteciri, sebze meyve yetiştiriyordu. Yani görüş alanımız, yola kadar yemyeşil olurdu.

            Vakıf malları, satılamaz, devredilemez derlerdi. O yüzden görüş alanımızın kapatılamayacağı inancıyla huzurluyduk.

            Bir gün vakıf arazisinin önce kireçle çizildiğini, sonra iş makineleriyle temeller kazıldığını gördük. Bu neyin nesi derken araziyi iki dükkân karşılığında özel idarenin aldığını, buraya kütüphane yapılacağını öğrendik. Bir öğretmen olarak kütüphane yapılmasına sevinirken görüş alanımızın kapanmasına da üzüldüm doğrusu.

            Bina yapıldı yapılmasına da etrafına dikilen kocaman ağaçlar görüşümüzü temelli daralttı. Bir arkadaşımızın deyişiyle şehir bahçesine ağaç değil, ağaççık dikilirmiş. Kimsenin görüşünü kapatmamak için.

            Hele bir tanesi vardı ki bir tanesi, yaprak açtığı zaman balkonu çıkınca ilerisini hepten kapatıyordu. Kütüphane müdüründen söz konusu ağacın ya budanmasını ya da yerinden kaldırılmasını rica ettim. Akşam döndüğümde ağacın budandığını görüp sevindim. Ricamı kabul edip gereğini yapan müdüre teşekkürüm tabiidir.

            Oysa ben, ağaca, yeşile oldum olası hayranım. O yüzden gezicileri, Cerrattepe direnişçilerini, Soma’da zeytin ağaçları için eylem yapan köylüleri yeşil yol direnişçilerini kalben destekliyor, onların başarıları için dua ediyordum.

 

            Yeşili severim ama görüş alanımı kapatmasını da istemem doğrusu...